A Novelist, columnist & playwright

Yetti Artık

Bayan Yanı | Haziran 2017

Yaşam bizim hayal gücümüz çok ötesinde bir yaratıcılığa sahip. Sürpriz yapma konusunda ise biz yazarlardan çok daha başarılı. Yıllar yıllar önce tek istediğim Galler’de yaşamak iken, birisi bana bir gün gelecek, yazdığın bir oyunla üstelik hayatımdaki en sevdiğim insanlarla tüm Galler’de turne yapacaksın demiş olsaydı asla inanmazdım… İnanamazdım çünkü benim hayal gücümü bile aşardı bu sözler…

“Enough is Enough” (Yetti Artık) Benim yazdığım, Memet Ali Alabora’nın yönettiği ve Pınar Ögün’ün oynadığı, Kadına şiddete, enseste, çocuk tacizine yeter diyen müzikle bir oyun… Oyunumuzla tüm Galler’i gezerek, burada da açık açık konuşulmak istenmeyen konuları yüksek sesle dile getirdik…

Kimse bizi kovalamadı…
Kimse bizi suçlamadı…
Kimse oyunumuzu yasaklamadı…
Kimse burada böyle şeyler olmuyor demedi…
Kimse aile yapımızı yıkıyorsunuz diye suçlamadı…
Kimse siz kim oluyorsunuz da dinimizi eleştiriyorsunuz diye bağırmadı…
Bütün Galler’i gezdik…
Kimse…

Türkiye’de yaşadığım kabus sonrası bana ikinci kez kucak açan, beni yine iyileştiren Galler, beni bir anne şevkatiyle sarmalıyordu… Galler’in el değmemiş, yabani, kimi zaman sert ve her adımınıza eşlik eden yeşillin tonlarıyla bezeli doğasına bakarken yine yeniden büyüleniyordum. Kimi zaman sadece bir arabanın geçebileceği darlıktaki yolların kenarlarını süsleyen yeşiller, uçsuz bucaksız arazileri süsleyen nokta nokta koyunlar, gökyüzünün maviden, griye, griden, turuncuya dönen renkleri ve rüzgarın ve kuşların ve sessizliğin kimi zaman bağıran sesleri…

Ruhların sesini duyabilirsiniz burada,
hüznün sesini de,
kimi zaman çaresizliğin,
kimi zaman kabullenişlerin…
İnsanlar ise çok az bağırıyor burada…
Sessiz insanların, sakin yaşamların, saklanmış hayatların ülkesi Galler’in her yerini dolaşarak avaz avaz bağırdık. Yetti Artık…

Kimi zaman çok yeni yapılmış modern bir art center’da, kimi zaman 1900’lerin başında yapılmış bir tiyatro’da kimi zaman ise yüz yıllar öncesinin mekanlarının içinde olmak başlı başına bir serüvendi.

Welshpool’da 1800’lü yıllarda yapılmış bir balo salonunda oynadık. Salonun arka kısmında da eski bir mahkeme salonu vardı. Oyun öncesi toplantımızı o mahkeme salonunda yaptık. Orada konuşurken burada kim bilir neler yaşandı diye düşündüm. Kimilerinin hayal kırıklıkları, kimilerinin acıları, kimilerinin öfkeleri.. Bir zamanlar seslerle kaplanan duvarlar şimdi lekeler ve örümcek ağlarına bürünmüştü. Soğuk, buruk ve yalnız… Sanki bir zamanlar yüzlerce kişinin hayatına yön veren mekan orası değilmiş gibi… Bir zamanını ihtişamı şimdi buruk bir terkedilmiştik içindeydi… Mekanları var eden insanlar, mekanlarla var olan insanlar, mekanları terk eden insanlar, mekanlar ve insanların sürekli devinen ilişkileri… Mekanları mı insanları, insanlar mı mekanları tanımlar?… Mekanlar, tarih ve insanlar…

O zamanlar burada seslerini duyuramayanlar gibi bugünde seslerini duyuramayanların olması…
O zamanlar haksızca yargılananlar gibi bu zamanlarda da haksızca yargılananlar…
O zamanlar haksızca cadı diye suçlanan kadınların bu zamanlarda oruspu, şeytan gibi başka tanımlarla suçlanması…

Bu turnenin sonunda insan malzemesinin her yerde aynı malzeme olduğundan yine yeniden bir kez daha emin oldum.

Ne yazık ki, duymak istemedikleri gerçekler konu olunca ne yaparsanız yapın, duymamaya devam ediyorlar.

Ne yazık ki, konu kadın sorunları olunca erkeklerin çoğunluğu hiç mi hiç duymak istemiyorlar.

Ve Ne yazık ki kadınların sorunları dünyanın her yerinde aynı… Aynı acılar… Aynı vurdumduymazlıklar… Aynı pişmanlıklar…

“bu oyunu 16 yaşında izleseydim o zaman hayatım bambaşka olurdu, bu oyunla bir kez daha buraya gelirseniz ben gönüllü olarak kapı kapı sizin oyununu tanırım” diyen genç kızın samimiyeti…

İnsan malzemesi kültürlere, dillere, sınırlara, düşmanlıklara rağmen o kadar birbirinin aynı ki, kendilerini bu kadar faklı ve ayrı görerek ve algılayarak aslında imkansızı başarıyorlar…