A Novelist, columnist & playwright

Sansür öteki ile başlar…

08.11.2015 | BirGun.net

Sansür öteki ile başlar...

Egoların ben ben ben diyen çığlığı yerine ben’siz bir anlayışa varmak analog dünya düzeninin sonunu getireceği için buna asla izin verilmez.

Bedenlerine yabancı olarak büyüyen kadınlar ve erkekler çocukluk çağlarından itibaren korkutularak yetiştirilirler. Karanlıktan gelip bizi alacak öcüler, yalan söylersek yanacağımız cehennemler, bedenlerimize dokunursak işleyeceğimiz büyük günahlar ve tabii büyüklerin bizden beklentilerini yerine getirmezsek eğer yaşanacak kabuslar…

Yargılanmamak, ceza almamak, kabul görmek için bizden beklenilenleri yapmaya şartlandırılmış çocuklar olarak gelişmeye çalışsak da aslında büyüdüğümüz pek söylenemez. Ergenlik öncesi kadınlarda ve erkeklerde oluşan cinsel kökenli travmaları da bu tabloya eklediğimizde, ki travma da çok büyük bir korku içerdiği için, varolan korkular daha da büyür.

Aslında bizler ilk gençlik yıllarımıza, korkularımızı bastırmak için ürettiğimiz, şişkin egolarımızla adım atarız. Sonrasında anneler babalar olarak çocuklar doğurup onları büyüttüğümüzü düşünürüz. Oysa genelde korkular korkuları büyütmüş olur.

Bedenimizle bütünleşmemiş, korkularla beslenmiş, şiddeti öğrenmiş kadınlar ve erkekler olarak elimizde kalan tek savunma güçlü olmaktır. Güçlü olmak, silahlı olmak, korkutmak, baskı yapmak, kontrol etmek ve yüksek egolu olmayı gerektirir.

Bu döngü ne yazık ki hiç değişmez, değişmesi de istenmez çünkü binlerce yıldır süren analog dünya düzeninin yönetim şekli şiddetin kullanılması ve korkunun yaygınlaştırılması temeline dayanır. Analog dünya düzeni sanıldığı gibi sadece kadınlar üzerinde değil erkekler üzerinde de hakimiyetini bu iki yöntemi kullanarak sağlamış ve sağlamaktadır.

Analog dünya düzeni ya da erkek egemen kültürün kurallarına göre kendi cinsel kimliğinizle var olmanın hiçbir önemi yoktur. O nedenle de hem kadınlar hem de erkekler kendi güçlerinin farkına varmak istemezler. Dışlanmak, horlanmak, kabul görememek, mücadele etmek zordur.

Oysa kültürün öğretilerini kabul ederseniz bir yandan kendinize acır, diğer yandan bu acıma duygusunu fedakarlık adı altında süsleyerek çevrenizi sinsi sinsi yönetmeyi başarırsınız. Şiddet şekil değiştirir ve siz şiddet göreni oynarken bir yanda da şiddeti uygulayan olursunuz. Ya da farklı olmayı seçmiş gibi yaparak erkek egemen kültürün ürettiği “güçlü olmak” tanımının gerekleriyle kuşanmayı seçersiniz. Gücün araçları olan para, mevkii, unvan gibi dışarıdan edinilen silahlarla kuşanır ve yönetilmemek için yöneten olmayı seçersiniz. Ancak burada aslında güçlü olan benlik değil, silahların o benlikte yarattığı yapay güvendir. Bu noktada kendi olmak, kadın olarak ya da erkek olarak var olmak yine tercih edilemez çünkü bu tercih aynı zamanda silahsızlanmayı da gerektirir. Oysa korku ve şiddetle bezenen bilinçlerin korkusuzca silahsızlanma yolunda ilerlemeleri çok zordur.

Silahsızlanmak gerçekten cesaret ister, gerçekten yürek ister: “gerçeklerle yüz yüze kalıp, aynada gözlerinin içine bakmak hiç de kolay değildir”.
Ego’ların ben ben ben diyen çığlığı yerine ben’siz bir anlayışa varmak analog dünya düzeninin sonunu getireceği için buna asla izin verilmez. Sorgulamak, düşünmek, kadın veya erkek olarak varoluş için mücadele etmek sistemli olarak küçümsenir. Hep daha önemli bir şeylerin altı çizilir. Çizilmek zorundadır. Eğer kadınlar ve erkekler doğal cinsel kimlikleriyle var olabilirse onları korku ve şiddetle yönetmek imkansızlaşır. Düzenin sürdürülmesi tehlikeye girer.

Sorgulamaya gerek yoktur. Sorgulama yapılacaksa da bu kendinizin dışında bir sorgulama olmalıdır. Var olamadığınız sürece içinizde büyüyen “kendilik” nefreti ve bu nefreti görmenize engel olan egolar beslenmeli büyütülmeli, kadınlar ve erkekler “gibi” yaşamları içinde hep aynı döngülere, hep aynı sancılara mahkum edilmelidir. Düşünürseniz, size dayatılan düşünce kalıplarının ötesine geçerseniz oyun bozulur; ancak oyunun devam etmesi istenmektedir, işte sansür de tam bu noktada yerini alır.

Analog dünya düzeninde en önemli olan değer yüksek ideallerdir. Yüksek idealler söz konusu olunca direniş ve protestoya yer kalmaz. Analog dünya düzeninin yönetenlerinin de direniş gösterenlere tahammüleri yoktur: “direniş gösterenler yok edilmesi gerekenlerdir”. Analog dünya düzeninin “Yüksek idealler”ine hizmet etmiyorsanız ötekileşmeye mecbursunuz.

Nefretlerin yansıtılacağı, intikam alınacağı ötekiler kolayca hedef tahtasına oturtulur. Ötekiler yaratıldığı sürece de savaşların ve şiddetin sonu gelmez. Şiddet şiddeti körüklemeye, şiddet korkuyu büyütmeye yardımcı olur.

Sansür öteki ile başlar, kendilik nefretinin büyüttüğü egolarla sürdürülür.

Önce kendinize sansür uygulamaya başlarsınız, sonra kendinize yaptığınızı ötekilere de yapmak zorunda kalırsınız, sansür nefes almak kadar doğal olarak yerleşir yaşamınıza. Sinersiniz. Çünkü sansür şiddet ve korkunun ete kemiğe bürünmüş sopasıdır. O nedenle de sopa yememek için kımıldayamazsınız; kalakalırsınız. Bunun adı da uyumlu ve normal olmak olur.