ÖZEL“ANONYMISS” RÖPORTAJI– Meltem Arıkan
ÖZEL“ANONYMISS” RÖPORTAJI– Meltem Arıkan, “Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü” sahibi yazar ve aktivist
05.06.2011 | Wikileaks-Movie.com, Jacob Andrews
2004 “Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü” sahibi
Julian Assange, Wikileaks ve diğerleri gibi Meltem Arıkan da son günlerin tartışmalı konuları olan sansür ve bilgi özgürlüğü alanına hiç yabancı değil. 2004’te yayınlanan romanı “Yeter Tenimi Acıtmayın”, T.C. Başbakanlığı’na bağlı bir kuruluş olan Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu tarafından yasaklandı ve Arıkan da “Kitabında Türkiye’de olmayan ensest gerçeğini yazarak, Türkçe isimler ve karakterler kullanarak Türk aile düzenini feminist bir yaklaşım içerisinde yıkmaya çalışmakla” suçlandı. Yasal sürecin sonunda kitaba konulan yasak kaldırıldı ve Arıkan aralarında Türk Yayıncılar Birliği’nin “Düşünce ve ve İfade Özgürlüğü Ödülü” de dahil olmak üzere pek çok ödüle layık görüldü. Yazar ve aktif bir “Anonymiss” üyesi olan Meltem Arıkan’la yapılan bu özel röportajı kaçırmayın. Özgün bakış açısını ve değerli fikirlerini bu ilginç röportajda bizimle paylaştığı için kendisine teşekkür ediyoruz.
1. İlham kaynağınızı nereden alıyorsunuz?
Nancy Andreasan ilhamı şöyle açıklar: “…Yaratıcı bireylere, fikirlerini ve ilhamlarını nereden aldıkları sorulduğunda genellikle Arşimed’in “Evreka” hikayesini anlatırlar. Yaratıcı sürecin evreleri vardır. Önce hazırlıkla başlar, bu temel bilgilerin ve becerilerin biraraya getirildiği safhadır. Daha sonra kuluçka süresine geçilir ki bu da kişinin problemi çözmeye yönelik olarak bilinçli bir çaba harcamadığı ama bilinçaltı düzeyde bağlantıların yapıldığı bir zaman dilimidir. Bu süreç en sonunda ilhamı, yani kişinin bir anda çözümü görüverdiği an olarak tanımlanabilecek evreyi getirir. Ve en son safha da bu kavrayışın yararlı bir şekle sokulduğu üretim aşamasıyla sona erer. Bu sürecin özellikleri yaratıcılığın türüne göre değişir; bir roman yazmakla yeni bir kimyasal sentez yapmak birbirlerinden farklıdır. Ancak pek çok farklı yaratıcılık türünde temel süreç ve ilkeler aynıdır.”
“Benim ilham kaynağım her zaman kadın olarak varoluşum olmuştur.”
Varoluşu tanımlayan “İnsan BIOS’u” yaratıcı sürecin başlangıç noktasıdır. Bu, kişinin, sadece mekanik bir dilden değil aynı zamanda kalıtsal hafızasından oluşan operasyon öncesi sistemidir.
Bir kadın olarak erkek egemen sistem tarafından binlerce yıldır baskı altına alındım, sindirildim, korkularla yaşamaya zorlandım ve terörize edildim. İlham kaynağımı bu sistemin yapısını ortadan kaldırma amacımdan alıyorum.
2. Sizi Wikileaks’e çeken neydi ve Wikileaks sizin çalışmalarınız üzerinde nasıl bir etki yarattı ya da size nasıl ilham verdi?
İnsanlar “kabul edilmiş doğruların” arkasındaki gerçekle yüzleşmedikçe korkularla yaşamak zorunda bırakılırlar. Wikileaks, gizli bilgilere ulaşarak insanlara, korku sınırını aşmaları için bir olanak tanıdı. Ve insanlar bu yolla otoriteyi, gücü ve erkek egemen sistemi sorgulama fırsatı buldular.
“Ben bir kadınım, diğer kadınların acı dolu deneyimlerini algılayabilir ve hissedebilirim, onları görmezden gelemem çünkü doğal kadınlığım, benim güç kavramı ve erkek egemen sistemin çıkarları tarafından lekelenmemiş bir şefkat duygusuna sahip olmamı sağlıyor. Ben bir kadın ve aynı zamanda bir anneyim. Bu yüzden de başka kadınların deneyimlerinin bedenimde, yüreğimde ve duygularımda somut bir karşılığı var. Ben bir kadınım. Doğurduğum çocuğun, erkek egemen sistemin kavramları uğruna savaşması ve ölmesini kabullenmem mümkün değil. Başka annelerin çocuklarının ölümü bende bu yüzden öfke uyandırıyor. Ben bir kadınım. Yaşamın tüm acılarını kabullenecek kadar güçlüyüm. Yaşamın gerçeğinin, sadece onun acılarını kabullenmekle ve onlardan kaçmamakla yakalanabileceğini biliyorum. Ben bir kadınım ve tüm kadınların, ancak kadın olarak varolabildikleri zaman “hayır” diyebileceklerini ve direnebileceklerini çok iyi biliyorum.”
İlgili link: http://archetypeinaction.org/calling-on-all-women-to-rebel
“Anonymous’la, Wikileaks’e bağışlar dondurulduğu zaman tanıştım.”
Wikileaks’in elindeki belgeleri yayınlaması erkek egemen sistemi sarstı ve bu da benim mücadelem için büyük bir destek oluşturdu. Korku sınırı aşıldığı için kadınların sesleri erkeklerle birlikte yükselmeye başladı. Ben tüm romanlarımda yeni bir dünya düzeninin gerekliliğine vurgu yapıyorum. Ve bir süredir Analog Dünya’dan Dijital Dünya’ya geçiş sürecini yaşamakta olduğumuzu düşünüyorum. Dünyayı yönetenlerin, Wikileaks’in korkusuzca bilgi yayınlamasını durduramadıklarını görmek beni çok heyecanlandırdı. Türk basını Assange’ın tutuklanmasına yeterli ilgi göstermeyince ben de gelişmeleri dünya basınından ve sosyal medyadan takip etmeye başladım. Ve Wikileaks’e bağışlar dondurulduğu zaman Anonymous’la tanıştım. Facebook and Twitter hesaplarımı kullanarak insanları ülkemdeki gelişmelerden haberdar etmeye başladım. Bu süre içinde de Anonymiss hareketine katıldım.
“Anonymiss hareketinin çok önemli olduğunu düşünüyorum.”
Analog Dünya düzeni korku temelleri üzerine kurulmuştur, oysa Dijital Dünya’da kadınlar ve erkekler korkulardan arınarak özgürleşecek ve varolacaklardır. Analog Dünya’dan Dijital Dünya’ya geçiş sürecinde kadınlara büyük sorumluluk düşüyor. Eğer pasif ve güdülebilir olmaya devam ederler ve hareketsiz kalmayı seçerlerse bu süreç kadınlar için – aynen Analog Dünya’da olduğu gibi- çok sancılı olacaktır. Bu nedenle Anonymiss hareketinin çok önemli olduğunu düşünüyorum ve kadınları Anonymiss’i desteklemeye çağırıyorum.
Wikileaks belgeleri ve Assange’ın tutuklanması sadece pek çok ülkede değil benim hayatımda da değişikliklere neden oldu. Örneğin yeni yılda hayatımda ilk kez, tanıdığım herkese, tasarımı arkadaşım Melin Edomwonyi tarafından yapılan e-kartlar gönderdim. Wikileaks’ten önce sosyal medyayla hiç ilişkim yoktu ama şimdi zamanımın çoğunu bilgi paylaşarak geçiriyorum. Geçen yıl yeni bir roman yazmaya başlamıştım ancak sonrasında sosyal medya ile olan yoğun ilişkim ve anonymiss hareketinin içinde yer almak romanımın konusunu pek çok açıdan değiştirdi.
İlgili link: http://archetypeinaction.com/en/item/240-how-women-and-men-move-in-to-the-digital-age
3. Julian Assange’a üç soru sorabilecek olsaydınız bunlar neler olurdu?
1 – Erkek egemen sistem kadınlığımızı yok ederken kadınları sistemin yararına kullanmaktan hiç vazgeçmedi. Bu açıdan bakıldığında hemcinslerimin kadınlıklarını kullanarak Assange’ı tuzağa düşürdüklerini görmek çok trajik. Sisteme karşı çıktığınız an tecrit ediliyorsunuz. Bir anda hedef haline geliyorsunuz. Üzerinizde her türlü oyun oynanabiliyor. Kontrol altında tutuluyorsunuz. Haklarınız elinizden alınabiliyor. Hayatınız sınırlandırılıyor. Sesiniz kısılıyor. Yani kısacası son dönemde yaşadıklarınız, genelde pek çok kadının yaşadıklarına çok benziyor. Bu durum bir erkek olarak size ne hissettiriyor?
2 – Hep söylediğim bir şey var: Biz anne-babalarımızın değil korkuların çocuklarıyız. Korkularla yönetiliyor, ehlileştiriliyor ve evcilleştiriliyoruz. Korkularımız yüzünden hareketsiz kalıyoruz. Siz pek çok insanın korku sınırını aşmasını sağladınız. Ancak yapılan röportajlarda kendi korkularınız olduğunu inkar etmiyorsunuz. Korkularınızla nasıl başa çıkıyorsunuz?
3 – Ben sizin başınıza gelenlere şaşırmadığınıza inanıyorum… Sanırım Wikileaks için çalışırken bunun sonuçları olabileceğini tahmin etmişsinizdir. Yine de hepimizin kendimizi güçlü ya da zayıf hisssettiğimiz anlarımız vardır. Ya da zaman zaman bizi zayıf düşüren durumlarla karşılaşırız ve bir anda aklımızda “Değer mi?” gibi bir soru yankılanır. Sizin için bu anlar hangileriydi?
4. Wikileaks’in ateşlediği ana konular ve tartışmalarda sanatın rolü nedir sizce? Sanatçı, yazar veya oyun yazarları içinden konuya bakış açınızı gösteren birkaç örnek verebilir misiniz?
Önemli değişimler sırasında, bireylerin algılarını kışkırtan sanat eserleri onların gerçeklerin farkına varmalarını sağlar ve bu anlamda bir uyaran olarak görev yapar. Buna örnek olarak, Vietnam Savaşı sırasında Joan Baez’in söylediği ‘We shall over come’ şarkısı, Hair müzikali ve onun sinema versiyonu, İran’daki dini diktatörlüğün kadınlar üzerindeki baskılarını anlatan ‘Persepolis’filmi, Pablo Picasso’nun İspanya İç Savaşı’na bir tepki olarak yaptığı ‘Guernica’ tablosu, Charlie Chaplin’in 1940 yılında, II. Dünya Savaşı’nın başında yazıp yönettiği ‘The Great Dictator’ sayılabilir.
5. Kariyerlerinin henüz başındaki sanatçılar, romancılar, film yapımcıları için deneyimleriniz ışığında verebileceğiniz bilgece öğütler nelerdir?
Farklı mutfaklarımız, farklı dillerimiz, farklı etnik alt yapılarımız olabilir ama sonuçta biz, onlar, hepimiz erkek egemen sistemin devamlılığını sağlamak için binlerce yıldır aynı korkularla yönetiliyoruz. Batı toplumlarında yaşayanların daha yüksek bir refah düzeyine sahip olduğu düşünülüyor. Ancak ne yazık ki bu, orada da kadın ve erkeklerin beyinlerinin bedenleriyle bağlantılı olmadığı gerçeğini değişmiyor. Batıda da kadınlar ve erkekler cinsel kimliklerindeki farklılıkların farkında olarak varolmuyorlar; Tıpkı romanımın başlığı gibi “Zaten Yoksunuz” Batı toplumları için aynen geçerlidir. Yazıyorum ve yazmaya devam edeceğim çünkü erkek egemen sistemin kavramlarla altüst ettiği, nefret ve şiddetle beslediği bir dünyada yaşamayı kabul etmiyorum.
Analog Dünya’dan Dijital Dünya’ya geçiş sürecinde sanat, her zamankinden daha fazla kışkırtıcı ve harekete geçirici olmalıdır diye düşünüyorum. Çünkü değişim yalnızca kışkırtmayla tetiklenebilir.
“Sanatçılar eserlerini toplumun düşünce kalıplarının dışında yaratmalıdırlar…”
Kültür ve sanatta provokatif bir üretim için sanatçılar, toplumun düşünce kalıplarını kırarak, belki de ilk başlarda absürd olarak algılanabilecek bile olsa eserlerini özgürce yaratmalıdırlar. Sanat ve kültür ortamları sadece yeni düşünce yöntemleriyle gelişebilir. Sanatçılar belirli düşünce kalıpları içinde düşünmeye zorlanmamalıdırlar.
“İfade özgürlüğü yetmez, bize zorla dayatılan düşünce kalıplarını kırarak özgürce düşünebilmeliyiz”
İlgili link: http://archetypeinaction.org/en/item/279-meltem-arikan
6. Wikileaks’in ülkeniz Türkiye’de ne gibi etkileri oldu?
Türkiye belgelerde adı geçen ikinci ülkeydi. Ne yazık ki basının otosansürü nedeniyle gündemin baş sırasına oturmadı. Belgelerin yayınlandığı gün Başbakan bunların Türkiye aleyhinde dedikodular olduğunu söyledi ve onun sözleri belgelerden daha fazla kabul gördü. Ve ne yazık ki geniş ölçüde hükümetin kontrolü altında olan basın Julian Assange’ı da gündeme getirmekten korktu. Belgeleri yayınlama hakkını elinde tutan Taraf gazetesi de belgelerin çoğunu sansürleyerek bazı belgelerin gelecekte yayınlanacağını öne sürdü. Sonuç olarak belgelerin önemi kamuoyu tarafından algılanamadı.
7. Wikileaks-Movie.com izleyicileriyle paylaşmak istediğiniz başka bir şey var mı?
Kadınların ve erkeklerin, kapısı Julian Assange tarafından açılan yeni dünyada düzeninde , özgürlüklerinin öneminin farkında olmalarını umut ediyorum. Yazılarımı ve haberleri web sitemden takip edebilirsiniz. Herkesi www.meltemarikan.com adresine bekliyorum.
Bu harika söyleşi için teşekkür ediyoruz! Kitaplarınız, sanatınız ve kişisel girişimlerinizde başarılar diliyoruz. Meltem Arıkan’a bu söyleşiye katkıları ve Wikileaks-Movie.com projesine desteği için bir kez daha teşekkürler!
GO BACK









