Meltem Arıkan – Kadın hakları ve internet özgürlüğü aktivisti ve anonymiss
Meltem Arikan – Kadın hakları ve internet özgürlüğü aktivisti ve anonymiss
08.07.2011 | Liberte info, Mehdi Taileb
Bize bir kadın, bir yazar, aktivist ve iş kadını olarak kendinizden bahseder misiniz?
Annemi çok erken bir yaşta kaybettiğim için hem çocukluk hem de genç kızlık dönemim soru sormakla, sorgulamakla ve isyan etmekle geçti. Altı yaşından itibaren klasikleri okumaya başladım, ilkokulu bitirmeden kutsal kitapların hepsini okumuştum. Çünkü sorduğum sorulara aldığım yanıtların hiçbiri beni ikna etmeye yetmiyordu. Üniversiteyi bitirdikten sonra iş hayatına girdiğimde de aynı isyankarlık devam etti. İş hayatında yaşadıklarım ve yaşam içindeki tecrübelerim arttıkça sorularıma ve “niçin”lerime “kadın olmak” başlığı eklendi. Bu sorgulama beni yazmaya ve aktivist olmaya itti.
Kadın varoluşu üzerine yedi roman, bir araştırma kitabı ve iki tiyatro oyunu yazdım. Yazdıkça, araştırdıkça “kadın olarak varolmanın” sadece bizim ülkemize ait bir sorun olmadığını da çok iyi anladım ve kitaplarımda da oyunlarımda da soruna hep evrensel bir perspektiften yaklaştım. Ben erkek egemen sistemin bize dayattığı kurallar ve kavramlarla yaratılmış bir korkular dünyasında yaşamayı kabul etmiyorum. O nedenle de yazıyorum ve yazmaya devam edeceğim.
İş hayatımda da hep bir kadın olarak varolmayı seçtim. Erkek gibi olmadan, cinselliğimi kullanmadan ama kadın olmaktan da hiç taviz vermeden mücadele ettim. Ve Türkiye’nin en büyük elektrik elektronik taahhüt firmalarından bir tanesinde yönetim kurulu üyeliğine kadar yükseldim. Ardından da kadınların kadınca ve birlikte de çok güzel işler yapacağını ispatlamak istedim çünkü kadınların birbirleriyle çalışamayacakları gibi bir önyargı olduğunu biliyorum. Bunun aksini ispatlamak içinde beş kadınla eempcm adlı mimari firmasını kurdum. Altı yıldır dünyanın farklı ülkelerinde pek çok proje yaptık ve bu süreç bir kez daha benim haklı olduğumu gösterdi. (http://www.eempcm.com).
Türkiye’deki mevcut siyasi, sosyal ve dini düzlemdeki farklılıklar nasıl bir arada barınabiliyor? Günlük yaşantınızda bunlardan hangisiyle yaşamak daha kolay ya daha zor?
Bu soruyu bana beş sene önce sorsaydınız vereceğim yanıtlar oldukça farklı olurdu. Şu anda benim için kolay olan hiçbir şey yok ne yazık ki… Bir kadın yazar olarak özellikle dördüncü kitabımın yasaklanması, sonra serbest kalması ve ardından aldığım ödülle devam eden süreçten sonra “yasaklı ve aykırı” bir kadın yazar olarak yaşadıklarımın motivasyonumu hiç de arttırmadığını söyleyebilirim. Her ne kadar şu anda Türkiye’nin en eski en büyük yayınevlerinden bir tanesi bütün kitaplarımı tekrar basıyor olsa da, ben yeni romanıma başlamış olsam da kırgın olduğumu açık yüreklilikle söyleyebilirim.
Seküler bir kadın olarak özellikle seçimlerden sonra her geçen gün yaşam alanımın daraldığını hissediyorum. İslami bir yaşam biçimi hızla ağırlığını hissettirmektedir. Demokrasi, özgürlük gibi kavramların içleri tamamen boşaltılmaktadır. Ben ve benim gibi düşünenler ile İslami yaşam biçimini savunanlar arasındaki gerilim her geçen gün tırmanmaktadır. Bir kadın olarak beni çok üzen şey ise kadınların kendilerini köle yerine koyan bir zihniyete sıcak bakıyor olmalarıdır.
Tarih kadınların hiçbir zaman örtüler altında özgürleşebildiğini yazmıyor ancak şu anda benim ülkemde kadınlar örtünerek özgürleştiklerine inanıyorlar ki benim bunu anlayabilmem mümkün değil. Ne yazık ki benim ülkemde şu anda korkutulan kadınların teslimiyeti yaşanıyor oysa ki ben bana vaat edilen cennet için yaşamayı kabul etmiyorum. Bu dünyada kadınların ve erkeklerin aşk içinde yaşabilecekleri bir düzen kurulabilmesi için mücadele ediyorum.
Bize Anonymiss hareketini ve onun Anonymous grubuyla olan ilişkisini anlatır mısınız?
Anonymiss hareketi kadınların Anonymous’un içinden yarattıkları bir hareket. Anonymiss şu anda dünyadaki mevcut kadın hareketlerinden hiçbirine benzememektedir. Prototip bir hareket değildir. Anonymiss içinde sadece kadınlar değil erkek egemenliğine karşı çıkarak kadınların özgürleşmesine yardım etmek isteyen Anon’larda vardır. Anonymiss hareketi ayrıca sansüre karşı çıkan, özgür bilgi akışını da destekliyen bir harekettir. Kadınlar özgürleşmeden sadece erkeklerin yaratabilecekleri bir devrim olamaz. Analog dünya düzeninden kurtulmamızı ancak erkek egemenliğinin hiyararşik düzeninden kurtulup toplumların farklı örgütlenmesini yaratabilmek için kadınların da sürece dahil olmaları sağlayabilir.
Geçen yüzyılın hiyerarşik, ideolojik dini yapılanmaları dijital dünyada ancak kadınların katkılarıyla tümüyle geçersiz kalacak ve dijital dünyada yeni toplumsal, siyasi ve ekonomik örgütlenmeler ancak kadınların katılımıyla oluşabilecektir. KADINLAR VAROLMADIĞI SÜRECE ERKEKLERİN VAROLABİLMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR.
Anonymiss, analog dünyanın tüm gelenekleriyle birlikte erkek egemen sisteme ve erkeklerin analog dünyadaki alışkanlıklarını sürdürmelerine de yeter demektedir. Anonymissler cinselliklerini yaşarmış gibi yapmaya yeter diyerek bedenleri ve bedenleriyle bütünleşmiş zihinleriyle birlikte tatmin olmayı talep etmektedirler. Anonymiss, analog dünyanın erkekler tarafından kadın kimliği üzerinde yapılmış kodlu ve önyargılı her türlü tanımlamasına yeter demektedir. Kadınlar kendi kimliklerinin erkekler üzerinden değil kendi varoluşları doğrultusunda tanımlanmasını talep etmektedir. Kadınlar, çocuk ve kadın taciziyle ilgili tüm hareketlere yeter demektedir.
Kısacası Anonymiss’ler, Anonymous’ların yürüttükleri hareketlerin içinde yer almakla birlikte ayrıca kadınlar için de mücadele etmektedirler.
Sessiz kalmanın suça ortak olmak anlamına geldiğini sık sık tekrarlıyorsunuz. Bireyler ve toplum olarak bu sessizliği aşabilmek için yıkmamız gereken en önemli engellerin neler olduğunu düşünüyorsunuz ?
Çoğu kadın ve erkeğin sessizlikleri, ataerkil sisteme itaat etme baskısından doğmaktadır. Sessiz kalmayı tercih edenler bilinçli olarak suça ortak olmayı seçerler. Ataerkil sistemi yok etmeden ne kadınların ne de erkeklerin özgürleşmeleri mümkün değildir. Bunu başarabilmek için de kadınların ve erkeklerin ataerkil sistem tarafından yaratılan korku eşiğini geçmeleri gerekir. Aslına bakarsanız ataerkil sistem artık zayıf bir kağıttan kaplandır ve yalnızca sistemin ne kadar çürümüş olduğu gerçeği yayılarak bile yok edilebilir.
Wikileaks, elindeki bilgileri yayınlayarak gerçek tarihi yazmış ve Kuzey Afrika ve Orta Doğu halklarını, korku eşiğini geçmeleri için cesaretlendirmiştir. Öte yandan Batılılar da kendilerinin de bu sürecin dışında olmadıklarını anlamak için bu bilgileri çok dikkatli okumalıdırlar.
Toplumların dinlerine ve ideolojilerine bakılmaksızın tümünü yöneten sistem tektir ve adı da ataerkil düzendir. Artık Batı da bu gerçekle yüzleşmek zorundadır.
Sızdırılan bilgilerin yayınlanması ve Wikileaks Türkiye’de, siyasette, iş dünyasında ya da basitçe bireysel ve toplumsal anlamda nasıl karşılandı?
Türkiye, yayınlanan bilgilerde adı geçen ikinci ülkeydi. Ancak ne yazık ki hükümete zarar vermek istemeyen basının otosansür uygulaması sonucunda belgeler yeterince gündeme gelmedi. Bilgilerin yayınlandığı gün Başbakan bu belgelerin Türkiye aleyhine asılsız dedikodular olduğunu açıkladı ve onun sözleri belgelerden daha fazla kabul gördü. Ve geniş kapsamda hükümetin kontrolü altında olan Türk basını Julian Assange’ı gündeme getirmekten bile çekindi.
Türkiye’de Wikileaks’in bir benzeri var mı? Gazeteciler hükümet tarafından bu denli baskı altında olduklarına göre birilerinin bilgi sızdırması ve adının bilinmeden kalması mümkün olabilir mi?
Sansür mekanizması, özgür basın ve ifade özgürlüğü aleyhindeki yasalar nedeniyle Türkiye’de bilgi sızdırıp yayınlamak imkansız. Ancak öte yandan ben, Wikileaks benzeri bir girişimin Fransa’da da çok kolay olmayacağını düşünüyorum.
Bilgi sızdırmayı teşvik etmenin (çocukları da içeren) suistimal ve tacizle mücadeleye yardımcı olacağını düşünüyor musunuz?
Evet, Wikileaks eylemleri ilk adım olarak gerekli ancak yeterli değildir. Toplumsal değişim ancak kadın ve erkekler Wikileaks’in değerini anladıkları zaman gerçekleşebilecektir.
Muhtemelen Julian Assange’ın İsveç’te devam eden davasını yakından izliyorsunuz. Assange’ın, İsveç’in “feminizmin Suudi Arabistanı’ı” olduğu yolundaki sözlerini ve bu sözlerin Helene Bergman gibi İsveçli feministler tarafından da desteklendiğini (http://rixstep.com/2/1/20110301,00.shtml) takip etmiş olmalısınız. Siz de kadın hareketini destekleyen biri olarak İsveç’te feminizmin çok ileri gittiğini düşünüyor musunuz?
Erkek egemen hiyerarşik düzen yıkılmadan eşitlik konsepti adalet sistemi tarafından korunamaz. İsveç sosyal demokratlarının feministlerin isteğini kabul ederek eşitlik kavramını adalet sisteminin içine yerleştirme biçimleri sonuçta eşitliği yaratamamıştır. Kadınların kadın olabilmesi için erkeklere ve erkeklerin erkek olabilmesi için de kadınlara ihtiyaç vardır. Kadınlar ve erkekler cinselliklerini doğal olarak yaşayamazlarsa ancak gibili yaşamaya mahkum kalacaklardır. İsveç’teki kanunlar seksi doğallığından çıkartıp “sözleşmeli seks”e dönüştürmüştür. Ben kadınların erkekler gibi olmasına karşıyım. Bence, iş hayatında da kadınlar – ne iş yapıyor olurlarsa olsunlar- bunu erkek gibi değil, kadınca yapmalıdırlar. Dünyanın daha keyifli ve daha zengin olabilmesi için kadınların ve erkeklerin birbirlerinin farkılıklarının farkında olmaları ve bu farklılıkları korumaları gerektiğine inanıyorum.
Bildiğiniz gibi hükümetler dünyanın pek çok yerinde internet sansürünün gerekçesi olarak kamuoyunun yumuşak karnı olan çocuk pornosu sitelerini gösteriyorlar. Çocuk tacizi ile sürekli mücadele eden bir aktivist olarak interneti sansürlemenin bu konudaki mücadele için yeterli olacağını düşünüyor musunuz? Türkiye’nin bu konudaki durumu nedir, ülkenizdeki çocuk tacizi vakalarında azalma oldu mu?
İnternet herkes için ücretsiz ve erişilebilir olmalıdır. Erkek egemen sisteme göre, internet çocuk pornosu için sansürlenmeliyse o zaman çocukları tecavüze uğramasınlar diye evden de çıkartmayalım. Çocuk pornosu, çocuk fahişeler, seks turizmi, erkek egemen sistemin ürettiği sonuçlardır. Bunların neden ve nasıl oluştuğu, neden ve nasıl geliştiği sorgulanmadan internete yasak koyunca çocuk pornosu, cocuk tacizi ve çocuk seksi turizmi sorunu çözülmüş mü olacak? Bu sorunların kaynağı erkek egemen sistem olduğuna göre bu sorunun tek çözümü önce erkek egemen sistemin yıkılmasıdır.
Türkiye’de de dünyanın her yerinde gelişmiş ve gelişmemiş toplumlarda olduğu gibi, çocuk tacizinin başladığı ilk yer ensest ilişki diye adlandırılan aile içi ilişkidir. Türkiye’de de tüm diğer ülkelerde olduğu gibi, erkek ve kız, çocuk fahişeler bulunmaktadır. Hükümetin internete getirdiği yasaklar, Türkiye’deki kız ve erkek çocuklarına yönelik taciz ve tecavüzü hiç bir şekilde azaltmamıştır. Erkek egemen toplumun kanunlar çıkartarak, erkek egemen toplumun kendisinden kaynaklanan sorunları çözebilmesi ne Türkiye’de ne de dünyada mümkün değildir. Türkiye’de 12 yaşındaki kız çocuklarının evlenip, çocuk sahibi olmasına müsaade eden bir zihniyetin çocuk pornosunu engellemek için yasaklar koyması hiç de gerçekçi değildir.
İnternet sansürünün yasalaştığı bir ülkede yaşamak nasıl bir duygu?
İnternet ve sosyal medyaya Nisan ayından itibaren konmaya başlayan sansürler 22 Ağustos’tan itibaren yaygınlaşacaktır. Sansür, tarih boyunca erkek egemen toplumun özgürlükleri sınırlamak veya yoketmek için gerekçeler uydurmasıyla yapılmıştır. Çocukları korumak, aile yapısının bozulmasını engellemek adına yapıldığı ve yapılacağı söylenen sansürler amacına ulaşamaz. Bu, sadece bireylerin özgürlüğünü kısıtlar veya yok eder. Benim kitabım “Yeter Tenimi Acıtmayın”ın yasaklanma gerekçesi de benim yazar olarak Türk aile yapısını bozmaya teşebbüs ettiğim iddiası olmuştur. Kitabım, kadınların çocuklukta maruz kaldığı cinsel içerikli travmatik olayların ve ensestin onların hayatını nasıl etkilediğini anlatıyordu. Ayrıca bu etkilerin nasıl kuşaktan kuşağa aktarıldığını ve bu etkilerden kurtulmanın da mümkün olduğunun altını çiziyordu. Benim kitabımı aile yapısını bozmakla suçlayan zihniyet bugün interneti de aynı gerekçeyle sansürlemektedir.
İnternetteki sansür yürürlüğe girmeden önce aleyhte herhangi bir toplumsal veya siyasi muhalefet yapıldı mı? Olduysa hükümet ve parlamento tarafından nasıl karşılandı?
15 Mayıs’ta İstanbul’da 50 bin kişinin katıldığı gösterinin de aralarında bulunduğu 12 farklı şehirde internette sansür uygulanmasına karşı protesto gösterisi yapıldı. Protesto gösterilerine katılım çok fazla olmasına rağmen konu hem televizyonlarda hem de gazetelerde fazla yer alamadı. Hükümet beklemediği bir anda bu kadar çok kişinin gösterilere katılmasını halkın bir tepkisi olarak algılamak istemedi. Bunun yerine bu gösterileri gizli örgütlerin düzenlediğini iddia etti. İnternete yasak getiren kanun 22 Ağustos’ta yürürlüğe girecek. 24 Temmuz’da İstanbul’da bir büyük gösterinin daha düzenleneceği söyleniyor.
Fransızlara ve diğer uluslararası izleyici kitlesine internet hakları ve sansür hakkında neler söylemek istersiniz?
İnternet ve sosyal medyanın özgürlüğünün kısıtlanması ve bunlara yasaklar getirilmesi şu anda dünyadaki tüm devletlerin gündeminde olan bir konudur. Bence bunun Çin’den ve İran’dan sonraki ilk uygulaması Türkiye’de deneniyor. Burada başarılı olunursa bu yasaklamalar Fransa da dahil olmak üzere tüm Avrupa ülkelerinde, gelişmiş veya gelişmemiş tüm ülkelerde, siber terörizme ve pornografiye engel olmak adı altında, mutlaka gündeme gelecektir. Siber terörizme karşı yapılmış olan çeşitli uluslararası anlaşmalar önümüzdeki günlerde uygulamaya konulacaktır. Benim şaşırdığım husussa Fransız halkının ve diğer Avrupa ülkelerinin hala bu konuda gereken tepkiyi vermiyor olmalarıdır.
AKP’nin oyun stratejisi epey muğlak gibi görünüyor: bir yandan (kaldırılma tehdidi altında olsa bile temel demokratik hakların dokunulmaz olduğu) AB’ye katılım için müzakerelerin yürütüldüğü söyleniyor ama aynı zamanda ülkenizde gazeteciler hapse atılıyor, internet sansürleniyor. Ve bunlar birbiriyle çok da uyumlu gözükmüyor. AB seçeneğinin kitleleri ikna etmek ve laik kesimi yatıştırmak için bir yem olduğunu düşünüyor musunuz?
Evet, haklısınız. AKP hükümetinin Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne sokmak istediğine hiçbir zaman inanmadım. Ne yazık ki liberaller ve seküler görüşlü bazı iyi niyetliler, hükümetin samimi olduğuna inandı ve geçen zaman benim haklı olduğumu gösterdi. Avrupa Birliği ile Türk hükümeti karşılıklı birbirlerini kullandılar ve halklarına karşı oyun oynadılar.
Türkiye 1995’de sırf Avrupa Birliği’ne girebilmek için kendi ülkesinin aleyhine Avrupa ile gümrük birliği anlaşması imzaladı. Bugün bunun sonucu olarak yıllık yaklaşık 90 milyar dolarlık bir dış ticaret açığı meydana gelmektedir. Bunun sonucunda Türkiye’de çok yakında bir ekonomik krizin olması kaçınılmazdır.
Türkiye Avrupa arasında ürün ticareti serbestken, Avrupalıların Türkiye’ye girmesi serbestken Türklerin Avrupa’ya girmesi serbest değildir. İş seyahati için bile Avrupa’ya gitmek zorunda kaldığımda elçiliklerde maruz kaldığım sorgulanma ve davranış biçimi insan haklarına aykırıdır. Bu durumda Avrupa Birliği’nin de gümrük birliği anlaşmasıyla Türk vatandaşlarını kandırdığını düşünüyorum. O zaman Avrupa Birliği ile Türk hükümetinin benim açımdan birbirlerinden hiçbir farkı yoktur.
Analog dünyadan artık giderek daha dijital bir dünyaya geçildiğine inanıyorsunuz. Sizce bu şekilde güç yeniden bireylerin eline mi geçecek yoksa tersi mi olacak ve bu neye bağlı?
Analog dünyadan dijital dünyaya geçiş ancak kadınların ve erkeklerin ataerkil düzeni yok etmeleriyle tamamlanacaktır. Bu değişimin çok kolay olmayacağının bilincindeyim. Ataerkil sistemin bütün olanaklarıyla karşı koyacağının da farkındayım ancak artık ataerkil yöntemle dünyanın yönetilmesinin mümkün olamayacağının da kabul edilmesi gerekir. Ataerkil düzenin yıkılmasından sonra kurulacak olan yeni dünya düzeninde kadınların da erkekler kadar yetkili olacağı düzenin bildiğimiz büyük siyasi örgütlenme tipleriyle açıklanabileceğini zannetmiyorum. Bu konuda tahminler yapmak yerine öncelikli olarak ataerkil düzenin tümüyle yıkılması ve bunun için herkesin mücadele etmesi gerektiğine inanıyorum.
Sizce dijital dünyaya geçişin diğer işaretleri neler?
Wikileaks belgeleri. Pek çok Kuzey Afrika ve Orta Doğu ülkesinde siyasi rejimler değişti ve yakın gelecekte de değişmeye devam edecek. Bu da buralardaki halkların korku eşiğini çoktan geçtikleri anlamına geliyor.
Kitaplarınızın konuları çok etkileyici ancak İngilizce ya da Fransızcaya çevrilmemiş. Bunun nedeni nedir? Yakın bir zamanda kitaplarınızın çevirilerini okuma şansımız olacak mı?
Gelişmiş diye adlandırılan ülkelerin toplumları ne yazık ki bazen son derece bağnaz olabiliyorlar. Eğer yeni bir söz söylenecekse bunu ancak o ülkelerde yaşayanlar söyleyebilir, eğer yeni bir kavram geliştirilecekse bunu ancak o ülkelerde yaşayanlar geliştirebilir. Bu nedenle de Türkiye veya benzeri gelişmekte olan ülkelerden birindenseniz yazdıklarınız ne yazık ki hemen katagorize edilir. Kadın varoluşu dediğiniz zaman ne yazdığınızın içeriğine bakılmadan bunun Avrupa’da çok daha önce hallolmuş bir sorun olduğunu söylerler. Kadınlar bedenlerine yabancı dediğinizde sizin aslında ne dediğinizi anlamak yerine ne yazmış olabileceğinizi bildiklerini varsayarlar ve sizin gerçekte ne söylediğinizle ilgilenmezler.
Gelişmiş diye adlandırılan ülkelerdeki kadın ve erkek bedenleri ile gelişmekte olan ülkelerdeki kadın ve erkek bedenleri arasında hiçbir fark yoktur. Ve zaten temelde yaşanan sorunlar da üç aşağı beş yukarı aynıdır.
Eğer gelişmiş ülkelerdeki kadınlar ve erkekler gerçekten varolabilselerdi şu anda yaşadığımız dünya zaten bu durumda olmazdı. Bir şeyi sanmakla gerçekleştirmek arasındaki farkı ısrarla anlamak istemeyen gelişmiş diye adlandırılan ülkelerde yaşayanlar önce bazı durumlardaki, özellikle cinsellikle ilgili önyargılarından arınmalıdırlar.
Gelişmiş ülkelerdeki kadınlar – benim tabirimle- varolabilselerdi eğer, bugün o ülkelerdeki kadın siyasetçiler erkeklerden daha erkeksi olmazdı.
Gelişmiş ülkelerdeki kadınlar – benim tabirimle- varolabilselerdi eğer, bugün o ülkelerdeki depresyon ilaçları, alkol ve uyuşturucu satış oranları bu kadar yüksek olmazdı.
Gelişmiş ülkelerde kadınlar bedenlerine sahip olsalardı eğer bulimia veya obezite sorunları gündemin baş sırasında yer almazdı.
Gelişmiş ülkelerde kadınlar bedenlerine sahip olsalardı, kadına uygulanan şiddet bugün tıpkı bizdeki gibi onların da ilk sorunlardan biri olmazdı.
Gelişmiş ülkelerdeki kadınlar bedenlerine sahip olsalardı, cinsel özgürlük adı altında bedenlerini kağıt mendil gibi kullanmazlardı. Özgürlük adına bedenini örtülerin altına sokmakla yine özgürlük adına bir bedeni tüketmek arasında temelde hiçbir fark yoktur. Ve kadınlar kadın olmadığı sürece dünyanın hiçbir yerinde erkeklerin erkek olabilmesi mümkün değildir. Bu nedenle de hep aynı sorunlar, hep aynı acılar yaşanmaya devam etmektedir.
Gelişmiş ülkelerin toplumları kültürel farklılıkları bahane ederek bizlere öteki olarak bakmaktadır. Türkiye veya benzeri ulkeleden gelişmiş ülkerde kabul görenlerse bulundukları toplumların öteki olduğunu kabul edenlerdir. Ben öteki olmayı da, Batının benden duymak istediklerini de söylemeyi kabul etmiyorum.
Bu arada sonbahar aylarında “Yeter Tenimi Acıtmayın” adlı kitabımın İngilizce tercümesi Foremost Press Publishing tarafından internet üzerinden satışa çıkacak.

GO BACK


