A Novelist, columnist & playwright

Kadın Yüzleşip Özgürleşmeli.

Meltem Arıkan’ın ‘Beden Biliyor’ adlı son kitabı kitapçılarda yerini alırken Arıkan kitabıyla kadının sorunlarını, kadının kendi kendisiyle yüzleşmesini anlatıyor. ‘Oyunu Bozuyorum’ adlı oyunu yazıp sahneye de taşıyan Meltem Arıkan, “Oyunda, aslında binlerce yıldır bizi yöneten sapkın, erkek egemen zihniyetin bize yazdığı replikleri, bize biçtiği rolleri, bize uygun gördüğü kavramları kabul etmiyoruz. O yüzden de oyunda, yaratılan erkek egemen kültürün oyununu bozuyoruz” diyor.

16 Mart 2008 · Birgün Gazetesi, Röportaj: Gülşen İşeri

Erkek egemen kültüre karşı çıkan Meltem Arıkan: Başka bir yaşam biçimini var etmeliyiz.

Yedinci kitabınızı yayımladınız: ‘Beden Biliyor.’ Bu noktada sormak istiyorum kadın gerçekten bedenini bilmiyor mu?

Gerçekten bedenini bilmiyor. Bir önceki altı romanımda da hep yaşanmışın gerçeklerini, kadının gerçeklerini yazdım. Bunu yaparken de, yaşamımın içinde ben de bir kadınım, çok farklı sosyo-kültürel düzeyde kadınla da birlikte oluyorum. Özellikle ‘Kadın Bedenini Soyarsa’yı yazarken sadece bu konuyla ilgili kadınlarla konuşuyordum. Sonuç hakikaten dehşetti… Kadınların bir bedeni var bir de organları, o ikisi tamamen daha hiç birleşmedi. Onun dışında da bedenleri onlara yine ait değil, yani var da, o olan şey de onlara ait değil. Bu da beni hep ürküttü, onun için bazen hep aynı şeyi söylüyormuş gibi hissediyorum ama kadınlar bedenlerini hiç bilmiyor. Tanımıyorlar, dokunmuyorlar, bir iletişim kurmuyorlar. Ondan sonra o kadın nasıl aşk yaşasın, nasıl cinsellik yaşasın, nasıl sağlıklı çocuk doğursun ve nasıl kendiyle barışık olsun.

Bu nedenler korkulardan kaynaklı olabilir mi?

Bunda korkunun da payı var… Bir de yetiştirilme tarzından kaynaklı. Mesela kız çocuk ve erkek çocuk doğduğunda karşılaştırın. Erkek çocuk doğuyor, daha bebekken cinsel organının fotoğrafları çekiliyor, her erkek çocuğun albümünde vardır bir tane. Kızlarda böyle bir şey söz konusu mu? Mümkün değil. Ergenlik çağına gelirken kızlar şöyle büyütülüyor, “aman ha büyüyorsun dikkatli ol!” Sanki büyümek kızlar için dehşet bir şey. Büyüyor başına felaketler gelecek, bu felaketler de kimden gelecek, erkeklerden gelecek, niye? Onun bedeni yüzünden… Bu şartlanmayla zaten o bedenle ilişki kurması çok zor. Ne öğretiliyor; “aman ha namus, bacağını açma açarsan başına her şey gelebilir…” Sonra inançlar geliyor bir de, dine baktığımda maalesef yasaklar kadın bedenine ve bu hep besleniyor, genetik olarak da taşınıyor. Ne yapsın bu kadın? Diyecek tek bir şeyi var “Yeter.” Nerede olursa olsun bir noktadan başlayacak. Aynanın karşısına geçip bir bak kendine, bir dokun… İşte o zaman başkalaşmaya başlıyor insan.

Türkiye’yi düşündüğümüzde kadınlar bu kadar sindirilmiş yetiştirilmişken sözünü ettiğiniz o başkalaşma mümkün görünüyor mu?

Mümkün olduğunu biliyorum. 10 yıldır kitaplarım çıkıyor. Kişisel mesajlar geliyor, onlar beni o kadar mutlu ediyor ki, çünkü şunu diyor: “Sen Meltem Arıkan benim hayatımı değiştiren kadınsın.” Ya da, “bugüne kadar hayatımda o kadar çok problemler vardı ki, ama sizi tanıdıktan sonra değişebildiğimi gördüm.” O kadar çok kadın var ki öyle, bir saat diye gidiyoruz 3,5 saat konuşuyoruz. Hakikaten adım atıyorlar, kolay mı? Hiç kolay değil. Zaten bu bir süreç ve kolay olmayacak. Ama oluyor ben bunu biliyorum ve görüyorum.

Siz kentli kadını anlatan kitaplar yazdınız… En büyük sorunu yaşayanlar ise Doğu’dakiler, en azından öyle biliyoruz değil mi?

Sorun aynı. Size daha ilginç bir şey söyleyeyim, ben 6 romanımda da kentli kadını yazdım doğru. Ama benim en çok okurum Güneydoğu ve Doğu biliyor musunuz? Orada kadınlar çok fazla tanıyor, çok fazla seviyor, sahipleniyor. ‘Oyunu Bozuyorum’ adlı oyun Zürih’de galasını yaptı, İstanbul ve Ankara’daki okurlarım bilmezken, Diyarbakırlı okurum biliyor. Bunun kritiklerini tartışıyor. Evet, çok doğru onlar acı bir realitenin içinde… Yaşamla ölüm arasında. O yüzden de oyundaki o kelimeler farklı gidiyor oralara. Yaptığım söyleşilerde de diyorlar ki; “Bizi anlıyorsun.” Evet anlıyorum, çünkü ben de bir kadınım.

Kentli-doğulu diye ayırıyoruz ama bu ayrışmada kadınlar kendi aralarında da ötekileştiriliyor…

Ötekileştirme erkek egemen kültürün bir silahı. Bu da nasıl başlıyor: Erkek egemen kültür, bu kültürünü oluştururken etnik ve dini öğeleri kullanarak ötekileştiriyor. Bunu şöyle sunuyorlar: Kültürel zenginlik, farklılık diye, ama bunun aslında alt metininde birilerini ötekileştiriyorsunuz ve birbirlerinden nefret ederek korku kültürünü koruyorsunuz.

Bu nasıl aşılır?

Kadınların yapması gereken şu: Toplumsal yaşamdan ve yeni bir kültür anlayışından etnik ve dini kökenleri çıkartacağız. Başka bir yaşam biçimini biz kadınlar var etmek zorundayız. Onun dışında benim hep karşı çıktığım, “kadın kadının kurdudur” sözcüğü. Realitesi yok mu? Var. Ama bu realiteyi sürekli biz dile getirmeyelim. Bu realiteyi değiştirelim, çünkü böyle olmadığı durumlar da var. Bunun böyle olmadığını görmek için 5 kadınla inşaat sektöründe firma kurduk. O kadar sert bir alanda… Hayır, kadınlar var oldukça birbirlerine inanılmaz destek veriyor. Ama var olamayan, kendi yaşantılarını yaşayamayan kadınlar hırçınlıklarını hemcinslerinden çıkartıyor. Bunları birazcık böyle okuyabilsek, o zaman ötekileştirmeyip tam tersi omuz omuza dayanışabileceğimizi düşünüyorum. O yüzden de hep böyle bakıyorum.

Oyunu Bozuyorum’ adlı oyununuz sahnede… Bu oyun bozulacak mı?

Oyunda aslında binlerce yıldır bizi yöneten sapkın, erkek egemen zihniyetin bize yazdığı replikleri, bize biçtiği rolleri, bize uygun gördüğü kavramları kabul etmiyoruz. O yüzden de oyunda, yaratılan erkek egemen kültürün oyununu bozuyoruz. “Biz artık bu oyunun içinde yer almayacağız. Kadınlar hadi başkaldıralım” diyoruz.

Duyan var mı?

Keşke dediğimizde milyonlar sokaklara dökülse ne iyi olur. Olacak ben umutluyum…

“Dünyanın değişmesi kadının değişmesiyle mümkün” diyorsunuz…

Kesinlikle… Erkekler mutasyona uğramış dişilerdir, onun için de dünyayı değiştirmek ancak kadının değişimiyle olur. Kadın değiştiğinde dünya değişecektir. Çok eminim. Zaten amacım kadınların varoluş yolculuklarında onlara destek vermek ve bunun olabileceğini göstermek..

Erkek egemen bir sistemin içinde yaşadığımızı söyledik, kadın bu sistem içinde nasıl değişir?

“Hayır” diyerek, kutsal olan bedenimdir diyerek, bu beden benim diyerek ve bu bedene sahip çıkarak… Beden olmadan var olmak mümkün değil. Sistem zaten kadının bedeni üzerinden yürütülüyor. Ne zaman ki kadın onu alır “hayır” der, kendi seçimini yapar, o zaman değişir. Ama kolay değil, bunu da söylüyorum. Bana soranlara tamam yol gösteririm, yardımcı olurum diyorum ama gül bahçesi değil bu yol, kadınlar olarak da biraz dikenle uğraşmayı göze almak zorundayız.

Siz kadının soyunmasından yanasınız ama özgürlük olarak bir de türban meselesi var, nasıl bakıyorsunuz?

Tüm kitaplarım soyunma üzerine, diyorum ki ancak soyundukça özgürleşebilirsiniz. Size dayatılan bütün kavramlardan, inançlardan soyunduğunuz zaman özgürleşirsiniz. Onun için de bedeninizi örterek, beyninizi örterek, özgürleşmenin mümkün olmadığına inanıyorum. Hepimizin inancı olabilir, hepimiz her şeye de inanabiliriz, ama inanç çok kişisel bir şey. Kişisel şeyleri ortaya sermeyiz biz. O zaman neden inancımızı bir toplumsal platforma taşıyıp ısrarla diyoruz ki “ama ben buyum!” O zaman ben şunu düşünüyorum, sen mi var oluyorsun yoksa bir kalıp var, onun arkasında var olduğuna mı inanıyorsun? Çünkü var olmak demek, bütün bunlardan soyunduğunda, tek başına savunmasız durabiliyorsan var olmaktır. Ama herhangi bir ideolojinin herhangi bir dinin arkasında “ama ben böyle özgürüm” diyorsanız bu var olmak değil, bir şeylere sığınmak ve sorumluluktan kaçmaktır. Niye bunu böyle yaptın dediğimde hep şu cevabı aldım, “inanıyorum.” İnanç dediğiniz zaman tartışma olmuyor, inanç dediğiniz zaman bir akıl yürütme olmuyor… O zaman inancın karşısında bir tartışma alanı yok, akıl yok, o zaman nasıl özgürlük olabilir bilmiyorum…

Kitabınızda travmalardan da söz ediyorsunuz… Aslında sorunun kentli ya da doğulu olmasıyla hiçbir ilgisi de yok diyorsunuz… Kentli ve Doğulu arasında ne fark var peki?

Biz aslında sanıyoruz ki çok ağır şeyler Doğu’da yaşanıyor. Hayır aynıları şehirde de yaşanıyor. Arada tek fark var: Şehirliler bunu dile getiremiyor. Daha çok gizli saklı yaşanıyor, daha çok yokmuş gibi yapılıyor. Yoksa o sorun bir bölgeye ait değil. Şehirliler de ensesten, tacizden, rahatsız. Çok yüksek oranda yaşanıyor. Bu gerçeği kabul edelim. Kol kırılıp yen içinde kalmamalı. Kendiyle, bedeniyle insanlar ilişki kurdukça, korkularının üzerine gittikçe, pek çok şey yavaş yavaş açılmaya başlıyor. Tıkandığın yerleri görüyorsun ve bedenin de sana bu konuda o kadar çok sinyal veriyor ki…

Kadınlar eziliyor hıncını çocuktan çıkartıyor

Bu yıl Meclis’te kadın sayısı fazla, kadınların meclis icinde yer almasını nasıl değerlendiriyorsunuz ve umutlu musunuz?

‘Umut Lanattir’ adlı kitabımdanda yola çıkarak, öyle bir umut benim için lanettir. Ben kendime bakıyorum, neleri değiştireceğime bakıyorum ve onlar için kanımın sonuna kadar mücadele veriyorum. Somut olarak bu işte kendini değiştirmeye, kadınları değiştirmeye adamış, sistemi değiştirmeye adamış kadınlar var…

Dünyada kadın eziliyor diyoruz, sonrasında da bir şiddet kültürü yayılıyor, bu şiddet kültürünü kadının ezilmesine bağlı tutarsak neler söylersiniz?

Bu sistem beni anne yapmadan o kadar çok yok ediyor ki. O ezilmişliğimi ve o yaşanmamışlıklarımı çocuklarımdan çıkartıyorum. Diğer kadınlar olarak söylüyorum bunu… Kadın doğurduğu andan itibareni de sayarak, binlerce yıldır eziliyor, onun hıncını da çocuklarından çıkartıyor. Bu şiddet zinciri böylece sürüp geliyor. Bunu değiştirmenin yolu kadınların dur demesi ve oyunu bozmasıyla olacak…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


GERİ DÖN