A Novelist, columnist & playwright

Elinizi, Fikrinizi ve Siyasetinizi Bedenimizden Çekin!

Kadınlar, hükümetin kendileriyle ilgili kararlarına “Bu beden benim” diyerek karşı çıkarken ‘Beden Biliyor’ adlı kitabı ve ‘Oyunu Bozuyorum’ adlı oyunuyla gündemde olan yazar Meltem Arıkan, tüm kadınları oyunu bozmaya davet ediyor.

16.05.2008 | Akşam Pazar Eki, Seda Kaya Güler

Kadınlar, hükümetin kendileriyle ilgili kararlarına “Bu beden benim” diyerek karşı çıkarken ‘Beden Biliyor’ adlı kitabı ve ‘Oyunu Bozuyorum’ adlı oyunuyla gündemde olan yazar Meltem Arıkan, tüm kadınları oyunu bozmaya davet ediyor.

Başbakan kadınlara “En az üç çocuk doğurun” önerisinde bulunuyor. Sağlık Bakanı bu görüşü “Aile planlaması kökümüzü kazımak isteyenlerin icadı” diyerek destekliyor. Kadından sorumlu Devlet Bakanı, “İngiltere Başbakanıyken Tony Blair de böyle söylemişti. Ne var bunda?” diyerek onaylıyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yeni yasada “İşverene kreş açma zorunluluğu” getiren hükmü kaldırıyor. Diyanet İşleri, “Feminizm ahlak dışı bir davranıştır” diyerek feminist kadınları ahlaksız ilan ediyor. “Bütün bunlar ne demek?” diye sormaya gerek var mı? Ama varsa soranlar ve hâlâ iktidarın kadına bakışını anlamayanlar, işte bu röportaj onlar için…

Konuğum beden dili, ensest, tecavüz ve taciz konularında çalışmalar yapan, kitaplarında bu konulara değinen, bu nedenle yasaklanan kitabı ‘Yeter Tenimi Acıtmayın’la Yayıncılar Birliği tarafından Düşünce ve İfade Özgürlüğü ödülüne layık görülen yazar Meltem Arıkan.

Ne demek ‘üç çocuk doğurun!’?

Kadınlar eve kapatılmak isteniyor. En az üç çocuk doğuracak, böylece dört duvar arasında yaşamak zorunda kalacaklar. İş hayatında artık kadınlar olmayacak, kocalarına bağımlı kaldıkları için sesleri çıkmayacak ve ‘Kutsal Anneler’ olarak vaat edilen cenneti beklerken bu dünyada cehennemi yaşamaya mahkum edilecekler.

80’lerden sonra başlayan kadın hareketiyle feministlerin sorgulamaya başladığı konu. Mecbur muyuz buna?

Ne yazık ki hükümetin politikaları artık bizler için dehşet senaryolarına benzemeye başladı. Sadece Başbakan’ın söylemi değil, sosyal güvenlik reformunu kadın açısından incelediğinizde de kadın hep bağımlı bırakılmaya çalışılmakta, genç yaşta evlendirilmeye yönlendirilmekte, çalışma yaşamındaki sosyal hakları da ısrarla görmezden gelinmekte veya azaltılmakta. Yetmiyormuş gibi bir de Diyanet’in yaptığı açıklama aslında her şeyi anlatmıyor mu?

Evet, Diyanet ve hükümet, herkesi kendi işlerini yapması ve her konuda konuşmaması için sürekli azarlarken, ‘Feminizm ahlaksızlıktır’ diye bir açıklama neye dayanarak yapılabiliyor?

Bence artık tartışılması gereken konu bu. Bu da bizi ısrarla köleleştirmek isteyen zihniyetin kadın korkusudur.

Yeni kitabında buna değiniyorsun.

Çünkü kadınlar ve erkekler varoluş sürecinde, kendi varoluşlarını tehdit eden durumlardan kaynaklanan ve gerçek nedenlere dayanan korkularla mücadele etmek zorunda kalırlar. Kadınlar ve erkekler tehdidi farklı algılayabilirler. Bazı korkular ise her iki taraf için de geçerlidir.

Yani…

Erkekler, egemenliklerinin sürebilmesi için toplumların korkutulması gerekliliğinden yola çıkarlar. Geleneksel tutum ve davranışların sürdürülebilmesi, ahlâkın korunması adı altında, korkutma eyleminin ana araçları olarak günümüzde de devlet mekanizması, ordu ve polis, erkek egemen sistem tarafından kullanılmakta. Erkek egemen toplum, bireylerin inançlarını kendi başlarına yaşayabilmesine olanak vermeden, dini de toplumların yönetilebilmesi için kullanmaktadır.

Kadın düzeni bozabilir!

Kadınlar niye kendilerinden korkar?

Kadın olma hallerini ön plana çıkardıkları takdirde toplumun aile yapısını bozacaklarından endişelenirler. Çünkü erkek egemen kültür tarafından dinin de yardımıyla çocukluklarından itibaren kadınlıkları üzerinden korkutulmaktalar.

Örtünmek istemesinin nedeni de bu!

Kadınların özgürlük taleplerinin engellenmesi öncelikle erkeklerin, kadınları örtünmeye zorlaması ile başlar. Kadınların, erkeklerin cinselliğini tahrik edecek ve onları yoldan çıkaracak olmalarını içselleştirmeleri ve bunu kabul etmeleri sonucunda da sürdürülmesini garantiler. Bunun altında yatan, dünyanın erkek egemen düzenini bozma olasılığı olanın esasında kadınlar olacağı gerçeğini gizlemek olabilir mi?

Peki, kadınlar bunun niye farkında olamıyor?

Kadınların bu yöndeki farkındalığı, bu tip korkularla önlenmiş olmaz mı? Yüzlerce yıldır başı açık kadınlarla bir arada yaşayan erkekler kadınlara saldırıp tecavüz etmiyor da neden kadınların ve erkeklerin ayrı ayrı sosyal ortamlarda yaşamaya zorlandığı toplumlarda erkekler için kadınlar her zaman risk unsuru olabiliyor? Burada korkutulan sadece kadınlar değil. Erkekler de kadınların kendilerini baştan çıkartma potansiyeli olduğu öne sürülerek korkutulmakta.

Diyorsun ki kadında erkek korkusu yok ama erkekte kadın korkusu var!

Kadınlarda kendilerine tecavüz etme potansiyeli olan erkekler nedeniyle erkek korkusu oluşmamakta. Ama tecavüzcü olabilmelerine rağmen erkeklerde kadın korkusu oluşuyor! İdeolojilere baktığınız zaman göreceksiniz ki tamamı erkekler tarafından erkek egemen toplum düzeninin sürmesi için geliştirilmiştir. Bunun sonucunda da kadınlar erkeklerin belirlediği oyunda kendilerinden istenen kadar bir rolü üstlenmek zorunda bırakılmışlardır. Ancak bu yüzyıl ile birlikte kadınlar, yaşamın tüm kesitlerinde konu mankeni olmaya itiraz ediyorlar.

Oyunu Bozalım

Kadınlar var olmak istiyor…

Erkeklerin literatürü ile konuşmaktan, erkek gibi yaparak başarılı olmaya çalışmaktan usandılar, diyebiliriz. Kadınlar, kadın olamadığı sürece dünyanın hiçbir yerinde erkeklerin erkek olabilmesi mümkün değildir. Ve ben erkek egemen zihniyetin kavramlarla karmakarışık ettiği, şiddeti ve nefreti beslediği böyle bir dünyada yaşamayı kabul etmiyorum.

Oyunu bozuyorsun yani?

Evet. Erkek egemen zihniyetin bana vaat ettiği cenneti değil şu anda bu bedenimle var olduğum gerçek dünyadaki cenneti istiyorum. Kadınların ve erkeklerin doğal cinsel kimlikleri ile farklılıklarının farkında olarak yaşadıkları keyifli bir dünyanın oluşmasının mümkün olduğunu biliyorum. Bunun için de dünyayı bu yönde değiştirmek için mücadele etmekte kararlıyım. Bunun için de tüm kadınları başkaldırmaya ve erkek egemen zihniyetin bize dayattığı kavramları reddetmeye çağırıyorum. Başkaldırmanın ilk adımı da ‘Oyunu bozuyorum’ diyerek bu oyunda yer almamayı seçmektir.

Bu yüzden mi ‘Oyunu bozuyorum’ u yazdın?

Evet. Oyunun nasıl bozulacağını merak edenleri, Garajistanbul’da oynanan ‘Oyunu Bozuyorum’u izlemeye davet ediyorum.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


GERİ DÖN