A Novelist, columnist & playwright

“Parallel” ya da “İki Kere Öteki”

Parallel Linz’den sonra İstanbul’da…
Altı farklı ülkeden yedi kadının sahnede oluşturdukları müthiş performans hepimizi şaşırtacak.

20.04.2009 | kanalkultur.com

Övül Avkıran ve Mustafa Avkıran [10+]’nın tasarladığı ve yönettiği, Meltem Arıkan’ın dramaturjisini gerçekleştirerek metinlerini yazdığı , Linz kentinde yaşayan göçmen kadınlarla iki kere “öteki” olmak üstüne bir çalışma olan “Parallel” 25-26 nisan’da garajistanbul’da. 

“İki kere öteki” olma bilgisi ile yola çıkan Parallel, Linz’de yaşayan yedi göçmen kadını, bu kadınların hikayelerini, onları Linz’e getiren nedenleri, Linz’de yeni bir hayat kurmayı ya da kurmaya çalışırken deneyimledikleri varolma süreçlerini merkeze alarak kurgulandı. Kadınların kendi hikayelerinden oluşan oyun, uyumun ilk koşulu olan dil dersinin bilgileri ile işlendi. Sürece dramaturg-yazar olarak katılan Meltem Arıkan, tüm prova sürecine önce şahitlik etti, ardından gerçek hikayelerin, duyguların, soruların, sorunların süzgeçten geçirilmesi ile oluşturulan yeni sahne gerçeği için kendi hikayesi ve biriktirdikleri ile metinler üretti.Linz, 2009 yılında Avrupa Kültür Başkenti olunca, kentin kültür hayatı içinde üzerine konuşulacak, iş üretilecek konular arasında entegrasyon ve göç olguları öncelikli olarak gündeme geldi. Linz09, Övül Avkıran ve Mustafa Avkıran’dan bu konu üzerine bir tiyatro oyunu üretmelerini istedi. “Etnik kökenlerin ya da dinlerin zenginlik olarak kabul edildiği, altının çizildiği, bir şekilde radikalleşmelerine sebep olunduğu, kendilerine özel kapalı alanlara sıkıştırılarak yaşatıldığı, yaşandığı bir toplum yapısında nasıl bir uyumdan bahsedilebilir? Ya da birbirine dokunmadan, ilişkiye geçmeden, tanık olmadan aynı zaman ve mekanda birlikte yaşanmış mıdır?”Parallel, Linz’de sahnelendikten sonra 25-26 nisan tarihlerinde Garajistanbul’da sahneleniyor. Altı farklı ülkeden kadının sahnede oluşturdukları müthiş performans şaşırtıyor.
Övül Avkıran, Mustafa Avkıran ve Meltem Arıkan eserle ilgili şunları söylüyor:
Birçok dilde aynı anlamı taşıyor; aynı düzlem içinde ikişer ikişer bulunan ve kesişmeyen, koşut, muvazi demek. Yerküresi üzerinde çizildiği varsayılan, ekvatora paralel çemberlerden her biri. Aynı zaman içinde gelişen veya aynı özellikleri gösteren olay veya düşünce de parallel olarak adlandırılıyor.Parallel toplum tanımı ise aynı yerde yaşayan ama birbirini görmeyen ya da birbiriyle ilişkiye geçmeyen topluluk ya da kişileri kapsıyor.

Linz, Yukarı Avusturya Eyaleti’nin başkenti. 38 farklı ülke vatandaşı yaşıyor. Şehrin % 93’ü farklı ülkelerden, % 7’si Avusturyalı. Ticaret yolu olan Linz’de ayrıca Avrupa’nın en büyük çelik fabrikası var. Auchwitz’den sonraki en büyük toplama kampı burada ve Hitler’in doğduğu yer çok yakında. Türkler kente uyum sağlamış, şiddet olayları daha çok Yugoslav, Sırbistan, Arnavutluk ve de Kosova’dan gelen azınlıklar tarafından gerçekleşiyor.

Uyum – Entegrasyon: Birleştirme, uyum, bütünleşme. Kişinin uyum sağlamaya çalıştığı ülkede kendi kimliğini, dilini, kültürünü kaybetmeden varolması.

Uyum, şu anda Avrupa’nın en önemli meselelerinden biri, belki de en önemlisi. Küçük ölçekten baktığımızda nüfusunun % 93’ünü göçmenlerin oluşturduğu Linz, 2009 yılında Avrupa kültür başkenti olunca, doğal olarak kentin kültür hayatı için de üzerine konuşulacak, iş üretilecek ana konuların başında entegrasyon – göç olgusu geldi. 10+ olarak bizden de bu konu üzerine bir tiyatro oyunu üretmemiz istendi.

2000 yılından bugüne göç, azınlık olma hali, kadın meseleleri üzerine kafa yorup, iş üreten biz de çeşitli ülkelerden gelip Linz’de yaşayan yedi kadın ile kadın olmak, üstüne üstlük bir de göçmen olmak bilgisi üzerinden Parallel projesini yapmaya karar verdik. Bu yedi kadın profesyonel olmayacaktı. Gerçek hikayeleri toplamak istiyorduk, kurgumuzu bu temel üzerinden oluşturmaya karar vermiştik. Yaklaşık otuz kadın ile tanıştık, konuştuk ve öncelikle kendi uyumumuza baktık, birbirimizi anlamaya çalıştık. Birlikte çalışmaya karar verdiğimiz yedi kadın Kenya, Romanya, Bosna Hersek, Slovenya, İran, Türkiye’den geliyordu. Hikayeleri farklıydı ancak hepsi Linz’de yaşıyordu.

Sormaya başladık. Uyum sağlamak ne demek? Etnik kökenlerin, dinlerin, dillerin zenginlik olduğu söylenip, altı çizilerek, nasıl bir arada yaşanabilir? Bu özellikler zenginlikse neden uyum sağlamaya, ortaklaştırmaya çalışarak fakirleştiriyorsunuz? Ve madem bunlar gerçekten müthiş zenginlikler ise, neden bir türlü her şey mükemmel olamıyor? Niye gettolar var? Yaşadığın, yaşamak zorunda bırakıldığın ya da kendini bıraktığın yerde, neye, nasıl uyum sağlayabilirsin? Bütün bu sorularla başlayan prova sürecinin sonunda bir kez daha gördük ki kadın, dünyanın her yerinde ‘öteki’ olarak yaşıyor. Ötekileştirmek, bir yönetim biçimi, bir korku aracı, var etmeme, varolamama sebebi.

“İki kere öteki” olma bilgisi ile yola çıkan Parallel, bu yedi kadını, hikayelerini, onları Linz’e getiren nedenleri, Linz’de yeni bir hayat kurmayı ya da kurmaya çalışırken deneyimledikleri varolma süreçlerini merkeze alarak kurgulandı. Kadınların kendi hikayelerinden oluşan oyun, uyumun ilk koşulu olan dil dersinin bilgileri ile işlendi.
Sürece dramaturg, yazar olarak katılan Meltem Arıkan, tüm bu prova sürecine önce şahitlik etti. ardından gerçek hikayelerin, duyguların, soruların, sorunların süzgeçten geçirilmesi ile oluşturulan yeni sahne gerçeği için kendi hikayesi ve biriktirdikleri ile metinler üretti.

Yeni bir gün başlıyor
Yeni bir gün başlıyor…
Rüyanın lambaları kapanınca
İstekler ve sorular uyanıyor
Yeni bir gün doğuyor
Bana yeni bir şey öğreteceğinden emin değilim
Belki akşam bilir
Neden, nereden ve nereye 
İnsanın gittiğini
Belki gece başarabileceğim
Şimdi başaramadığımı
Yeni bir gün doğuyor…
Sabahın bütün çaresizliği benimle
Ve bütün cevaplar seninle… seninle…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


GERİ DÖN