A Novelist, columnist & playwright

KIRMIZI LEKE…

Bayan Yanı | Şubat 2017

Kızmak yetmiyor, öfke kesmiyor, yazacak söz kalmadı, sözün bittiği yere geldik diyorum her seferinde, daha beteri oluyor. Nasıl birikmiş bu kadar nefret; her seferinde biraz daha şaşırtıyor.

Nefretleri ve kinleri kanla beslenen canavarların ülkesi… Her seferinde daha da acımasızlaşan, daha da çirkinleşen, daha da daha da… Doymuyor canavarlar, güzel olan ne varsa yok etmek için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar… Doğadan da, çocuklardan da, kadınlardan da, zevkten de, hazdan da nefret ediyorlar… Beyinleri sapkınlıklar, yalanlar ve kinle öylesine dolmuş ki, sadece ölümle besleniyorlar…

Bir hiç uğruna ölen gençleri gördükçe, öfkem alev alev yakıyor. “Evet ama yetmez” diyerek bu iktidarı bugünlere taşıyanların sözleri, tavırları geliyor aklıma. Öfkem kontrolden çıkıyor. Gazetelerde, televizyonlarda, yurt içinde ve yurt dışında katıldıkları konferanslarda ve hatta yazdıkları romanlarla bile bu iktidarı desteklemekle yetinmeyip, bu hükümete en ufak bir eleştirisi olanları faşist ve ordu yanlısı olmakla suçlayanların sözcükleri yağıyor zihnime… Bir kez bile kendilerinden şüphe etmeyen, kendileri gibi düşünmeyen herkesi cahil ve gerici olmakla suçlayanlar şimdi ülke ülke gezip bu hükümeti şikayet etmeye de utanmıyorlar. Sanki bugünlere gelinmesinde kendilerinin hiç katkısı yokmuş gibi… “İnsan unutmamalı” diyorum. Unutulmasın, unutamasınlar diye korkunç senaryolar yazıyorum. Unutulmazsa, unutamazlarsa belki insan denen malzeme sözlerinin sorumluluğunu alır, ya da belki insan denen malzeme biraz utanmayı öğrenebilir.

Gözümün önünde Kırmızı Leke filminden bir sahne… Sahne sürekli dönüp duruyor. Ahlaksız olduğuna karar verilen kadın, ahlaksızlığın utancını sürekli bedeninde taşısın diye boynundan A işareti ile damgalanır. Damgalanan kadın, daha sonra müthiş bir gururla onu aşağılayan ve yargılayan bakışlar arasından yürür. O filmi birkaç kez seyretmiştim ve o her defasında da hem o kadına çok üzülmüş hem de o kadına bunu yapanlara çok ama çok kızmıştım. Kadına yapılan haksızlık… Adamların dünyasının kaypaklığı, acımasızlığı ve aslında lekeyi taşıması gerekenlerin, lekeyi kadına yaptıranlar olmasının çelişkisi…

Ben öfkelendikçe bu sahne daha da daha da netleşiyor gözümün önünde… Kırmızı lekesi ile yürümek zorunda bırakılan o kadın… Ve onu aşağılayan ve yargılayan bakışlar… Sevgisizlerin, riyakarların, ahlaksızların kazandığı bir dünyanın simgesi olan kırmızı leke…

Kadınlara sürekli işkence eden, kadınları sürekli suçlayan, kadınlara zorla kendilerinden utanmayı öğretenlerin yönettiği…
Kadınların ne giymeleri ve nasıl davranmaları gerektiğiyle kafayı bozmuş yönetenlerin…
Çocuklara tecavüz etmenin normalleşmesine uğraşan amirlerin…
Bağnazlığın çağdaşlığı boğduğu, şiddetin şiddeti doğurduğu…

Tümceler bitmiyor, öfkem dinmiyor…

Ülke adım adım ortaçağ karanlığına gömülürken “Yetmez ama evet”çiler aklıma geldikçe…
En ufak bir eleştiriye bile tahammülü olmayan yaşam cahili entelektüeller… Kamuoyunu yanıltan, kendi kendilerini tatmin için her şeyi ve herkesi kullananlar…
Kitaplardan sözcük ve konsept ezberlemekle adam olunsaydı, dünyada bu kadar dönek olmazdı.
Kitaplardan sözcük ve konsept ezberlemekle yaşamın gerçekleri öğrenilseydi, dünya bu kadar şiddete maruz kalmazdı.
Kitaplardan sözcük ve konsept ezberlemekle aşağılık kompleksleri ve kendilik nefretleri yok olsaydı eğer, yaşam cahili papağanlar bugün konuşmaya utanırlardı.

Düşünmemeye çalışıyorum ama gözümün önünde hep aynı sahne… Kırmızı lekesi ile yürümek zorunda bırakılan o kadın… Ve onu aşağılayan ve yargılayan bakışlar arasından kadının boynundaki damga ile yürümesi…
Kırmızı leke…