A Novelist, columnist & playwright

Kadın sesi…Kadınların sesi…

22.02.2015 | BirGün

Kadın sesi...Kadınların sesi...

MELTEM ARIKAN

Sanki kadınların konuşma özgürlüğü varmış gibi…
Sanki kadınlar özgürce gülebilirmiş gibi…
Sanki kadınlar bedenleri hakkında söz sahibiymiş gibi…
Sanki kadınlar kendilerini özgürce ifade edebilirmiş gibi…
Türkiye’de korku kültürü her geçen gün kendi sınırlarını biraz daha genişletirken, kadınların acıları da gün be ağırlaşıyor.
Yeter diye bağırsam duyan olur mu sesimi?
Benim sesimi, kadın sesini…
Kadın sesi Türkiye’de sessizlikle eşdeğer değil mi?
Kadınlar küçük çevrelerinin dışına çıktıkça, yaygınlaşan iletişim araçları sayesinde bilgilendikçe meraklanmakta, sorular sormakta ve doğal olarak da yaşamdan beklentileri değişmekte, talepleri oluşmakta ve gitgide sesleri yükselmektedir. Ne acıdır ki, yaşamı sorgulayan, hayır diyebilen, beklentileri artan, ataerkil sistemin yarattığı düzeni bozmaya yeltenen bu kadınlar artık tehlikeli kadınlar olarak tanımlanmaktadır.
Ataerkil sistemle kendini besleyen iktidarlar, bu sistemin istediğini elde edebilmesi için, erkeklere olanaklar vererek onları hırslandırırken, kadınların da erkeklerin onlara sunduğu olanaklarla yetinmesini ve sorun çıkarmamasını sağlamaktadırlar.
Analog dünya düzeninin geleneksel kültürü içinde kadınların artan taleplerini karşılayamama korkusu,  erkeklerin kendilerine ve erkekliklerine olan güvenlerini sarstığından, erkekler şiddete yönelmekte ve erkeklikleri adına kadınları, kadınlarla birlikte çocukları bile kolayca öldürebilmektedir.
Kadınların verdiği yaşamlar adamlar tarafından katledilirken…
Anneler, kız kardeşler, çocuklar dehşetle yok olurken…
Yokluğu gördüm…
Biz kadınların verdiği yaşam, korku ve şiddete dönüşüyordu…
Şiddetin şiddeti öylesine yoğun ki…
Yeter, utanıyorum.
Yeter, diye bağırsam duyan olur mu sesimi,
Benim sesimi, kadın sesini
Kadın sesi Türkiye’de sessizlikle eşdeğer değil mi?
Türkiye’de son yıllarda kadın cinayetlerinin ve kadına şiddet oranlarının hızla artmasındaki en temel sebep, siyasi sistemin demokratik parlamenter bir yönetimden, otoriter merkeziyetçi bir yönetime doğru yönelmesidir. Talepleri artan eşleriyle baş edemeyen, erkeklik sorunları olan, içlerindeki kadın korkusu ile baş edemeyen tüm erkekler de bu otoriter yönetimi örnek almaktadır. Otoriteler de kadınlara, gençlere ve eşcinsellere yapılan şiddeti ağır bir şekilde cezalandırmak yerine, hafifletici nedenler öne sürerek ceza indirimleri yoluyla bu şiddeti onaylamaktadır.
Kendi korkuları ve acılarla yüzleşmekten korkan bu erkekler, onlara “yüksek idealler” sunan otoriter liderlerine biat ederek kendi geçmişlerindeki acılardan ve utançlardan kaçabilmektedirler. Bırakın direniş ve protestoyu, onların çizdiği sınırlar dışında duygularınızı bile ifade etmenize tahammülleri yoktur. Seslerini yükseltenleri, direniş gösterenleri yok etme ihtiyaçlarını kontrol edemezler. Nefretlerini yansıtacak ve intikamlarını alabilecek ötekilere ihtiyaç duyarlar. Kadınlar, gençler, eşcinseller, onlara ne olmadıklarını anımsatan her şeyi ötekileştirerek ve onları baskı altına almaya çalışarak rahatlarlar. Baskı önce söylemlerle başlar… Söylemler eylemlere, eylemler şiddete dönüşür.
İçine içine ağlamaktan
Kadınların gözyaşları kurur
Sözcükler savrulur
Sadece bedenleri değildir
Acıya maruz kalan
Umutsuzluk içlerinde büyür
Kadınlık azap olur
Kadınlık suç
Ve erkekler
Hiç utanmadan
Devam eder
Konuşmaya,
Yargılamaya,
Susturmaya,
Kurallar koymaya
Vicdanlar yok olur
İçine içine ağlamaktan
Kadınların gözyaşları kurur
Kadınlık azap,
Kadınlık suç olur.
Yeter, diye bağırsam duyan olur mu sesimi,
Benim sesimi, kadın sesini
Ve Kadın sesi…
Kadınların sesi
Çağlayanlar gibi
Bir gün yırtacaktır sessizliği…
This article was originally published on Birgun.net on 22.02.2015