A Novelist, columnist & playwright

HİÇ’liğe göç…

20.09.2015 | Birgun.net

HİÇ’liğe göç...

> MELTEM ARIKAN @MeltemArikan

Bedenim buz gibi
Beynim alev alev
Kalbim durdu duracak
Gözlerim şimşek şimşek
Kulaklarımda yırtıcı sessizlik
Kımıldayamıyorum
Anlamlandıramıyorum
Öylece bakıyorum
Boş boş boşluğa sığınıyorum…

Eskiden ağlardım. Sevindiğim zaman, üzüldüğüm zaman, çaresiz kaldığım zaman, ama şimdilerde ağlayamıyorum. Hiçlikle sarmalandım, hiçlikle avundum. Hiçliğin içinde hiçlikle yoğruldum…

Karanlık tüm renkleri siyaha boyarken
Çığlıklar yaprak yaprak dökülürken
Sözcükler hoyratça sökülürken
Pençe pençe yalanlarla parçalanırken düşünceler
Ve ölüm…

Yaşamı ne kadar anlamlarla bezersek bezeyelim, aslında tüm anlamlar suya yazılan sözcükler gibi gitmeye, bitmeye, sonlanmaya mahkum. Mezar taşları da olmasa aslında kimlerin gelip kimlerin gittiğini takip etmek bile çok zor. Bir zamanlar bizler gibi yaşayan, üzülen, anlamlar arayan, anlamlar bulanlar şimdi yok, sanki hiç olmamış gibi… H İ Ç!

Ve ölüm
Yaşama rağmen meydan okuyabiliyorsa
Kim dindirebilir acıları
İçi boşaltılmış kavramlarla
Kim dokunabilir acıya
Yutulmuş vicdanlarla
Acılar acılarla yoğrulurken
Hiçlik hiçliğinden utanırken

Ölüm korkusu ve H İ Ç’leşme… Sanki hiç olmamış gibi, sanki hiç yaşamamış gibi, hiç nefes almamış, hiç doğmamış, hiç sevmemiş, hiç yazmamış… Bir mezar taşıyla HİÇ’leşmemeye çalışan… Taşlara yazılanlarla taçlandırmaya çalışılan…

Anaların verdiği yaşamlar
Hoyratça yok edilirken
Kim tutunabilir yaşama
Karanlık oksijeni bile yutarken
Ve korku korkuları
Ve korku acımasızlığı
Ve korku acıları
Ve acılar nefreti körüklerken

Acımasızlık sarmalında döndükçe, zaman ve ölüm kol gezdikçe anlamsızca, belki de anlamsızlıkları adlandırmak boşu boşunadır. Boşu boşuna… Masumiyetin sözlüklerde kaldığı, kendine ihanetin alkışlandığı, hırsların oksijeni tükettiği bu dünyada H İ Ç olabilmek… HİÇ’liğe özlem duymak… Çok olmaktansa yok olmayı tercih etmek…

Kim çözüm üretebilir çaresizliğe
İçi boşaltılmış kavramlarla
Kim anlayabilir çaresizliği
Yutulmuş vicdanlarla…

Yanılsamanın gerçeği yuttuğu, doğanın katledilmekten yorulduğu, korkuyla taşlaşan kalplerin her yeri kırmızıya boyadığı… Renkler yok oluyor sanki, kokular da, duyarlılıklar da, neşe de… Buruk, acımsı, tatsız bir katran kaplıyor duyguları…

Şiddetin şiddeti
Acımasızlığın acımasızlığı
Vicdansızlığın vicdansızlığı
Ve kaçıp gitmek arzusu
Yaşananların gerçek olmadığı
Olmayacağı
Olamayacağı

Öğretilen anlamlar, bozulan anlamlar, çarpıtılan anlamlar… Her şeyden arınmak istiyorum. Sözcüklerden, anlamlardan, yalanlardan, sahtekarlıklardan, katran kaplı duygulardan, taşlaşan kalplerden, çok yüzlü yüzsüzlerden…

Yaşananların anılardan,
Duygulardan, hafızalardan silineceği
Masal diyarlarına kaçmak
İnsanlardan, insanlıktan koşa koşa uzaklaşmak

Kulaklarımı kapatmak, gözlerimi yummak ve avaz avaz bağırmak istiyorum. Sözcükler hoyratça anlamlarından soyutlanırken, gencecik gençlerin yaşamlarının kırmızılarda yok olması, kavramların yarattığı bu nefret ve kargaşa içimi acıtıyor…

Kabul ettikçe alışmanın yorgunluğu
Kabul ettikçe vazgeçmenin ağırlığı
Kırıklıklar artık bütünlüğe varmıyor

İnsanı insan olmaktan vazgeçiren, iktidar-lı olmak yerine HİÇ olmaya doğru göç etmek istiyorum… Her şeyden vazgeçerek anlamsızlıkla buluşmak… Hiçlik ve anlamsızlıktır belki de gerçekten anlamlı ve her şey olan…

Karanlık tüm renkleri siyaha boyarken
Rüzgar neden her şeyi silip süpürmüyor?
Baskıları, acıları, kızgınlıkları…
Ve neden rüzgar bize taşımıyor
Öğretilen sözcüklerin ötesindeki anlamları…

 

This article was first posted on 20 September 2015 at Birgun.net