A Novelist, columnist & playwright

HİÇBİR ŞEY SÖYLEME….

Psikeart | Ocak 2016

20662121

Kadın, gözlerini açtığında her şeyden nefret ediyordu. Odasını karartan puslu havadan, bulutların arkasında saklanan korkak güneşten, yorganın altından çıkmasına engel olan soğuk havadan, başucunda duran cep telefonundan…

Kadın gözlerini açtığında, her şey nefretti.

Nefretin rahatlatan maskesi arkasında yorgunsun aslında…
Belki de sadece suskun kollar seni sarsa….
Hıçkıra hıçkıra ağlasan…
Tuzla buz olacak nefretin…
Nefretin kırılganlığının…
Duymak istemiyorsun değil mi?

“En büyük aşklar nefretten doğar”, “Sevdiğin için bu kadar nefret ediyorsun” klişelerine inanmak istiyordu. İnanmayı istemek ve inanmaya sığınmak… Ama yapamıyordu, nefreti inanmasını engelliyordu. Acısıyla yüz yüze… Acısına hemen gözünü kapıyor ve nefretin onu saran sıcaklığında avunmak istiyordu. Bir adım ötesinde intikam onu bekliyordu. Nefreti, intikam ve öfke acısı ile arasında ulaşılmaz duvarlar örmesine dört elle yardımcı oluyordu…

İçindeki yarılmışlığı her geçen gün derinleştirmek…
Kabuk bağlamayan yaralarını göz ardı etmek…
İçten içe kanayan sevme potansiyelin
Ve sevgisizlikle büyüyen kendinden nefretin…

Yorganı kafasına çekti. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu, en çok annesinden nefret ediyordu, babasının onu dövmesini görmezden gelen, dünyanın merkezi olan, bir kez olsun onu kucaklamayan annesi… ‘Nefret ediyorum!’ diye bağırdı… Nefret… Sonra sonra, hayran olduğu üniversite hocası… Onu öldürmek istiyordu… Nefret yetmiyordu artık, nefreti öfkeye, öfkesi intikam arzusuna dönüşmüştü çoktan… Babası onu evden attığında tüm kırılganlığı, tüm hayranlığı, tüm açıklığı, tüm arzuları, tüm avutulma isteğiyle 17 yaşında evine gittiği hocasının yatağında biten gecenin sabahı… Ağlaması haykırmaya, haykırması isyana, isyanı kusmaya dönüştü… Sadece kusuyordu, midesinde bir şey kalmasa da kusması gerekiyordu, artık içindekileri taşıyamıyor, artık yaşamla ilişki kuramıyordu…

 Hepimiz aynı yalnızlıktan yola çıktık aslında…
Gerçeğin acılarıyla yüzleşenler ve sanallığın rahatlığına sığınanlar olarak ayrıldık sonra…
Gerçeğin acısını inkar ettikçe, en kırılgan olduğun dönemde hakkın olan sevgi senden esirgendikçe…
Korkular o kadar insanlaştı ki, annenin babanın değil, korkuların çocuğusun…
Korkular büyüttü seni, sen büyüdükçe korkuların da seninle büyüdü…
Açlıkların da büyüdü…
Dünyaya meydan okumak, sahip olmak, tahakküm etmek ve tüm bu açlığı gizlemek için attığın onca sessiz çığlık…
Kabul et, sadece gerçekten sevilmiş çocuklar sevme yetisini geliştirebilir…
Koşulsuz hakkın olan sevgiden esirgendin…
Acılarını inkar ettikçe seni saran nefret…
Acılarını inkar ettikçe kendine duyduğun nefret…

Hiçbir şeyi hatırlamak istemiyorum. Sadece biraz daha yok olmak, sadece biraz daha yok etmek. Meydan okumak tüm iki yüzlülere, daha da ileri gitmek. Daha da sınırları zorlamak, her şeyi herkesin yüzüne haykırmak… Haykırmak… Haykırmak… Ama hiç duyulmamak… Duyulmadığını, duyulmayacağını bile bile…

Bile bile yapıyorum aslında her şeyi… Bile bile içiyorum mesela… Bile bile sarhoş oluyorum… Bile bile kendimi o adamdan bu adamın altına atıyorum… Bile bile radikalleşiyorum… Bile bile nefretimi biliyorum… Havadan, sudan, güneşten, sıcaktan, soğuktan, annemden, hocamdan, sevgililerimden, adamlardan, kadınlardan, her şeyden öylesine tiksiniyorum ki, kimi zaman tenimi kazımak istiyorum. Tenimi kazısam, duygularımı tek tek koparsam, kemiklerimi kırsam bile bu tiksinti hiç azalmıyor…

Kendini kendine ne kadar değersiz olduğunu ispat etmekten hiç yorulmadın. Ne yaparsan yap yetmedi değil mi? Para, şöhret, güzellik, zeka, başarı… Hiçbiri yetmiyor değil mi sana?… Hep bir yerlerden sana seslenen o ses… Sevilmeye değmezsin… Değersizsin…
Ve ispatlamak kendini kendine…
Acılarını inkar ettikçe…

Kovalamaca oynamaktan bıktım. Kendimi bazen dilenci gibi hissediyorum, dileniyor ama aslında ne için dilendiğimi bilmiyorum. Yaşamsal bir ihtiyacım var, ama yok gibi… Her şeyi bırakmak, yok olmak ile hayata tutunmaya çalışmak arasında bir ip cambazı… İçimde yok edemediğim ve her gün beni ele geçiren…

Sakın bir şey söyleme, seni de duymak istemiyorum. Büyük büyük laflar, analizler, sentezler ve sevgi sözcüklerini de istemiyorum. Avunmak istemiyorum, avutulmak da, beni saracak kolların da canı cehenneme…

Ben tükenmek istiyorum, acılarımı hissetmemek, hükmetmek, duyarsız olmak istiyorum. Acılarımla yüzleşmek yerine, diğerleri gibi acılarımı inkar edip nefretimin kollarında yaşamak istiyorum…

Sakın bir şey söyleme, hiçbir şey duymak istemiyorum…