A Novelist, columnist & playwright

Haşarı gençler, hackerler ve diğerleri

“Yeter Tenimi Acıtmayın”, “Umut Lanettir”, “Kadın Bedenini Soyarsa” romanlarında kadın hakları ve sorunlarına eğilen Meltem Arıkan yeni romanı ”Erospa”da bambaşka bir üslup ve konuya odaklanmış. “Erospa” hackerlerın, şans ve olasılıkların yer aldığı bir bilimkurgu.

Günümüze kadar yayımlanan kitaplarınızdan farklı bir tarz ile okuyucularınızın karşısına çıktınız. Fantastik öğeler içeren, bilimkurgu türündeki “Erospa” romanını yazmaya nasıl karar verdiniz?

Analog sistemi oluşturan yaşam alanlarına ve görüşlere karşı, analog sistemin içinden yapılan önermelerin sonuçsuz kalacağına inandığımdan, 2011 yılından itibaren Analog dünyadan Dijital dünyaya geçiş süreci üzerine dünyadaki çeşitli haber analiz sitelerine İngilizce makaleler yazmaya başladım.
Ne yazık ki baskının normalleşmeye başladığı, otoriter kontrol mekanizmalarının hızla hayata geçirildiği, dinsel sömürüyle susturulmuş insanlarla çevrili bir dünyada yaşıyoruz. Bu sebeple de yazılan, çizilen, okunan her şeyin tekrar tekrar gözden geçirilip, yeniden değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Analog sistemdeki hiçbir ideolojinin, geçmekte olduğumuz dijital dünya düzeninde geçerliliği kalmadığına inanıyorum.

Korku kültürünün, ırk ve din farklılıkları üzerinden binlerce yıldır ötekileştirmeler yarattığını, nefret ve şiddeti bileyerek savaşlara dahi haklı gerekçeler uydurduğunu hepimiz biliyoruz. Dünyadaki tüm toplumların tek ortak kültürü olan ve erkek egemenliğin toplumlara zorla yerleştirdiği “korku kültürü” nedeniyle, binlerce yıldır ataerkil sistemin dayattığı analog dünya düzenine “yeter” demeye devam ediyorum. “Erospa” içinde bulunduğum bu “yeter” sürecinin romanı oldu.

HAYAL GÜCÜME TESLİM OLDUM

“Erospa” şaşırtıcı kurgusu ve hayal gücünün sınırlarında dolaşan yapısı ile oldukça dikkat çekici bir roman. Bu açıdan kendi hayal gücünüzün sınırlarını “Erospa”da denemiş olduğunuzu söyleyebilir miyiz?

İtiraf etmeliyim ki, “Erospa” kendimi kendi hayal gücüme tamamen teslim ettiğim ilk romandır. Hayal gücümün sınırlarına geldim mi bilmiyorum ama bundan sonra hayal gücümün sınırlarını zorlayacak romanlar yazmak istiyorum.

Kitaplarınızdaki kadın karakterlerin isimleri hep ilgi çekici oldu.” Erospa”da da HelloKitty, Kain, Elaj, özellikle de Erospa isimlerini seçmek nereden aklınıza geldi? Bu isimleri seçmenizdeki bir etken de kadın karakterlerin okuyucunun zihninde kalmasını istemeniz olduğunu söyleyebilir miyiz?

Doğayla ilişkide olmak benim için hep çok önemli olmuştur. Bundan önceki romanlarımda kahramanlarımın isimleri bunun altını çiziyordu.

Aslında “hümanizm” adı altında insanın doğadan kopartılıp daha üstün bir yere konduğunu, bu anlamda da hümanizmin bir tür “faşizm” olduğunu düşünüyorum. Bence insanlar da hayvanlar gibi, bitkiler gibi, toprak ve taşlar gibi doğaya ait, doğanın bir parçası; insanların doğadan kopartılması doğanın dengesiyle oynamak anlamına geliyor. “Erospa”yı analog dünyadan dijital dünyaya geçiş sürecinin romanı olarak kurguladığım için, içinde doğa yine yoğun olarak yer alıyor. Bununla birlikte bu sefer isimleri daha çok ‘nickname’lere benzeyecek şekilde seçtim. Bir de romandaki isimlerin alışılmadık olması, kurguyu daha rahat takip ettirir diye düşündüm.

Erospa’daki “Günlük” bölümlerinde romanınızı kaleme alırken yaşadıklarınızı anlattınız. Günlük bölümleri için romanınızla yüzleştiğiniz ve okuyucu ile bütünleştiğiniz kısımlar diyebilir miyiz?

Romana ilk başladığımda “günlük” bölümleri yoktu. Romanı silmek zorunda kaldıktan aylar sonra tekrar yazmaya başladığımda kendimi bu bölümünü yazarken buldum.

Kendi duygularımı ve yaşadıklarımı çok fazla paylaşmaktan hoşlanmadığım için “Günlük” romanda en zor yazdığım bölüm oldu ve kitabı yayınevine göndermeden önce de “Günlük” bölümlerinin bayağı bir kısmını çıkardım. Bu bölümler, yaşadıklarımızla yüzleşme ve bu yüzleşmeyi yaşarken hissettiklerimin bir kısmını okurlarımla samimi olarak paylaşma isteğimden kaynaklandı.

“Erospa”da dikkat çeken diğer konular; hackerların dünyası ve holografik evren. Bu konuları neden seçtiniz, ne gibi araştırmalar yaptınız?

1990’lardan itibaren analog dünyadan dijital bir dünya düzenine geçiş süreci başlamıştır.
Analog dünyada bilginin bizzat kendisi elde tutulması gereken bir güçtür. Bilgiyi üretmek ve bilgiye sahip olmak için de hiyerarşik bir örgütlenme yapısı vardır. Dinsel kurumların kontrolü altında kurulan üniversiteler ve medreseler geliştirilmiş, ancak bilgi tam anlamıyla paylaşılmamış, bilgiye sahip olma tekelleştirilmiştir.

Bilgiye ulaşmak isteyenlerin ilköğretim sürecinde “terörist” bir eğitime sokularak kafaları, hayatları boyunca kullanamayacakları gereksiz bilgilerle doldurulmuştur. Beyin hafıza hücreleri işgal edilen gençler, üniversite kapısından “ebleh” olarak girmişlerdir.

Öğrenciler kendi doğalarından ve çevrelerinden soyutlanarak hırslandırılmış, mesleğe yönelik eğitim adı altında kendi varoluşları için değil, üniversiteden sonra çalışacakları devlet kurumları ve firmalar için yetiştirilmişlerdir. Ancak dijital dünyaya geçiş sürecinde, bilgiye ulaşmak isteyen “haşarı gençler” yetişkinlerin körlüklerine karşı çıkmış ve bilgi edinme özgürlüğünü talep etmişlerdir.

Bu haşarı gençlerin çoğunluğu “hacker”lardan oluşuyordu, bu nedenle onları anlamak bu geçiş sürecindeki gençlerin algılarının nasıl değiştiğini anlayabilmek açısından benim için çok önemliydi.

Son olarak; “Erospa”da Gezi eylemlerinde yaşanılanları hatırlatan cümleler ve olayları kaleme aldınız. Bunlar hakkında söylemek istedikleriniz var mı?

Tüm yaşadıklarımızdan sonra bir gün hayatımız normal dönerse, (o normalin de ne olduğunu hiç bilmiyorum) belki söyleyecek sözcükler oluşur, ama şu anda konuşmak istemiyorum.