A Novelist, columnist & playwright

Gerekiyor mu?…

Psieart | Ocak-Şubat.2017

– Ne istiyorsun?

Öylece bakıyorum. Sanki bana dünyanın en zor sorusu sorulmuş gibi… Sanki bu sorunun anlamını hiç bilmiyormuşum gibi… Sanki yanıtı bulabilmem için günlerce düşünmem gerekiyormuş gibi… Sankiler yanıta ulaşmama izin vermiyordu… Sanki…

– Sana çok basit bir soru sordum: “ne istiyorsun?”
– Bilmem…
– Saçmalama lütfen; insan ne istediğini bilmez mi?
– Hangi konuda?
– Ortada konu falan yok, ne yapmak istiyorsun?
– Ne zaman?
– Beni çıldırtma lütfen, bugün ne yapmak istiyorsun?
– Bilmem, yemek yapmam lazım, ayrıca yürüyüş yapmalıyım bir de tabi bitmesi gereken bir makalem var…
– Ben sana ne işin var diye sormadım ki; ne yapmak istiyorsun?
– Galiba hiçbir şey yapmak istemiyorum…
– Süper o zaman hiçbir şey yapma
– Nasıl yani?
– Bayağı hiçbir şey yapma
– Saçmalama olur mu öyle şey?!
– Tabii ki olur; canın birşey yapmak istemiyorsa yapma
– Sorumluluk?…
– Sen bir gün canının istediğini yaptın diye dünya durmaz merak etme

Canının istediğini yapmak! Keşke öyle bir dünya olsa hep canımın istediklerini yapabildiğim ama böyle birşey mümkün değil; kimse için değil?… Aslında belki de olmalı belki de herkes sadece istediği şeyleri yapsa dünya daha mutlu, daha üretken, daha neşeli bir yer olur. Kendimi kurtardım da dünya eksik kaldı. Tabi ki bir denge bulunmalı, canının istediğini yapmakla gereklilikler arasında… Denge?…

Gözlerimi ondan kaçırdım, sorularına yanıt vermek istemiyorum. Gri kanepenin karşısındaki kocaman ekrana bakar gibi yapıyorum ama aslında kafam takıldı. Ne istiyorum? Tabi ki benim de isteklerim var. İstekleri olmadan nasıl yaşar ki insan… Sadece isteklerin de bir sınırı, yeri, zamanı olmalı… Olmalı mı gerçekten?…  İstemek öğrenilen birşey mi, istemek  kontrol edilmesi gereken bir duygu mudur?.. İstemek, istemeyi öğrenmek, istekleri kontrol etmek…

Düşüncelerimin dağınıklığından rahatsız oldum yine. Televizyondan kaçırdığım gözüm yanımdaki kanepede duran yastıklara takıldı…  Rahatsızlığmı daha da arttı. Koltuktaki yastıkların sırası değişmişti. Kalkıp onları düzeltmeliyim.

– Onların yerlerini ben değiştirmiştim
– Niye?
– Hemen düzelteceğini bildiğim için
– Yani…
– Yani biraz rahat olsan…
– Yerlerini değiştirmeseydin rahattım zaten

Anlatabilmem o kadar zor ki… Sizin gözünden nasıl göründüğümü de çok iyi biliyorum ama anlatabilmem o kadar zor ki… Herşey gerekenleri yaptığım zaman ancak görünür olmamla başlamıştı. Görünür olabilmem için önce gerekenleri keşfetmem ardından da onları hayata geçirmem gerekliydi yoksa görünmez oluyordum. Görünmez olmak bazen çok hoşuma gitse de bazen çok canım sıkılıyordu… Gerekenleri büyükler istemeden yaptığımda aldığım alkışı marifet sanıyordum, alkışlayan büyükler de bu durumdan çok memnundu; bunun maliyeti ise kimseyi ilgilendirmiyordu…

Gerekenlerin anlaşılması, gerekenlerin yapılması için bir tür radar gibi çalışmayı öğrendi beynim: sürekli karşımdakileri inceleyerek, sürekli anlamaya çalışarak, sürekli beden dillerini okuyarak sonra sonra bu o kadar normalleşti ki… Karşımdakilerin duygu durumlarını okumak benim için yaşamımın normal bir parçası haline geldi. Ve sonra sonra gerekenlere, başka gereklilikler ve o gereklilikleri sürdürebilmek için başka gereklilikler eklendi….

Bir kez gereklilikler zincirini oluşturmaya başlarsanız bir sure sonra bu zincire ihtiyaç duyarsınız çünkü bilirsiniz ki bu zincir olmazsa eğer ve bu zincir sizi sıkı sıkı zincirlemezse  emin olursunuz içinizdeki asinin herşeyi yakıp yok edeceğinden.

Bir süre sonra bile bile izin verirsiniz o zincirin sizi daha da daha da sıkı sarmalamasına çünkü başka türlü yaşamayı unutursunuz. Bir süre sonra bile bile izin verirsiniz o zincire bir halka daha eklemeye çünkü artık o sizin zırhınız olur size kendinizden kendilik nefretinizden koruyan… Bir süre sonra bile bile izin verirsiniz o zincirin daha da daha da ağırlaşmasına çünkü ancak o zaman kaçamayacağınızı bilirsiniz. Sınırları daralttıkça güvende olduğunuza inanmak istersiniz. Zincirle ne kadar meşgul olursanız o kadar uzaklaşırsınız yaşamın acımasız sürprizlerinden ve insanların sözlerinden, yargılarından, canavarlıklarından.

Bir süre sonra bile bile izin verirsiniz çünkü rahatsız olmazsınız artık zincirin hareket alanınızı daraltmasından. Dolaptaki havluların boylarının aynı olması, hepsinin kat yerlerinin aynı tarafa bakması ve renklerinin açıktan koyuya doğru dizilmesiyle meşgul olmak size her geçen gün daha iyi gelmeye başlar.

Koyduğunuz eşyaların aynı şekilde aynı yerde aynı düzende olması ve öyle kala kalması hayatın beklenmeyen akışına inat korur sizi ve siz daha çok bağlanırsınız değişmeyen düzeninize; çünkü içten içe bilirsiniz sadece onu kontrol edebileceğinizi.

Bir süre sonra bile bile kölesi olursunuz yarattığınız zincirin çünkü artık kendinize değil zincire güvenirsiniz çünkü zincir sizi ne kadar kontrol ederse siz de ona ve gerekliliklere mahkumiyetin rehavetiyle yaşamaya ara verirsiniz.

Bir süre sonra bile bile yok edersiniz kendinizi isteklerinizi ve sadece gereklilikler, meliler, malılar sarar etrafınızı… Zincir kozaya dönüştükçe siz de o kozanın içinde küçüle küçüle yaşamayı öğrenirsiniz.

– Ne istediğimi sormuştun değil mi?
– Evet…
– Gerçekten istemem mi gerekiyor?…