A Novelist, columnist & playwright

Yine de Aşkla Uğraşmaktan Asla Vazgeçmeyin

Ve…Veya… Belki, Evet…Ama…Sanki adlı üçlemesinin ilk ikisi yayımlanan Meltem Arıkan aşk için, aşka kışkırtmayı tercih eden bir yazar.

19.10.2000 | E Dergisi, Şebnem Atılgan

Aşkla ilgili düşüncelerimi, pembe kaplı bir kitabın için (rengi fark eder mi ki?) bulmak beni gerçekten şaşırttı. “Evet, Ama, Sanki…” bir aşk öyküsünün tamamlanmamış tanımı mı?

Aşkla ilgili düşüncelerinizi kitabımda bulmuş olmanız beni de şaşırttı. Çünkü aşkla ilgili sonuçlanmış düşünceleri aktarmayı seçmemiştim. Ben, kadınları ve erkekleri aşkı yeniden düşünmeleri ve hep düşünmeleri için kışkırtmaya çalışmıştım. Aşkla ilgili akıl yürütmelerimiz ve duyumsamalarımız o kadar özneldir ki ve karşımızdakilere göre o kadar değişkendir ki prototipleştirmek veya genel başlıklar altında toplamak bence aşka ihanettir. Kitabın rengine gelince pembe renk de kabul edin ki kışkırtıcı bir renktir. Evet…Ama…Sanki… bu nedenle aşkın tanımlanması değil aşkı aramaya yönelik bir ajitasyondur.

Siz hangisisiniz? Ilgım?, Ilgım Halit?, Damla?, Seçkin?, Sedat?, Ender? (Hiçbiri?)…

Erkekler erkek, kadınlar kadın cinselliklerini yaşamadan erkeklerin kadınları ve/veya kadınların erkekleri aşk ilişkisi içinde anlayabilmeleri bence imkansızdır. Romandaki tüm kadınlar ve erkekler aslında cinselliklerini arama çabasındadırlar. Bu anlamda okuyucunun beyninde hangi karakter okuyucuyu kendi cinselliğini araması için kışkırtabiliyorsa ben o karakterim.

Kitabın bir üçleme olduğundan söz ettiniz. Bu konuda bilgi verir misiniz?

Evet… Ama… Sanki… üçlemenin ikinci kitabı. Birinci kitap olan Ve… Veya… Belki… de tüm kadınlar kendi kültürel ve sosyal ortamlarına göre erkeklerde ne bulduklarının ya da erkeklerin onlar için ne ifade etmesi gerektiğinin bilinçsizce arayışı içindedir. İkinci kitap olan Evet… Ama… Sanki… de ise bir kadın kendini takip ettirerek hem kendi kendisini bir kadın gözüyle anlamaya hem de bir erkek gözüyle bir kadın olarak kendisini tanımaya çalışıyor. Üçlemenin son kitabı olacak Kadın Bedenini Soyarsa… hakkında ise şu anda yorum yapmak istemiyorum çünkü yazıyorum.

Neydi anlatmak istediğiniz? “Evet, Ama, Sanki…” karmaşık (asla kurgu ile ilgili değil) bir yazım. Hangisinin ruh halini anlamamız gerekiyor? Hangisi kendimizde yaşamamız? (Bunu biz mi bulmalıyız?) Evet, ortada bir kadının -Ilgım Halit- bence uyum sağlayamadığı bir yaşamdan kaçışları var. Ama neden tüm bu kaçışların acısını Seçkin’den çıkartsın?

Aşk ve cinsellik ne taraftan bakarsanız bakın o kadar iç içe ki. Stereo müziği kulaklıklarla dinlerken beyninizde müziğin tamamını hissederseniz. Bir kulaklıkta aşk, bir kulaklıkta cinsellik olan kitabın kurgusu da siz farkına varmadan beyninizde uyarı hissini yaratabiliyorsa anlatmak istediklerimi zaten anlatmışım demektir. Aşk ve cinsellikle ilgili somut bir reçete verilemez. Nasıl ki, kadın veya erkek kendi bedenlerimizi tanımadan varoluşumuzu gerçekleştiremezsek, kendi bedenlerimize yabancıyken başka bedenlerle gerçek bir alış-veriş yaşamamız mümkün olabilir mi?… Kitaptaki karakterlerden hiçbirinin ruh halini anlamanız gerekmiyor ama onların varoluşlarından yola çıkarak kendi içimize bakabiliyorsak bence önemli olan sadece bu. Ilgım Halit, uyum sağlayamadığı bir yaşamdan kaçmıyor tam tersi çok cesur bir yöntemle ve Seçkin aracılığıyla kendini bulmaya çalışıyor. Ama bu arayışlarında Seçkin maalesef yetersiz kalıyor.

Ilgım Halit’in, Seçkin’e böyle davranmaya hakkı yok. Tıpkı Seçkin’in de Ilgım’ı gizlice izlemeye hakkı olmadığı gibi. Oysa Seçkin’i tutan yine Ilgım. Bence bir kadın kendini izlettirecek kadar “tuhaf”sa psikolojik sorunları var demektir. Neden ılgım’a böyle bir şey yaptırıyorsunuz? Ilgım’ın aradığı nedir?

Varoluştaki en önemli hak kendini tanıma hakkıdır. Ilgım Halit, hile yapmadan ama yaptığı plan çerçevesinde Seçkin’e kendini izlettiriyor ve Seçkin de tüm erkekler ve kadınlar gibi gizlice birisini seyretmekten keyif alıyor. Şu veya bu nedenle siz hiç gizlice birisini izlemediniz mi? Keyif aldınız mı, diye de sormuyorum!… İzlemeyi ve izlenmeyi istemek tuhaf veya psikolojik sorunların sonucu doğan bir talep değil tam tersi içgüdüsel bir taleptir. Ama tabii ister bunu seçersiniz ister reddedersiniz.

Bu konuda farklı düşündüğümüz kesin. Aslında tüm bu sorulardan önce sanırım “Ilgım Halit, daha doğrusu Halit soyadını almadan önce ki Ilgım’ın nasıl birisi olduğunu bulmamız gerekir.

Hem Ilgım hem de Ilgım Halit soru sormaya ve öğrenmeye açık, cesur ama en önemlisi dürüst bir kadın. Dokunmak, varolmak, hissetmek ve aşk üzerine Ilgım’ın ağzından dinlediğimiz açılımlar var. Bunlar şüphesiz yazarın düşünceleri. Tüm bu sonuçlara nasıl vardınız? (Sonuçlara tam not. Ayrıca benim gibi düşünen bir kadının daha olması çok sevindirici.)

Tam notunuza teşekkür ederim. Ayrıca, bunları düşündüğünüze göre demek ki sizde bu açılımlara ulaştınız ama ben size bunlara nasıl ulaştığınızı soramıyorum sizce bu haksızlık değil mi?

Hayır. Eğer Ilgım’ı yaratıp, ona soru sorma özgürlüğünü verdiyseniz siz de bana bu soruyu sorabilirsiniz. Ilgım’ın bir heykeltraş olması –ya da bir sanatçı- aşk’ı anlatmayı kolaylaştırdı mı?

Kadın ve erkek kendi içindeki yaratıcılık kapasitesinde varolur. Ilgım maddeyi yeni formla öznelleştirirken elbette ki dokunabileceği ya da dokunamayacağı bir beden yaratıyordu. Biz kadınlar da aşklarımızı bedenler üzerinde yaratmıyor muyuz? Bedenden soyutlanmış bir aşk mümkün mü?

“Kadın, Aşk, Seks” üçlemesine nasıl bakıyorsunuz?

Daha önce de söylediğim gibi bir kadın olarak aşkı ve seksi birbirinden ayırmam mümkün değil. Ve bunu ayırmaya kalkan, kadın ve erkeklerin yaşamlarını nasıl şizofrenik bir ortama soktuklarını da çok iyi biliyorum. Ben ya da siz ya da Ilgım bedenlerimiz nedeniyle kadınızdır ve bedenlerimize yabancılaştığımız ölçüde kadınlığımıza da yabancılaşırız. Aşkı aşk yapan da sekstir. Seksle aşkı ayırdığınız zaman hem aşka, hem de kadınlığınıza zarar vermiş olurusunuz, diye düşünüyorum.

“Kadın, Aşk, Seks” üçlemesine Ilgım nasıl bakıyor?

Okuyucular Ilgım’ın kadına, aşka ve sekse bakışını nasıl canlandırıyorsa öyle…

Ve önemli bir karakter daha Ender. Ender kim? Ilgım’ın hayatında ne arıyor? Neden birbirlerine aşık değiller?

Ender, arkadaşlıkla aşkı karıştırmamak için var.

Ya Seçkin? Sıradan bir gazeteci değil. Duyguları olan birisi o. Biraz acımasız davrandınız mı Seçkin’e? Teleskop hiç de ona göre bir alet değil bence… Sizce sıradan gazetecilerin duyguları olmaz mı?

Hayır. Tüm erkeklerin ve kadınların duygularının, arzularının, ihtiraslarının olması gerekmez mi? Ayrıca çok duygusal olan erkeklerin iyi birer aşık olacağı gibi bir gerçek mi var ya da sadece iyi seks yaptığını zanneden erkeklerin duyarlılığı olmadan aşık olabilmeleri mümkün mü? Şöyle desek daha doğru olur, Seçkin’in verebildikleri, Ilgım’ın aradıkları değildi. Sizce teleskop Seçkin’e göre bir alet değil ama bence teleskop yaptığı işe çok uygun bir araç.

“Zaman zaman içinde akarken, bir bebek ağlar derinden, tutmak için uzandıkça, kaçışlar benden kendinden.” Yazar kimden kaçıyor?

Doğduktan sonra bebekken her şeyi öğrenmeye çalışırız. DNA’larımız kodlanmış program çerçevesinde de dünya ile ilişki kurmaya çalışırız. Ancak gelişmemiz adına gelişimimiz sansürcü bir öğretme mantığı içinde ailemizden başlayarak tüm çevre tarafından engellenir. Temelde öğretilenler olaylara önyargılı yaklaşmamızı, genellemeler çerçevesinde düşünmeye zorlanmamızı sağlar. Bedenlerimize bile yabancılaşırız, en doğal gereksinmelerimizin ayıp karşılanması ve yanlış anlaşılma paniğini yaşarız. Ne zaman kendi bedenimizle doğru iletişimi kurabilirsek, ki bunun yöntemini herkes kendi metoduyla kendisi bulmak zorundadır, işte o zaman kendimizden kaçma gereksinimi de duymayız.

Yine de aşk bu kadar zor olmasaydı, olmaz mıydı? Ve yine de aşkla uğraşmayı seviyorum…

Zor olan aşk değil, zor olan kabuğumuzdan soyunarak kadın ve erkek olabilmek. Ve yine de aşkla uğraşmaktan asla vazgeçmeyin.

Peki, tüm bu anlatımlar içinde yazma serüveninizi tanımlamanızı istesem…

Bunu düşünme serüveni dersek bence daha doğru olur. Düşündüklerimi yazdıkça, yazdıklarımı ise silmeden okudukça bu serüvene devam ediyorum demektir. Başlangıçta öyküler yazıyordum. Öykülerim çeşitli edebiyat dergilerinde yayımlandıktan sonra onları tekrar tekrar okuyunca yazdıklarımı hamasi buldum ve uzun bir süre hiçbir şey yazamadım. Ama bir gün kendimi yeniden yazarken bulunca anladım ki öyküden kopmuş, romanla buluşmuştum. İlk romanım Ve… Veya… Belki Ocak 1999’da, ikinci romanım Evet… Ama… Sanki… Şubat 2000’de yayımlandı. Yazdıklarım nedeniyle okuyucular beni ve kendilerini sorgulamayı sürdürdükleri sürece ben de yazma serüvenimi sürdüreceğim.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


GERİ DÖN