A Novelist, columnist & playwright

“Bir kadın kendi başına soyunabilir mi?”

Etkili iletişim ve beden dili kullanımı konusunda araştırmalar yapan ve eğitim veren bir yazar Meltem Arıkan.

07.08.2002 | Star, Kenan Sönmezler

Arıkan’ın kitabının anahtar cümlesi:”Bir kadın kendi başına soyunabilir mi?” Romanın kahramanı Lâl. Onun da isteği, tüm kadınların isteyip de kendilerine söyleyemedikleri, ya da söylemeyi başaramadıkları. Erkeklerin kurallarıyla yönetilen bu dünyada beklentisi de kendine göre çok basit. En azından yatakta kadın olmayı sağlayabilmeleri. Erkeklerin arzularını güdükleştirerek tutuk kalmaları veya iktidarını kanıtlamak adına gösteri yapmaları değildi. En yalın halleriyle, sadece erkek olabilseler ve kafayı kendi erkekliklerine takmaktan kurtulup kadınların kadın olduklarını hissettirebilseler.

Kitabın her bölümünde kendini farketmeyi amaçlayan modern kadını anlatıyor, yazar. Kadınları ve erkekleri kışkırtarak yeni bir denge kurmaya çalışıyor. Erkekleri erkek yapabilecek kadınlardan, kadınları kadın yapabilecek erkeklerden oluşan bir dünyanın hayalini kuruyor…

“Kadın Bedenini Soyarsa” dan yapacağımız alıntılarla biraz daha açmaya çalışacağım bu hafta kitabı size…

Yazar hakkında

Meltem Arıkan, 1968 Ankara doğumlu. Hacettepe Üniversitesi Büro Yönetimi’nden mezun. Evli, Ege adında bir oğlu var. 1991-1995 yıllarında çeşitli edebiyat dergilerinde öyküleri ve denemeleri yayınlandı. Ve… Veya… Belki ve Evet… Ama… Sanki adında romanları var.

Kitaptan

“Bir kadın kendi başına soyunabilir mi?” Bazı sabahlar uyandığında Lâl’in ilk aklına gelen cümle buydu…

Henüz yatağının içindeydi. Başı yastığa gömülü, saçları dağınık bir haldeydi; üstelik bir gece öncesi orası burası kocasının beceriksiz ellerince ellenip mıncuklanmış, hatta hoyrat ve kalın parmakları tarafınca avuçlanıp morartılmıştı. Şakakları akşam içtiği içkiler nedeniyle zonklarken kulaklarının içi uğulduyor, ne kadar yutkunsa da dilinin ucundaki paslı tat gitmek bilmiyordu. Beyaz ipek donu, ruhuyla birlikte ayaklarına mı dolanmış, yoksa çarşaflara mı karışmıştı?.. Yine beyaz renkteki uzun, saten geceliği beline kadar sıyrılmışken o hep gördüğü düşler nedeniyle kafasının içinde dönüp duran aynı cümlenin kendini esir aldığını hissediyordu:

“Bir kadın kendi başına soyunabilir mi?”

………….

Kenan kırkbeş yaşına ve tüm mesleki olgunluğuna rağmen, bu zamana kadar hiçbir sevgilisinin ya da kadının önünde, ışık altında soyunmamıştı. Kadınlar arasında çapkın Kenan’ın çıplaklık konusunda utangaçlığının, keyifli bir dedikodu malzemesi olduğundan da tabi ki hiçbir zaman haberi olmamıştı.

Kenan bir yanda ışığı söndürebilme şansım var mı diye çevresine bakınırken, bir yandan da hızla pantolonunu çıkarıyordu. Lâl ise yattığı yerden beyaz boxer donun içindeki işbirlikçinin hareketlendiğini keyifle izliyordu. En sonunda deneyimli aşık Kenan, deneyimsiz olduğunu sandığı Lâl’in yanına, yüzüne çapkınca bir ifade vererek ve hâlâ üzerinde olan beyaz donuyla uzandı.

Bütün erkekler gibi kadınların onu başka erkeklerle kıyaslamasından dolayı hep korktuğunu ise, donunu çıkartırken aklından geçirmek istemedi.

………….

Lâl, ceketini çıkartırken, mimarlığından da soyundu. Boşanmışlığını hatırlayınca fularıyla buluşan elleri fuları havaya savururken dulluktan da soyunmuştu. Eteğinin önündeki fermuarı hızla aşağı çekerken bilincindeki korkuları artık hükümsüzleşmişti. Eteğini tek bir hamleyle ve büyük bir maharetle ayaklarından sıyırıp, (bacaklarından sıyırıp olmalıydı K.S) topuklu ayakkabilar engelini de aşıp kenara fırlattığında, tüm yargıları da eteğiyle beraber sahnenin tozlarına karışık gitti.

………….

Seyircilere arkasını dönüp, kalçalarını kıvırırken, elleri de sütyeninin kopçasını açtı ve sütyeninin çıkartırken yüzünü görsünler diye bile bile seyircilere döndü. Sütyenini ağır ağır çıkarttırken bir yandan memelerini avucuyla okşuyor, bir yandan da küstah bakıyışla onu seyreden erkeklere meydan okuyordu.

Notalar, ritim ve beden; salonu, adamları, renkli kadınları, Feyza’yı, Begüm’ü ve Kenan’ı da, artık kendi alanının içine hapsetmişti.

Lâl donunu çıkarmadan bacaklarını iki yana açıp, dizlerini hafifçe kırarak, elleri dizlerinin üstünde kalçalarını sağa sola ve öne arkaya doğru kıvırmaya başladı. Kıvırdı baktı, baktı kıvırda, sonunda en büyük meydan okumasını da yaparak donunu çıkartıp çırılçıplak kaldı.

…………

Kenan’la birlikte evine doğru ilerlerken, Lâl’e bundan sonra olabilecekleri düşünmek bile ağır ve hatta gereksiz gelse de, Kenan’la son hesaplaşmasını yapmaya kararlıydı

……….

Kenan, Lâl’i yaralamak için, “Onca insanın önünde soyunmaktan zevk aldın mı?” sorusunu sorduğunda, Lâl, “Evet, hem de çok,” derken acı acı gülümsedi. Lâl, kendisini anlayabileceğini sandığı bu adamın, aslında korkularından başka hiçbir şeyi anlayabilecek durumda olmadığını artık biliyordu. Ve yine biliyordu ki ne söylerse söylesin sözcüklerin hiçbir önemi yoktu. Lâl kadın olabilmek için çıplaklaştıkça, adam erkek olamamaktan korkuyordu.

Son Söz

Lâl, gerek toplumsal, dinsel ve ailevi kuralların kıskacında kalmasıyla, gerekse kendisine dayatılan rolden soyunarak kadın olabilmek için bir meydan okuma arzusuyla, ülkemizin kadınlarından hem farklı bir yerde durmakta, hem de içlerindeki bastırılmış arayışı temsil etmektedir. Onun gözünde beden bir tapınaktır kadın ve erkek hazzın ve mutluluğun peşine düşüp öncelikle bu tapınakta yücelmeli, belki de orada kaybolmalıdır.

Geçtiğimiz hafta Book Box sayfamızın, rafında tanıttığım “Kadın Bedenini Soyarsa”yı bu hafta vitrine taşımayı düşündüm. Siz de bu kitabı okurken çok düşünecek ve çok yargılayacaksınız, hem kendinizi hem de çevrenizi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

GERİ DÖN