A Novelist, columnist & playwright

Arayışlarına Bu Kez “Kadın Kimliği”ni Ekliyor

Meltem Arıkan ‘ın üçüncü romanı “Kadın Bedenin Soyarsa” adını taşıyor. Yazar ilk iki kitabında sürdürdüğü kadın kahramanlarının arayışlarına bu kez “kadın kimliği”ni ekliyor. Bir diğer söyleyişle kadınların sahte varoluşlarındaki kendi sorumluluklarını sorgulamaya başlayacakları bir roman “Kadın Bedenini Soyarsa”. Arıkan diyor ki: “Ben, kadının gerçek doğasında yeniden varolabilmesi için soru sormaya başlamasına nasıl katkıda bulunulabilir şeklinde düşünüyorum. Benim sorunsalım bu…” Romanla baş başa kalan okura ise soruyor: Bir kadın kendi başına soyunabilir mi?

09.08.2002 | E Dergisi, Şebnem Atılgan

Yine kadın kahramanların var Meltem ve yine onları yüzleşmelerle, hesaplaşmalarla karşı karşıya bırakmışsın… “Kadın Bedenini Soyarsa” devamı olan bir sözün başlangıcı gibi…. Ne dersin?

Bir kadının bedenini soymasını bilinç geliştirme projesini başlatacak bir yöntem olduğuna inanıyorum. Kadının yaşadığımız toplum düzeninde, doğumdan “kadın olma” şeklinde adlandırılma aşamasına kadar aile, yakın çevre, okul, iş çevresi-toplum- tarafından zorla edindirilen şartlanmalar ve korkular nedeniyle kendini bir kadın olarak tanımlayabilmesi çok zor. Kendi bedenine yabancılaştırılmış kadınların bedenlerinden soyutlanarak toplumsal yaşamda kız çocuğu, genç kız, gelin, evli, anne, dul veya öğrenci, işçi, işkadını veya güzel, çirkin veya sinirli, öfkeli, neşeli veya edepli, edepsiz, muhafazakâr, modern, sadık, güvenilir, güvenilmez, uyumlu, uyumsuz gibi sıfatlarla adlandırılması ve kendisinin de bunlardan bazılarını içselleştirerek kendi varoluşuna bu sıfatlarla tanımlaması doğamıza uygun mudur?

Toplum ve yakın çevresi tarafından çeşitli sıfatlarla adlandırılan kadın bunlardan bir kısmını kendini uygun olarak kabul etse dahi, doğayla çelişen bir sonuç kadının iç dünyasında fırtınalar yaratmaz mı? Ya da çelişkilerin tümünün üstünü örtse, kendisine zorla kabul ettirilen her şeye rıza gösterse bir süre sonra bu sonucu kabul etmeyen kadın bedeni kuramaz mı?

Ben bu romanımda da sadece soruyu soruyorum. Eğer okuyucuya soruyu doğru algılatabilmişsem, kadın okuyucular sorunun cevabını keşfetmek için yola çıkacaktır. Erkek okuyucular ise kadınları ve kadınların sahte varoluşlarındaki kendi sorumluluklarını sorgulamaya başlayacaklardır.

Meltem Arıkan, kahramlarını kadınlar arasından seçen bir yazar. Diğer iki romanda da böyle…

Evet; kadınlar ve erkeklerle ilgili yazıyorum Bir kadın olduğum için kadın varoluşundan yola çıkarak erkekleri de yazıyorum. Bir kadının erkekler olmadan tek başına kadın olabilmesi mümkün değildir. Kadınlar var olmadan da erkekler erkek değildir.

İlk romanı okurken de hemen hemen aynı şeyleri düşünmüştüm. “Sorun ne?” “Kadın Bedenini Soyarsa” da sorun nedir? Yazar, bedenini ancak soyarak, gerçek kimliğine kavuşabileceğini düşündüğü bir kahraman yaratıyorsa ortada anlatılmak istenen bir sorun olmalı…

Ataerkil kültürün binlerce yıldır süregelen kadınların kadın olması yerine kadın gibi olmaları konusunda uyguladığı sistematik baskılar var. Örneğin korkutma yöntemleri sonucunda bir kadın hangi sosyal katmada yer alırsa alsın doğası dışına itilmiştir. Ben, kadının gerçek doğasında yeniden varolabilmesi için soru sormaya başlamasına nasıl katkılda bulunulabilir şeklinde düşünüyorum. Benim sorunsalım bu…

Kendilerini bir diğer söyleyişle kadınlıklarını sorgulayan, hesaplaşan, anlatan kadınlar bunlar…

Doğru. Hesaplaşmalar var çünkü kadınlarımızın da, erkeklerimiz de “gibi” yaptıklarını düşünüyorum. Gerçek bir kadın değil de “kadın gibi” ya da gerçek bir erkek değil de “erkek gibi”… Oysa gerçek kadın ya da erkek olmak çok daha farklıdır… Evet, hepimizin bir cinsel kimliği var, bu kimlikle doğup çeşitli adlar alıyoruz. Ama doğanın yüklediği bu kimliğin aslında sonradan yetersizleştirildiğini düşünüyorum.

Konular ilginç… Üçüncü romanla başlayan bir okur için acaba zorlanacağı bir konu mu, “Kadın Bedenini Soyarsa”…

Hayır sanmıyorum, her kitaptan başlanabilir.

Kurgu, “bedenini soyarak gerçek kimliğine kavuşacağına inanan” bir kadının psikolojik açılımları hakkında da bilgiler veriyor. Burada bilgi sözü oldukça önemli… Bu bilgiler nereden geliyor? Bir kadının soyunarak gerçek kimliğine kavuşacağını kim iddia ediyor? yazar mı? Yoksa romandaki diğer kahramanlardan biri olan Rus kadın?

Bu bilgiler binlerce yıldır zaten var. Ama şu ya da bu şekilde ataerkil kültür tarafından çarpıtılan, unutturulan yine de genetik programlarımızda var olan bilgilerin ortaya çıkartalması için bir roman kurgusunda okuyucuya aktarılıyor. Kanımca insanların doğal evriminde belirli zamanlarda bilinç sıçramaları meydana gelmektedir. Sanırım ki önümüzdeki dönem kadınların var olmaları dolayısıyla erkeklerinde var olabilmeleri ve bu nedenle de kadınların ve erkelerin özgürleşebilmeleri ile ilgili bir süreci yaşama dönemimiz olacak… Kadınların ve erklerin bir sürü olarak var olmalarından birey olarak var olmaya geçişleri geçen yüzyılda başlamıştır. Bu yüzyıl ise doğal cinsel kimlikli birey olma sürecemizin başlangıcıdır. Dünyada bu konuda çeşitli arayışlar bulunmaktadır. Ben de bu araylışlarla bağlantılı olarak araştırmalarımı sürdürüyorum.

Peki, “Kadın Bedenini Soyarsa”, çözüm sunan bir roman mı?

Hayır her türlü hazır reçeteye karşı olduğum için benim yapmaya çalıştğım çözüm sunmak değil okuyucuları ajite ederek soru sormaya yönlendirmek.

Neden soyunmayı seçen bir kadın kahramanın var? Soyunmak derken hangi soyunmaktan söz ediyorsun?

Bizler genellikle duygularımızı ve bedenimizi birbirinden ayırırız. Oysa ben ayrı olmadıklarını düşünüyorum. Bedenimiz yoksa, diz de yokuz…

Bedenimiz öylesine giyinik ki, ruhumuzu bile örtüyor ya da ruhumuzu soyuyorsak eğer, bedenimizin giyinik kalması mümkün değil.

Yine bir tür “kendin ” olma durumu. Bunun için ille de bedeninin üzerindeki giysilerin çıkartılması mı gerekiyor?

Evet; çünkü benim kahramanım varolmak istiyor. Onunu için elbiselerini çıkartıp, soyunuyor. Lal’in bir varoluş sorunu var. Kadın gibi değil kadın olmak istiyor. Gerçek bir kadına ulaşmanın yolunu da soyunmaktan, giysilerinden arınmaktan geçtiğini düşünüyor. Lal, bir gece kulübünde, sahneye çıkarak soyunmayı tercih ediyor. Ama bu okurlar için bir gösterge değil ki… Her kadın bu yolu kendisi bulmalı ya da bulacaktır ( ya da bulamayacaktır…)Ayrıca ancak çıplakken birbirimizin tenine dokunabiliriz Oysa bizler çıplaklığımızdan korkarız. Romandaki gece kulübü bir tür ajitasyondur. Neden? Çünkü bir kadının, üstelik Lal gibi işi gücü, kariyeri olan birinin bir gece kulübünün sahnesine çıkarak üzerindeki elbiseleri çıkarması, okura hiç de sıcak gelmeyecektir. Ama kendi bedenine yabancı insanların, ruhunu soyması nasıl mümkün olabilir ki?

Roman sona erdiğinde okurun ne düşünmesi bekliyorsun?

Bu ancak romanın okuyucular tarafından nasıl algılandığı ve nasıl tartışıldığı ortaya çıktıktan sonra belli olabilir.

Romanlarım eğer okuyucularla aramda interaktif bir ortam yaratabilirse ve okuyuculardan beslenebilirsem yoluma devam edebilirim.

“Kadın Bedenini Soyarsa” tamamlanmış bir roman mı?

Yazılı olarak tamamlanmış bir roman yoktur. Daha doğrusu her roman her okuyucunun algılama ve animasyon yetenekleri çerçevesinde yeniden yazılır. Bir roman ancak okuyucunun beyninde tamamlanır. Edebi derinlik ise yazarın okuyucunun beyninde oluşturacağı animasyona yönlendirme yeteneğiyle ilgilidir.

Bu nedenle bu soruların cevabını aslında benden değil ileride okurlardan almak daha gerçekçi olur.

Yazar ne durumda? Giyinik mi, soyunuk mu?

Yazar zaman zaman soyunduğunu sanan zaman zaman çırılçıplak kalmış olan ve bu yüzden çok korkmuş ama çok daha güçlendiğini hissetmiş bir kadın…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

GERİ DÖN