A Novelist, columnist & playwright

Boyu Değil Eni Önemli

Ön sevişme diye bir şey yoktur. Platonik aşklar basbayağı hastalık belirtisidir. Gerçekte kadınlar erkekleri yatağa atar. Bütün erkekler ana rahminde uzun bir süre dişi olarak yaşar. Bunların hepsi Meltem Arıkan’ın son kitabı “Beden Biliyor”da yer alan iddialar. Arıkan bilmeniz icap eden özel bilgileri Boxer’a anlattı.

01.05.2008 | Boxer, Emel Lakşe

Kitabınızın adı insan bedeninin gizemli şeylerden haberdar olduğunu çağrıştırıyor. Beden neyi biliyor?

Beynimizle bedenimiz bir bütün olarak var olma kapasitesini biliyor. Ancak beynimiz gerek arkaik dönemlerden gerekse çocukluktan kalma travmalardan kaynaklanan korkular ve kaygılar nedeniyle bedenin bilgisine ulaşılmasını engelliyor. Benim ısrarla altını çizmeye çalıştığım şu: Korku ve kaygılarımızdan arınmadığımız sürece bedenimizde ve beynimizde var olan kapasiteye ulaşmamız olası değil.

Sizce kadınların ve erkeklerin bedenlerinde en çok utandıkları, en yabancı oldukları ve en kötü davrandıkları bölüm neresi?

Varoluşunu tanımlayamayan kadınlar ve erkekler bedenlerine farklı tepkiler veriyorlar. Kadınlar en çok başkalarıyla kıyasladıklarında gördükleri eksikliklerden yakınırlar. Erkeklerse cinsel organlarının küçük olduğunu sanarak utanırlar. Kadınların en kötü davrandıkları ve yabancı oldukları yer cinsel organları. Erkekler bedenlerinin tümüne kötü davranıyor.

Kitabınızın önsözünde cinselliğin sayılarla ölçüldüğünden şikayetçisiniz. Bu durumda bazıları yanılıyor olsa gerek. Skor aslında önemli değil mi?

Hayır, çünkü cinselliğin işlevi sadece üremek ya da bedenlerin rahatlaması değil. Olması gereken cinselliğin, bedenleri yeniden üretecek şekilde yaşanması. Burada önemli olan bedenimizin ve beynimizin tüm hücrelerinin enerjilendirilerek, bedenin yaşayan, aktif bir varlık haline getirilmesi.

Peki, erkek bedeni ilerleyen yaşlarda cinsel performansın azalmasının üstesinden nasıl geleceğini de biliyor mu?

Erkekler ergenliklerinden itibaren cinselliklerini tüketmek adına değil bedenlerini yeniden üretmek adına yaşayabilirlerse yaşlarının ilerlemesiyle cinselliklerinde bir eksiklik olmaz. Ancak cinselliklerini gençliklerinde tüketmiş olan erkekler sadece fiziki nedenlerden ötürü değil psikolojik nedenlerden ötürü de ilgisizliğe kayıyorlar. Bedenlerine yabancılaşarak bir anlamda kendi kendilerini cinsel yaşamdan uzaklaştırıyorlar.

Ön sevişme de bedenlerimiz hakkında yaratılan hurafelerden biri mi yoksa?

Ön sevişme adı altında üretilen kavram aslında “kusurlu ve özürlü kadınlar”ın cinselliğe hazırlanması için erkekler tarafından geliştirilmiş saçma bir kavram. Sevişme bir bütündür. Önü arkası olmaz. Göz göze temas ettiği anda, dudaklar birbirine değdiği anda ya da eller birbirine dokunduğunda cinsellik başlar. Sevişme bir şey, cinsel ilişki başka bir şey değildir. Bu algılama tamamen yanlış kodlanmaların sonucu.

Ya platonik aşklar? Yıllarca masal gibi dinlediğimiz Leyla ile Mecnun hikayeleri aslında yok mu yani?

Platonik aşk olarak algılanan ya da öğretilen durumları ben “patolojik aşklar” olarak tanımlıyorum. Birine aşık olduğunu söylüyorsun ama ona dokunmuyorsun, onun kokusunu algılamıyorsun, onu görmüyorsun, sesini duymuyorsun, tadını bilmiyorsun ve aşıksın. Bu mümkün olabilir mi? O zaman ben sorarım: Sen neye aşıksın? Karşı tarafla bir iletişimin, bir paylaşımın yoksa aşk olabilir mi? Aslında kişi kendi yarattığı hayale hayrandır. Gerçekte karşısında bir kişi yoktur. Sadece yarattığı hayale duyduğu hayranlık ve inanç vardır. Toplum da ne yazık ki bu durumu benimser. Hatta onaylar. Zira ortada gerçek yoktur. Böyle bir kandırmaca toplumsal şartlandırmaları daha da artırıyor. Kavuşulamayan sevgili kıymetli oluyor. Bedenlerin dışlanmasıyla dinlerin de istediği sanallık yaratılır. Sevilecek olanın gerçek olmasının bir önemi kalmaz. Önemli olan inanmak olur. Platonik aşklara yelken açarsanız adım adım patolojik bir vaka olmaya doğru ilerlersiniz.

Kadın mı seçer erkek mi?

Genel kanı ilk pozisyonu erkeklerin aldığı yönünde oluşmuş. Ne yazık ki kadınlar da bu kanıyı doğru kabul etmişler. Ancak kadın erkek ilişkisinde farkında olmasalar da ilk pozisyonu alan ve genetik olarak türlerin devamını sağlayabilmek için seçen taraf kadındır.

Bir de “Boyu değil işlevi önemli” klişesi var. Bunun ne kadarı doğru, ne kadarı yanlış?

Bilindiği gibi erkeklerin yüzde beşinin cinsel organlarının uzunluğu ortalamanın üstünde. Yüzde beşininse ortalamanın altında. Geriye kalan yüzde 90 ortalama boyutta. Ancak çocukluktan itibaren ortalama boyutta olanlar bile arkadaşları arasında kendininkinden daha büyük bir cinsel organla karşılaştığı andan itibaren “Benimki küçük” diye kodlanıyorlar. Bu yanlış kodlanma tüm hayatlarının belirleyicisi oluyor. Ayrıca gençlik dönemlerinde pornografik dergi ve filmlerde gördükleri boyutlar da onları haklı çıkartıyor. Aslında o filmlerdeki cinsel organlar ortalamanın üzerindeki yüzde beş arasından seçiliyor. Erkekler bunu hiç dikkate almaz. Kendi boyutlarının yetersiz olduğunu baştan kabul ederler. Bilmedikleri bir gerçek var. Herhangi bir cinsel organın ereksiyon haline geçebilmesi için vücuttan o bölgeye kan aktarılması gerekir. Zaman geçtikçe uzun cinsel organların ereksiyona geçmesi ve ereksiyonda kalması zorlaşır. Erkek cinselliğinde önemli olan boyut değil. Cinsel organının ereksiyon haline geçerken kaç misli büyüdüğü ve eni önem taşıyor.

Erkekler hep “fiziksel ihtiyaç”tan bahseder ve kadından ihtiyaçlarının giderilmesini talep eder. Kadınların fiziksel ihtiyaçları gerçekten de daha mı az?

Bu bir yanlışın malumu. Kadınlar da erkekler kadar sevişmeye gereksinim duyar. Fiziksel ihtiyaç ancak yemek içmek ya da tuvalete gitmek oluyor.

Cinsel refleks ve hoşlanmanın birbirlerinden çok farklı olduğunu ve ayırt edilmeleri gerektiğini söylüyorsunuz. Ancak burada akla şu gelebilir: “Madem bedenim benden iyi biliyor, o zaman canımın istediği herkesle sevişebilirim.” Bu bir çelişki değil mi?

Bir bedenle sevişmek istediğinizde bunu akıl, duygu ve beden bütünlüğünüzle birlikte istiyorsanız “Kesinlikle sevişmelisiniz” derim. Ancak “Bedenim istiyor ama…” diyorsanız o zaman “Aslında isteyen bedeniniz mi?” diye sorarım. Kişinin en kutsalını, yani bedenini hoyratça kullanması veya kullandırması bedenin bir isteği olamaz. Olsa olsa yanlış şartlanmaların, korkuların ya da zaafların aldatmacası olabilir. Bir kadın bir erkekle sevişirken sadece bedenini değil zekasını ve duygularını da kullanarak sevişmeyi zenginleştirir. Bu nedenle bedenler arasında olumlu bir iletişim olsa bile zihinler arasında denge yoksa kadın “Bedenim istedi, sevişmeliyim” diye düşünmez. Erkekler için önemli olan akıllar arası iletişim değil. Bu nedenle de bir erkek çekim olduğu zaman sevişebilir.

Sizce cinsel yaşamlarımız aslında birer sorun yumağından mı ibaret?

Evet. Bedenlerini tanımayan kadın ve erkekler yanlış şartlanmalarla cinselliklerini yaşamaya çalışıyorlar. Bedeni tanımanın yolu merak etmek, incelemek ve araştırmaktan geçer. Bu konuda bilimsel araştırmalardan bile kaçınılıyor. Yapılan araştırmaların sonuçları da halka ulaştırılmıyor. Tüm bunların sonucunda kulaktan dolma bilgilerle oluşturulmaya çalışılan cinsellik, pornografi ile dini inançlar arasında sıkışıyor.

Kadınların anatomik olarak cinsel yönden edilgen olduklarını kabul eder misiniz?

Asla…

Fakat sonuçta bir kadın bir erkeğe tecavüz edemez, değil mi?

“Tecavüz” sözcüğünü yeniden tanımlayarak mekanik bir girdi çıktı halinin dışında yorumlamak lazım. O zaman kadınların da erkeklere tecavüz edebileceğini görürsünüz.

Kitabınızın ana temalarından biri de korkularımız. Erkekler mi kadınlardan korkuyor, kadınlar mı erkeklerden?

Gerçekte erkekler kadınlardan korkar. Kadın korkusunun esas nedeni erkeklerin dişil temelden gelme bilgisine alt benliklerinde binlerce yıldır sahip olmalarıdır. Bu korkularını bastırmak için kadınlara her türlü şiddeti uygularlar. Şiddet uygularken de korumak adına kendilerini yetkili görürler. Bu nedenle çoğunlukla suçluluk hissetmezler. Ancak artık bu dönem bitiyor. Yeni dünya düzeninde erkeklerin korkularını kaldırmak için esas görev kadınlara düşüyor.

Kitapta erkeklerin neden meme ucunun olduğunu da cevaplıyorsunuz…

Doğa, insanları dişilik üzerinden oluşturmaya kurgulanmış. Hepinizin bildiği gibi cinsiyeti belirleyen iki kromozom var. Biri X, öteki Y. Hücreler bebeğe dönüşürken önce embriyo oluşuyor. Aslında doğacak bebeğin cinsiyetiyle ilgili kaderi döllenme sırasında çizilmiş ve belirlenmiş oluyor. Fakat embriyo belli bir gelişim dönemine kadar X, yani dişi altyapısı taşıyor. Bu nedenle de tüm embriyolarda dört haftalıkken meme uçları belirir. Cinsiyet hormonları altıncı haftadan sonra devreye girdiğinde işler değişmeye başlar. XX kromozomu taşıyan bütün embriyolar dişi gelişimine devam eder. Embriyoda Y kromozomu varsa dişilik altyapısı değişime uğrar ve erkek gelişimi başlar. Y kromozomunun ortaya çıkması ile salgılanan testosteron meme gelişimini engellese de iş işten geçtiği için o iki meme ucuna dokunamıyor. Erkeklik programı pek çok değişime sebep oluyor ama o iki meme ucunu silemiyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

GERİ DÖN