A Novelist, columnist & playwright

Çıplak, Çırılçıplak…

Meltem Arıkan “Beden Biliyor” adlı kitabında hem bedenin yalan söylemeyeceğini hem de bedene yalan söylenemeyeceğini savunuyor. Ölüm döşeğine yalanlarla yatanlara inat, o büyük yüzleşme anı geldiğinde, ölümün karşısına çırılçıplak çıkmak istiyor.

30.03.2008 | Akşam – Kitap Eki, Sarp Keskin

Altı roman ve bir oyundan sonra “Beden Biliyor” adlı metninizle çıktınız okur karşısına. Aslında daha önce kurgu yapıtlar içinde de tartıştığınız konuları bu defa neden direkt ve topluca söylemek ihtiyacı duydunuz? 

Erkek egemen dünya düzeninin yaratmış olduğu bugünkü gelişmeleri dehşetle izliyorum. Bu düzeni değiştirmek için de ne dinlerin ne de erkeklerin geliştirdiği ideolojilerin yeterli olmadığını da görüyorum. O nedenle de yazı ile ilgili tüm araçları kullanarak görüşlerimi kadınlara ve erkeklere iletmeye çalışıyorum.

Okura doğrudan “yalancı” dediğiniz, ev köpekliğinden sıyrılması gerektiğini dile getirdiğiniz ya da erkek okurlarınızı şakalaşma tonunda ti’ye aldığınız bölümler var. Okurla iletişim açısından risk aldığınızı düşündünüz mü? Örneğin bu metni romanlarınızdan önce yayınlama cesareti gösterebilir miydiniz?

Verdiğiniz örnekler sık sık denediğim dolaylı ajitasyon tekniğinin karşılığıdır. Gerek romanlarımda, gerek tiyatro oyunumda ve gerekse bu kitabımda okuyucunun algılamasını, farkındalığını ve bunların sonucunda düşünebilmesini sağlayabilmek için doğrudan ve dolaylı ajitasyon yapıyorum. Etkili olmuş ki soruyorsunuz.

Kitabın ilk bölümünün adı “Beden Yalan Söylemez”. Bedeninizin size söylediği son yalanı sorabilir miyim?

Kitabımda bedenin yalan söylemediğini ve bedenimizin söylediklerini ciddiye almamız gerektiğini önermişken bedenimin bana yalan söylemiş olabileceğini nasıl düşünebildiğinizi anlayamadım. Aslında bedenimiz bize daima doğruyu söyler, onu dikkate almama eğiliminde olan veya onu geçiştirmeye çalışan zihnimizdir. Beden hiçbir zaman hiçbir koşulda yalan söylemez ancak bedenin söylediklerini zihnimiz çarpıtabilir.

Beden kılları, parfüm ya da cinselliğe dil boyutunda getirdiğiniz öneriler radikal. Gerçekten merak ettim; bacak tüylerinizle ilişkiniz nasıl? İlişkinizde önerilerinizle çelişen bir yan var mı?

Sanırım cesaretiniz olmadığı için sorunuzu kitabımda belirtilen tanımlamaları kullanarak soramıyorsunuz. Neden soruyu tam olarak soramadığınızı anlayabilmeniz için kitabın içinde yer alan korkular ve kaygılar bölümünü okumanızı öneririm.

Aslında metnin kurgusundaki tutum da radikal. Felsefeden sosyolojiye, dinler tarihinden genetik bilimine birçok disiplinle ilişkideki bu tür bir metinde insan birden beş duyunun tanımlarını ya da cinsel organların biyolojik tarifini görünce bocalıyor ilk başta…

Bedenimizle ilgili bilimsel gerçekleri görmezlikten gelerek bedenimizi tanımamız olası değildir ve ayrıca bedenimizi tanıyamadan da diğer kadınları ve erkekleri algılayabilmeniz veya kendimizi algılatabilmemiz imkansızdır. Ayrıca şunu belirtmek isterim ki kadınlar ve erkekler arasındaki iletişim sadece zihinsel faaliyetlerle değil bedensel faaliyetlerle de yapılır. Bir şey anlatmak istediğinizde bedenle bütünleşmemiş bir zihne sahipseniz anlatacağınız şey kısıtlı veya karşı taraftaki kişi tarafından farklı algılanabilir. Bedenini tanıyabilmenin şartı da kitapta yazılı olan sizin ABC diye adlandırdığınız bence olmazsa olmaz bölümlerdir.

İtiraf edeyim; bedeni özgürleştirmeye yönelik böyle kapsamlı bîr metinde, biseksüelliği de derinine okumak isterdim sizden…

Eşcinsellik kadınların ve erkeklerin bireysel varoluşları ve tercihleri çerçevesinde incelenmesi gereken somut ve doğal bir olgudur.

Metnin hayvanlara hakkını teslim eden pasajları içimize su serpiyor… İnsanı nereye koyuyorsunuz?

Temelde insan da bir hayvandır. Evrim sürecinde insan hem biyolojik hem zihinsel hem de sosyal dönüşümler geçirmiştir. Doğadaki diğer hayvanların evrim süreçlerinde ise zihinsel dönüşümleri bize göre daha kısıtlı olmakla birlikte içgüdüsel haberleşmeleri bize göre çok gelişmiştir. Bu nedenle de hayvanlarla iletişim kurabilmek için hayvanlarla ilişkilerimizin daha insanca değil daha hayvanca olması gerektiğine inanıyorum.

“Kavramlarla yaşamaya başladığınızda şeyler âleminden kaçıp kavramlara sığınırsınız” diyorsunuz, insan bir gün kendisinin de şeyler arasından bir şey olduğunu görmeye katlanabilecek mi sizce?

İnsanların taşlardan, denizlerden, bitkilerden veya hayvanlardan bir üstünlüğü yoktur. Bizler tüm diğer şeylerle doğada bir şeyiz. Sadece bir şey olmayı ise ancak var olduğunuz zaman doğal karşılayabilirsiniz. Ancak kadınlar ve erkekler var olmadıkları zaman sürekli bir şey’den fazla şeyler olmaya çalışmaları bence günümüzün en temel sorunudur.

Bedenlerin kandırılamayacağına, kandırıldığında ölüm döşeğinde kaçınılmaz hale gelecek yüzleşmenin bedelinin çok ağır olacağına dikkat çekiyorsunuz. Günü geldiğinde o yüzleşmede ölümün karşısına nasıl çıkmak istiyorsunuz?

Çıplak, çırılçıplak…

Bu dünyadaki cenneti istiyorum

Bedenlerini tanımayan kadın ve erkeklerin yanlış şartlanmalarla cinselliklerini yaşamaya çalışmaları trajik sorunlar yaratmaktadır. Bedeni tanımanın yolu merak etmek, incelemek ve araştırmaktan geçer. Ancak bu konuda bilimsel araştırmalar yapılmasından bile kaçınılmakta veya yapılan araştırmaların sonuçlan halka ulaştırılmamakta ve kulaktan dolma bilgilerle oluşturulmaya çalışılan cinsellik, pornografi ile dini inançlar arasında sıkışmaktadır.

“Beden Biliyor” tüm bunlara karşı çıkmak için yazılmıştır. Ben, bilimsel verilerin bilim çevresi içinde hapsedilmesinin hem toplumsal gelişmeleri hem de kadınların ve erkeklerin gelişimlerini engellediğini düşünüyorum. Bilimsel veriler topluma, toplumun gereksinimleri doğrultusunda aktarılmadığı takdirde, bilim kendi içinde gelişecek ve ilerleyecek ancak toplumdan soyutlandığı için toplumun gelişmesi kendi dinamikleri içerisine bırakılmış olacaktır. Bunun sonucunda toplum bedenle bütünleşmiş akıl yürütme ve bilimsel verilerin değerlendirilmesi ile değil, inanç, etnik veya soyut ideolojik şartlanmalarla yönetilmeye mahkum olmaya devam edecektir. Dünyanın çeşitli yerlerinde elde edilen bilimsel verilerin elde edilmesi ne kadar önemli ise söz konusu verilerin yorumlanarak toplumsal yaşama aktarılması da o kadar önemlidir. İşte benim bu kitap aracılığı ile yapmaya çalıştığım da bazı kesimlerce bilinenleri, belki de bilgili kesimlerin bile akıllarına gelmeyecek şekilde yeniden yorumlayarak kadın ve erkek varoluşunu sorgulamaktır. Bu kitabı yazdım çünkü binlerce yıldır erkek egemen zihniyetin cehenneme çevirdiği böyle bir dünyada yaşamayı kabul etmiyorum. Bir kadın olarak bana vaat edilen cenneti değil, doğduğum, büyüdüğüm, bedenimle var olduğum bu dünyadaki cenneti talep ediyorum. Biliyorum ki dünyanın değişimi ancak kadınların değişimi ile mümkündür. Çünkü kadınlar var olamazlarsa erkeklerin var olabilmesi mümkün değildir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

GERİ DÖN