A Novelist, columnist & playwright

Onurumuzu Acıtmayın!

Ülkemizdeki kitap korkusu, kitap düşmanlığı bir kez daha şahlandı. Bu kez bu korkudan, bu düşmanlıktan, bu hiddetten, bu şiddetten nasibini alan, Meltem Arıkan’ın “Yeter Tenimi Acıtmayın” adlı romanı.

23.02.2004 | Cumhuriyet, Zeynep Oral

“Şiddet” sözcüğünü özellikle kullanıyorum. Her kitap toplama kararı, yalnız eserin yazarına değil, okura da yönelmiş şiddettir ve aşağılamadır. Okura, “sen düşünemezsin, sen anlayamazsın, sen yorumlayamazsın, sen değerlendiremezsin; senin yerine ben okurum, ben anlarım, ben değerlendiririm ve senin okumanı engellerim” demektir. Okura güvensizliktir. Okurdan korkmaktır!

Beş sayfa uzunluğundaki bilirkişi raporundan anladığıma göre, kitabın toplatılma gerekçesi, onların deyişiyle ”halkın ar ve haya duygularını incitmesi ve cinsi arzuları tahrik ve istismar eder nitelikte genel ahlaka aykırı olması”na dayandırılıyor.

Oysa inanın, bir iki ay önce Meltem Arıkan’ın romanını okuduğumda, bu yukarıdaki gerekçe aklıma gelmediği gibi, bugüne dek yok sayılan, görmezlikten gelinen, üstü örtülen kimi gerçekleri, nihayet birileri roman kurgusu içinde üstelik kadın bakış açısıyla ele alıyor, tartışmaya açıyor diye sevinmiştim.

Ruh ve beden bütünlüğü

“Yeter Tenimi Acıtmayın”, birbirinden farklı birikimleri, yaşamları ve kişilikleri olan sekiz kadının bir dağ evinde buluşması, tüm yaşamlarını etkilemiş travmalar ve korkularının kaynağına inme; bu travma ve korkulardan kurtulma çabaları üzerine kurulmuş.

Meltem Arıkan’ın romanı, bu korku ve travmalarla yüzleşme sürecini kapsıyor. Yüzleşeceksiniz ki, kurtulabilesiniz… Bu aynı zamanda gerçeklerle yüzleşmedir. “Var olabilmek, kadın olabilmek ya da erkek olabilmek için, önce ayaklarının gerçeğin üstüne basması gerekir. Ayaklar gerçeğin üstünde ilerlemiyorsa zaten yol da yok demektir.”(s.153)

Bu roman, kadın olsun erkek olsun iletişim kurmanın önemi üzerine…

Bu roman, kadın olsun erkek olsun ruh ve beden bütünlüğü üzerine…Ruh ve beden birbirinden ayrı düştü mü, parçalanmanın, iç parçalanmanın kaçınılmazlığı üzerine…

Bu roman aile ilişkilerinin sorgulanması üzerine. Korkularıyla büyüyen insanlar üzerine…”Hiç emek harcamadan, sorumluluk almadan, gerçek duygularımızı paylaşmadan, anlamadan, anlaşılmadan, korkularla iç içe olan duyguların adı, sadece kan bağımız var diye sevgi olarak adlandırılabilir mi?” sorusu üzerine… (s. 168)

Yok mu saymalı?

Tanrı aşkına her gün gazetelerde, televizyonlarda izlemiyor muyuz? Kızını, karısını, yeğenini ya da yengesini, yok sağa baktı, yok radyodan şarkı istedi ya da sevdiğine kaçtı diye aile meclisi kararıyla öldüren, boğazlayan, katleden, taşlayan, satırla doğrayan insanların ülkesi değil mi burası! Toplatma kararı veren kurulun üyeleri bunları bilmiyor mu?
Romanın bir yerinde kadınlar kendi aralarında konuşurlarken elden ele geçirdikleri bir kitap için içlerinden biri şöyle diyor:

“…Ülkemizde bugüne kadar enseste ve / veya tacize maruz kalan çocuklar ile ilgili ciddi bir istatistik araştırmasının yapılmış olmaması, hem düşündürücü hem de ürkütücüdür. Resmi ağızların, bizim ülkemizde ensest ve taciz olaylarının çok çok az olduğu konusundaki çarpıtmaları da artık tartışmaya açılmalıdır. Bu kitabın yazılma amacı, hem başlarını deve kuşu gibi toprağa gömen insanlara gerçekleri aktarmak, hem de yok sayılan bazı sorunların gün yüzüne çıkmasını sağlamaktır…” (s.71)

Aynen böyle!..

Toplatma raporunu okuyunca, bu kararı verenlerin, bir yıldır Adalet Komisyonunda tartışılmakta olan Türk Ceza Kanunu(TCK) tasarısından da haberleri olmadığı düşüncesine kapıldım.

Çocukların tacize uğramasında ”rıza yaşı”ndan söz edildiğini de duymadılar herhalde!

Toplatma kararıyla, TCK Kadın Platformunun tasarıdaki son değişiklikler için kampanya yürütmesinin aynı günlere rast gelmesi müthiş bir ironi.

Birileri,”aman böyle şeyleri yok sayalım, olmamış, olmuyor, olmayacak gibi yapalım” derken ülkenin düşünen insanları TCK’nin uluslar arası hukuk ve insan hakları normları çerçevesinde çağdaş ve eşitlikçi bir yasa olarak çıkması için mücadele ediyor.

Halen üzerinde durulması gereken iki önemli nokta var: “Haksız tahrik” maddesinin gerekçesinde açıkça, namus cinayetlerine uygulanmayacağının belirtilmesi; “Nitelikli İnsan Öldürme” maddesinde belirtilen ağırlaştırıcı sebeplere “namus saikiyle” işlenen cinayetlerin de eklenmesi…Bu bir… İkincisi ise kadınların cinsel hak ve özgürlüklerini açıkça ihlal eden, cinsel ve bedensel bütünlüklerini hiçe sayarak yapılan bekaret kontrollerinin suç olarak tanımlanması ve cezalandırılması…

Bu iki değişikliğin de gerçekleşeceğine geleceğimiz açısından inanmak istiyorum.

Kitap toplatma kararına gelince… Bu kararla, şimdi “Yeter Tenimi Acıtmayın” romanı, çok daha geniş bir okur kitlesi tarafından okunacak. Bundan hiç kuşkum yok. (Bendeki kopya için tüm dostlar sıraya girdi bile…)

Geriye söylenecek tek şey kalıyor: Yeter, insanlık onurumuzu, yazarın onurunu, kendi onurunuzu acıtmayın!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

GERİ DÖN