A Novelist, columnist & playwright

Acırken Acıtmak

Belki başlayıp da biten, öylesine yaşandığı düşünülen birçok aşk hikayesinin kurgusu ‘Özlemin Beni Savuran’ınki. Öylesine karmaşık bir hal alıyor ki yaşananlar, insan başkalarını suçlamayı tercih ediyor: beni aldattı, bana yalan söyledi, beni terk etti… Bu roman ise biraz da olsun derinlere dalıyor. Yüzleşilmesi çoğu zaman zor olan gerçeği sunuyor.

03.08.2009 | Radikal Kitap, Gökçe Mine Olgun

Kadın, orada öylece durur. İsimler, şehirler, insanlar fark etmez. Deftere daha fazla suç eklememenin yolu basit: ilişkileri kesmek, bağları kesmek, kestikçe eklemek… Herkes isteklerini süsledikçe temizleyen kadın, bıçaklarını bileyen kadın… Nasıl olur da o adama teslim olabilir? Teslim olmak, değişim dönüşüm demektir. Romanlar genelde bu teslimiyeti anlatır, anlatmayı ister. Çünkü hepimiz peri masallarını severiz. Prens, Pamuk Prenses’i gaflet uykusundan uyandırır dokunuşlarıyla. Kilit açılır, kelimeler artık dökülebilir dudaklarından; kalbin yolunu kapatan elma aradan çekilir… Peki kadın teslim olursa nasıl tutunabilir eriyip giden intikam duygusuna? İçinde durmadan büyüttüğü korkuyu nasıl çevirebilir sevgiye? Bazen çeviremez! Kendini yok etme korkusu önce adamı yok eder; sonra özlemiyle savrulur durur.

İstikamet Teslimiyet Değil

Meltem Arıkan’ın Özlemin Beni Savuran adlı romanıyla çıktığı yolculuğun istikameti teslimiyet değil. Yazar bu kez olmayanda, olamayanda, olmayınca olmayanın sularında yıkanıyor. Özlemin Beni Savuran, roman kadar anlatı türünün de sınırlarında gezen bir kurguyla sızıyor kahramanın ruhuna. Geçmişin, günün, geleceğin birbirlerine yaklaştığı çağrışımlarla dolu bir hesaplaşma bu! Sürekli düşünüyor, sürekli geçmişe dönüyor. Belki de kahraman, varoluşunun şiirini yazıyor, dizeleri satır arasına saklayıp, arada gözüküp arada kaybolan uzun bir şiirini…

Kadın bedenini değil, ruhunu soyuyor. Kadın saydam. Acılarını nefretiyle besliyor, başkaları gibi olmaktan çoktan vazgeçmiş. Ağını içine ören bir örümcek gibi kendisiyle arasına yollar, zamanlar, yabancılıklar koymak için. Geçmişin bugündeki hatta gelecekteki hakimiyeti, alışılmadık derecede açık, samimi ve dürüst bir şekilde ortada. İnsan, düşünmeden edemiyor: Herkes aslında yaptığını da yapamadığını da; nedenini nasılını da biliyor! Ama cüret etmek sanrılardan vazgeçmek demek bu! Zira duvarlar, sınırlar, engeller, mayınlar sarıyor etrafı. Alan gittikçe daralıyor. Devinimler ise çaresiz.Kadın, kadınlardan bir kadın… Onu ayrıştıran tek bir şey: Bilincinin derinliklerinden gelen sese teslim olmuş, hatta hayatta sadece o sese teslim olmuş olması.

Suçluluğun sesi bu, ölümün; hayatta kalabilmek için kabuklar büyütmenin sesi; kişisel cenazelerin sesi. Çocukluğunda, annesini kaybettikten sonra bir tek ölüme güveniyor kadın. Tek sadığı o, bir an ötesinde duran. Ölüm tek olmak istiyor. Kadın en sevdiklerini terk ediyor ölüm için, tekrar tekrar ölmek için. Ölüm ondan bir katil yaratıyor, ki yaşama sarılmasın diye. Pekiyi kutsal acılarımızdan yer kaldı mı özgürlüğe?

Delfin ve Yunus’un Hikayesi

Oysa kadının adı Delfin, adamınkiyse Yunus! Delfin çekip gidiyor. Delfin, sevgi ve yaşam sanrılarına sığınamıyor. Her an ölümü düşlerken, nasıl yerleşebilir sevginin ve teslimiyetin o güvenli, sonsuzu imleyen adasına? Delfin, seçimin nasıl bir yol olduğunu hiç bilmiyor. Sorumluluğunu, zorluğunu küçümsüyor. Sadece kaçıyor. Bastırdığı, yok saydığı, hislerini yanına alıp, kaçıyor. Kaybetme korkusuyla, kaybetmeyi göze alıyor. İstemek ve istenmeyi bilmek bilgilerden en değerlisi…

Yunus, anlıyor onu. Anlamak çaresizlik demek. Yunus kalakalıyor. Kaçana izin vermek de kaçmak olabilir mi? Zaman ilaç değil. Geçmişten bugüne akan kadının kokusu her şeyi bastırıyor. Yunus direnmek istiyor bugünü ele geçirmek isteyen geçmişine. Başka kadınlara tutunmaya çalışıyor. Unutmak isterken unutturmak… Acırken acıtmak. Acılar hediye ediyor kadınlara, onlar da gidip bıçaklarını başkalarına saplasınlar diye, onulmaz yaralar. Yunus özlüyor, bu yüzden unutmak istiyor. Yunuslar asla unutmazlar. Unutmayı isterken bile unutamazlar. Yunus, yunuslara sığınıyor en nihayetinde.

Belki başlayıp da biten, öylesine yaşandığı düşünülen birçok aşk hikayesinin kurgusu bu. Kimi zaman üçüncü sahısların yorumu böyle. Bazen de ayrılık terk edenin de terk edilenen de kalbine saplanan oklar demek. Öylesine karmaşık bir hal alıyor ki yaşananlar, insan olan biteni en basit en yüzeysel haliyle kabullenip, başkalarını suçlamayı seçiyor: beni aldattı, bana yalan söyledi, beni terk etti… Bu roman ise biraz da olsun derinlere dalıyor, evet, çözüm getirmiyor. Yüzleşilmesi çoğu zaman zor olan gerçeği sunuyor. Belki biraz karanlık, ama ışık süzülüyor, süzülecek gibi… Belki bir süprizle!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

GERİ DÖN