A Novelist, columnist & playwright

Sözcüklerden Yoruldum, Anlamsızlığa Göç Yolunu Arıyorum

Haziran 2007

Bir odun yanıyor için için
Bedenim terli
Kalbim hızla atmakta
Gözlerim kanlı
Beynimde alev alev çıtırtılar
Kulaklarımda sessizliğin uğultuları…
Ben bu sesi tanıyorum.
Galiba ben de…

Sadece ve sadece ağlamak istiyorum; tüm yitirdiklerim ve tüm kazandıklarım için… Ya da hiçliğim için ağlamak istiyorum; bunu kabul edebildiğim için… Bundan vazgeçmek istemediğim, asla vazgeçemeyeceğim için ağlamak… Yaşamın aslında üç harf olduğuna aydığım için ağlamak istiyorum: H İ Ç!.. Bu kavramı sözcüklerle anlatamadığım için… Dahasını, dahasını sezdiğim halde, inatla sonuna kadar gitmek istediğim için ağlamak… Hala bazı anlamsızlıkları adlandırmak için uğraşmama kızdığım için ağlamak istiyorum. Başka bir sınırı daha geçtiğim için, kirlendiğim için ve bedenimle ve beynimle bütünleştikçe, asla geri dönemeyeceğim için ağlamak… Kirlenmedikçe masumiyete kavuşamayacağımı… Belki de bilinen anlamıyla masumiyetten ne kadar uzaklaşırsam, o kadar yakınlaşacağımı ya da masumiyetin hiçlik olduğunu anlayacağımı ama yine bildik anlamıyla, masumiyetin masumiyet değil yanılsama olduğunu yani sözcüklerle ne kadar uğraşırsam uğraşayım derdimi anlatamayacağımı bildiğim için, ağlamak istiyorum… Öte yandan, hiçlik ve masumiyet asla yan yana olamayacağı için; içimi, beynimi, bedenimi, sözcükleri her şeyi yeniden yaratmak için ağlıyorum.

Artık dünkü kadın değilim ama bir yanım hala aptallıkları ve hamasi aldatmacaları, görevleri, dayatmaları bırakmamaya inat ettiği için ağlamak istiyorum. Çünkü artık bir şeyler ya da her şeyler adına bana sunulan havuçlara kanamayacağımı biliyorum. Duygusallık (asla duyarlılık değil) ya aptallıktır ya da kaçış; akıllılığın ne olduğunu sözcüklerle anlatamayacağımı bildiğim için ağlamak… Beynimin ve bedenimin tüm kaleleri teker teker yerle bir olduğu için ağlamak istiyorum. Artık hiç korkmuyorum ama, hiç korkmadığım kadar da masumluğumu kaybetmekten korktuğum için ağlamak… Hiçlik ve korku yanyana olamayacağı için, anlayamadığımı biliyorum ve anlatmakta zorlanıyorum; çünkü, bedenimle ve beynimle yaşıyorum.

Öğretilen tüm anlamlardan kurtulmak zorundayım. Elimden gelseydi şayet bugüne kadar bildiğim tüm sözcüklere yüklenen anlamları unutur, kulaklarımı da kapatır, hissederek bulmaya çalışırdım. Çok anlamlı sözcüklerin hoyratça anlamsızlaştırılması içimi acıtıyor ve bana ait bir dil mi yaratsam acaba diye düşünüyorum. Bana öğretilidiği gibi kavramların anlamlarını beynimde oluşturup, bedenimi onlara uydurmak yerine, sanki tam tersi, bedenimde hissettiklerimle, beynim anlamlandırsa tüm sözcükleri… Hissettiğim ne ise ben yalnızca o’yum. Belki hepsinden, her şeyden teker teker soyunarak anlamsızlıkla buluşmak… Hiçlik ve anlamsızlıktır belki de gerçekten anlamlı ve her şey olan… Sözcüklerden yoruldum, anlamsızlığa göç yolunu arıyorum…

GERİ DÖN