A Novelist, columnist & playwright

“NEDEN” VE “KİMİN” İÇİN?..

En genel anlamda, sanat, sanatçının dışavurumunu yansıttığı için; sanat eserindeki RISK sanatçının varoluşundan kaynaklanır.

Toplumsal yapının değişmeye açık olmadığı toplumlarda da, değişmeye açık olduğu toplumlarda da sanat eserinin dinsel, ekonomik ve ideolojik görüş farklılıkları içermesi problematik olabilir. Ancak erkek egemenliğini tehlikeye sokmadığı sürece, sanat eserine toleranslı yaklaşılarak fikir özgürlüğünün doğal bir sonucuymuş gibi de değerlendirilebilir, beğeni toplayabilir, hakkında edebi veya değerli olduğu yüklemesi yapılabilir ya da tehlike derecesine ve sanatçının içinde olduğu topluma göre görmezlikten gelinebilir, hatta yasaklanabilir.

Sanatçının cinsel varoluşu ve cinsel kimlik arayışı ile toplum içindeki varoluşu arasındaki çoklu çelişki, sanatçının yarattığı sanat eserinde erkek egemenliğini tehlikeye sokuyorsa ancak o zaman sanat eseri RİSK taşıyabilir. Dolayısıyla eğer sanatçı algıladığı riski izleyicisine ve okuyucusuna algılatabilmişse o sanat eseri gerçek anlamı ile RİSKlidir.

RİSK, binlerce yıllık erkek egemenliğinin temsilcisi olan devlet, ülke, toplumsal yapı ve aile örgütlenmelerinin sorgulanması ile başlar. Din ile ideolojilerin, erkek egemenliğinin sürdürülebilmesi adına kadınlar ve erkekler üzerinde yarattığı travma ve korkuların algılanması ile risk yükselir. Kadın ve erkeklerin ne adına ve kim için bedenlerinin doğallığından vazgeçmek zorunda kaldıklarını eğer bir sanat eseri izleyicisine algılatabilmişse RİSK GERÇEKTEN RİSKLİ olur. Unutulmaması gereken gerçek ise hem risk içeren hem de kendini algılatabilen bir sanat eseri yasaklanarak veya görmezlikten gelinerek yok edilemeyeceğidir.

Bir sanat eseri sadece içerdiği ile istenilen algılatmayı başaramaz. Sahnede veya perdede görünen ve söylenenin, tuvalde veya heykelde görünenin, müzikte duyulanın ve yazıda okunanın, kadın ve erkeklerin üst benliklerinde yarattıkları animasyonun bedenleri ve alt benlikleri ile entegre olabilmesi halinde ancak algılatma başarılabilir. Görülen, duyulan ve okunanın bedende karşılığı oluşturulamamışsa sanat eseri anlaşılabilir fakat algılatılamaz ve bu durumda da RİSK oluşamaz.

Kadın ve erkek varoluşlarını içeren romanlarımı yazarken didaktik olmadan okuyucuların kadınlık ve erkeklik alt yapılarının farkındalığına ulaşmaları için kışkırtmaya önem verdim. Okuyucularımın tepkilerinden, benimle kurdukları ikili ilişkilerden kadınlık varoluşumdan kaynaklanan romanlarımın, kadın ve erkek okuyucularımın kadınlık ve erkeklik varoluşlarına temas ettiğini-değdiğini anlayınca risk oluşturmaya başladığımı algıladım. Riski devlet de anlayınca, konusu ensest ile ilgili olan ‘Yeter Tenimi Acıtmayın’ adlı 4. romanım Türkiye’de 2004 yılında yasaklandı. Gerekçesi ‘Türk aile yapısını bozmak, toplumun ar ve haya duygularını zedelemek ve okuyucular da tahrik unsuru uyandırarak, feminist bir yaklaşımla kadınlarda korku yaratarak toplumsal düzeni bozmak’ idi.

Ensest ve çocukların cinsel tacize uğramaları sadece Türkiye’ye ait bir olgu değildir. Gelişmiş veya gelişmekte olan tüm toplumlarda kadınların kadın olamaması ve erkeklerin de erkek olamaması sonucunda, aile içi ve aile dışındaki kız ve erkek çocuklar cinsel tacize ve tecavüze maruz kalmaktadırlar. Bu apaçık bilinen gerçeğin üstünü tüm toplumlar örtmektedir. Ekonomik olarak gelişmiş toplumlar bunu üstlerine almamakta, var olduklarını iddia ettikleri ‘cinsel özgürlüğün’ sahte ve yapay olduğunu göstermemeye çalışmaktadırlar.

Haklı olsalardı, ülkelerine dışarıdan getirtilen ve fahişe olarak kullanılan köle çocuklar olmazdı. Haklı olsalardı erkekler Avrupa’dan uçakları doldurarak Bangkok’a, Uzakdoğu’ya veya Afrika’ya kız ve erkek çocuklarının üstlerinde erkekliklerini ispatlamaya gitmezlerdi. Haklı olsalardı eğer internette çocuk pornosu bu derece yaygın olmazdı.

Ensestin tüm Avrupa’da ve tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de olduğu, psikologların, psikiyatrların ve sosyologların yüzlerce bilimsel kitabı ve makalesinde belirtilmiş olmasına rağmen; psikologların, psikiyatrların ve sosyologların eserleri, Türkiye’de veya dünyanın hiçbir yerinde de yasaklanmadı. Çünkü bilimsel gerçekler kadınların ve erkeklerin varoluşlarına temas etmediği sürece RİSKLİ olarak algılanmamaktadır. Örneğin, erkeklerin mutasyona uğramış dişiler olduğu tüm tıp kitaplarında vardır. Ancak bu bir sanat eserinde dile geldiğinde ve algılandığında tepki doğuruyor. İşte sanatın gücü de söz konusu riski algılatabilmesidir.

Özetle kadın ve erkek sanatçılar kendi varoluşlarından yola çıkarak bir sanat eseri üretebiliyorlarsa o sanat eseri RİSK’i tanımlar ve risklidir.