A Novelist, columnist & playwright

Who is Existing? · Var Olan Kim?

October 2009 · Ekim 2009

We all are a whole that is the sum of two parts. These two parts are namely the body and the consciousness. In order for an individual to exist, the body and the consciousness need to be functioning as a whole and his or her awareness has to be constituted regarding both of these parts. A body that is broken off from the consciousness acts solely upon instincts, and this is not much different from how animals live. As for that, a consciousness broken off from the body is like a master who has taken off the body’s freedom and right to speak. Technically speaking, the body is breathing in and out within this world, yet it cannot make its voice or demands be heard. It can go no further than being a tool serving for the sustenance of the artificial personality.

You do know that you have a body. Alas, knowing that you have one does not necessarily mean that you are fully aware of it. Your integrity, once intact after your birth, starts to dissociate while growing up. Ultimately, the body is mostly perceived to be a separate tool from yourself. The most fundamental reason for the body-consciousness dissociation is the traumas and traumatising events undergone and fear itself. Newborn babies’ bodies and consciousness’ are not separate from each other. However, while the baby is growing up; parents, other family members, teachers, the society and the media commence to condition, intimidate, tame and most importantly terrorise the baby. The child who gets acquainted with concepts like shame, sin and prohibition is thus forcefully separated from his or her own naturality during growth. The child not only learns to fear, but is also disciplined by fear. The cost of alienation from one’s own body is paid by severance from reality.

Yet, the child is curious. Curious about himself or herself and especially about his or her body. He or she forms the bond with life and reality via his or her body. Because his or her body is the only truth in hand, it is the only reference point. But sadly, the body is defined to be bad, dirty and something one is not ought to be familiarised with. It is a shame and a sin to touch the body, and at the same time, it is prohibited. The more the child tries to discover his or her body, the more he or she is intimidated, accused and punished. The fears teach the child to hide, to lie, to keep away from naturality and his or her instincts. The child who is trying to find his route between naturality and feeling uneasy has now come to know punishment as well. The dough made up of crime, punishment, sin and fear is now complete. The child is in such a state that he or she can experience humongous fears in the presence of even the smallest coincidences of sexual context. These don’t even need to be severe life experiences like rape or sexual harassment.

Any huge fear that is experienced from a child’s perspective and mind is a trauma. As soon as the trauma is constituted, the child internalises the experienced fear. This internalised fear dissevers the child from his or her naturality and causes a fissure within his or her self. The child will be unknowingly creating his or her own artificial personality with the new definitions he or she will come up with after this fear experienced, in order to shelter his or herself. One cannot speak of body-consciousness integration for the growing child in question. He or she is now fissured. And sadly, no matter if you’re a woman or a man, you all have a trauma.

The body-consciousness dissociation sets the ground for the individual’s self-hatred, hatred towards own body and towards reality. He or she is now rendered helpless and defenseless against what has been experienced. As the child does not know how to face his or her own helplessness, he or she believes his or her self is to be blamed for what have just happened. The child loses confidence towards his or her self and towards life. The helplessness and the feeling of guilt inflicts so much pain that he or she decides to suppress this pain instead of embracing it, for the sake of being strong. For the child is hating his or her self at the moment, and in order to get rid of this self-hatred, he or she gives up on experiencing whatever happens as what it really is, and instead tries to adapt to what is supposed to happen or whatever is imposed. The necessities take the place of facts. As in the necessity to be strong… He or she is armoured, armed and compromises with authority for the sake of getting stronger. He or she has to compromise, because compromising pledges both the social and emotional security he or she yearns for. However, this quest for security separates one from both his or her body and emotions. Thus he or she takes refuge in the artificial world of the artificial personality against the mistrustful life and his or her self-hatred.

Because of this alienation from the bodies at the young age, the bodies start to be perceived as an item under your command. The body can be disposed of, sold, criticised, ignored, dried up, loved or destroyed. The more one is dissociated from the body, the stronger the self-hatred gets, and this hatred is once again reflected upon the body. Some cut and bruise it, some drive it from bed to bed without deriving any pleasure, some try to alter it to no end to gain an advantage and some eat continually to deform it. The body can never be perfect. It is always deficient, ugly and in need of alteration. This alienation plays right into the hands of the consumption society, and is thus escalated.

The primary point to be understood in order to exist is the fact that your body is one of the two parts that make you up. If you have an appetite to exist, one of the most important issues to be worked on is attaining an awareness of your own body and perceiving it as one of the two major parts of your being. To exist encapsulates gaining an awareness of both the body and the consciousness and working them up into an entirety.

Bizler iki parçadan oluşan bir bütünüz. Bu iki parça beden ve bilinç olarak adlandırılabilir. Bir kişinin var olabilmesi için beden ve bilincinin bir bütünlük içinde işlemesi, bu iki parça ile ilgili farkındalığının oluşabilmesi şarttır. Bilinçten kopuk bir beden yalnızca içgüdüleri doğrultusunda hareket eder ve bunun da hayvanların yaşamlarından bir farkı yoktur. Bedenden kopuk bir bilinç ise bedenin özgürlüğünü ve söz hakkını elinden almış bir efendiye benzer. Beden, teknik olarak bu dünyada nefes alıp veriyordur ama kendi sesini, isteklerini duyuramaz. Sahte benliğin varlığının sürdürülmesine hizmet edecek bir araç olmaktan öteye gidemez.

Bir bedeniniz olduğunu bilirsiniz. Bedeniniz olduğunu bilmeniz ne yazık ki onun farkında olduğunuz anlamına gelmez. Doğduğunuzda var olan bütünlüğünüz, büyürken ayrışmaya başlar. Son noktada beden genellikle sizden ayrı bir araç olarak algılanır. Bedenle, bilincin ayrışmasının en temel nedeni yaşanan travmalar, travmatik olaylar ve korkulardır. Yeni doğan bebeklerin bedenleri ve bilinçleri birbirinden ayrı değildir. Ancak bebek büyürken anne-babalar, ailenin diğer büyükleri, öğretmenler, toplum, medya onu eğitim adı altında şartlandırmaya, korkutmaya, evcilleştirmeye ve en önemlisi terörize etmeye başlar. Ayıp, günah, yasak gibi kavramlarla tanışan çocuk büyürken doğallığından da zorla uzaklaştırılır. Korkuyu öğrenir, korkuyla terbiye edilir. Bedenine yabancılaşmanın maliyeti gerçeklerden kopuş olarak ödenir.

Oysa çocuk meraklıdır. Özellikle kendini merak eder, kendi bedenini. Yaşamla ve gerçeklerle bağını kendi bedeni üzerinden kurar. Çünkü elindeki tek gerçek, tek referans noktası bedenidir. Ama ne yazık ki beden kötü, kirli ve ilişki kurulmaması gereken bir şey olarak tanımlanır. Ona dokunmak ayıp, yasak ve günahtır. Çocuk bedenini tanımak istedikçe korkutulur, suçlanır ve cezalandırılır. Korku ona gizlenmeyi, yalanı, doğallıktan ve hatta içgüdülerinden sakınmasını öğretir. Doğallıkla, tedirginlik arasında yolunu bulmaya çalışan çocuk artık cezayı da öğrenmiştir. Suç, ceza, günah ve korku hamuru tamamlanmıştır. Çocuk ergenlik öncesinde yaşayabileceği ve karşılaşabileceği cinsel içerikli küçük tesadüfler sonucunda dahi büyük korkular yaşayabilecek kıvama gelmiştir. Bunların taciz ya da tecavüz gibi çok ağır yaşanmışlıklar olmasına da gerek yoktur.

Çocuk algısı ve aklı ile yaşadığı herhangi büyük bir korku çocuk açısından travmadır. Travma oluştuğu andan itibaren çocuk, yaşadığı korkuyu içselleştirir. İçselleştirdiği korku, çocuğu doğallığından koparır ve kendi içinde yarılma yaratır. Yaşadığı korkunun sonucunda korunmak için geliştireceği yeni tanımlarla farkında olmadan kendi sahte benliğini de yaratmış olur. Büyümekte olan çocuk için beden-bilinç bütünlüğünden söz etmek mümkün değildir. Artık o yarılmıştır. Ne yazık ki kadın erkek hepinizin bir travması vardır.

Bedenle bilincin ayrışması, kişinin kendinden, bedeninden ve gerçeklerden nefret etmesinin tabanını hazırlar. Yaşadıkları karşısında aciz ve savunmasız kalmıştır. Çocuk kendi acizliği ile yüzleşmeyi bilmediğinden başına gelenler nedeniyle kendinin suçlu olduğuna inanır. Kendine ve yaşama güveni kaybolur. Acizliği ve suçluluk duygusu ona öylesine acı verir ki bu acıyı yaşamak yerine bastırmak adına güçlü olmaya karar verir. Çünkü artık kendinden nefret ediyordur ve kendilik nefretinden kurtulmak için olanı olduğu biçimiyle yaşamaktan uzak durup olması gerekene, ona dayatılana uymaya çalışır. Gerçeklerin yerini gerekenler alır. Güçlü olması gerektiği gibi… Güçlenmek için zırhlarla kaplanır, silahlanır ve otorite ile uzlaşır. Uzlaşmak zorundadır çünkü uzlaşma hem toplumsal hem de duygusal olarak ona aradığı güvenliği vaat eder. Ancak bu güven arayışı onu hem bedeninden uzaklaştırır hem de duygularından koparır. Böylece yaşamın güvensizliğine ve kendilik nefretine karşı sahte benliğin sahte dünyasına sığınır.

Küçük yaşlarda bedenlerle yaşanan bu yabancılaşma sonucunda bedenler sizin emrinizde bir parça olarak algılanmaya başlar. Beden atılabilir, satılabilir, eleştirilebilir, yok sayılabilir, kurutulabilir, sevilebilir veya yok edilebilir… Bedenden ayrıldıkça kendilik nefreti çoğalır, artan nefret yine bedene yansıtılır. Kimileri onu kesip biçer, kimileri en ufak bir zevk bile almadan onu yataktan yatağa atar, belirli bir fayda elde etmek için kimileri sürekli onu değiştirmekle uğraşır, kimileri onu deforme etmek için sürekli yemek yer. Beden hiçbir zaman kusursuz olmaz. Hep eksik, çirkin ve değişmesi gerekendir. Tüketim toplumunda da bu yabancılaşma sonuna kadar kullanılır ve artırılır.

Var olmak için anlaşılması gereken ilk nokta bedenin sizi oluşturan iki parçadan biri olduğudur. Var olmak gibi bir arzunuz varsa üzerinde çalışılması gereken en önemli konulardan biri bedenin farkındalığına ulaşmak, onu sizi oluşturan iki parçadan biri olarak algılamaktır. Var olmak beden farkındalığı ve bilinç farkındalığına ulaşıp bunları bir bütün haline getirmeyi içerir.



GERİ DÖN