A Novelist, columnist & playwright

Who Designates The Worthiness? · Değeri kim belirler?

March 2009 ·Mart 2009

The lives of most of you go by while you seek the answer to the question “Am I worthy?” Always some worth is being sought after, yet it is unclear what is really being sought. The worthiness is, in a way, a prize, a payment, an appreciation and an approval that we are given by the other party. We try to define our existence based on the worth appraised to us by the others. We get crushed when the other party does not have the high opinion of us, which we’d been hoping for. As each and every person is unique, everyone’s expectations of worthiness vary with one’s past, experiences and fears, and when this expected worth is not appraised by the others, the problems never seem to cease. You are ever incomplete.

During our infancy, we all are dependent on our families and relatives. Their love and approval carry a vital importance for our existences. Alas, families’ love and approval come with strings attached. The kids are never taught that they deserve to be loved just because they exist. The kid has to jump through hoops to fulfil the requisites of being loved. Things that have to be in some specific way or deeds that have to be done never come to an end, and so, the kid is usually not appreciated for what she or he is, or for her or his deeds. All parents aspire to look at their children through convex lenses, just like they do for themselves.

The kids first learn that they have to carry out some actions to get love, and then they start to assume roles to be loved. As they grow up, they automatically start to do what is to be done, rather than what they actually want to do, and tell the lies that are expected from them by their family and entourage. They learn hypocrisy for the sake of feeling worthy and being appreciated. After that comes the self-hatred. They become well-behaved, yet hypocrites. The society, who looks down on hypocrisy, is the one to teach the children to be hypocrites. As long as you do not stand up to this hypocrisy, you are bound to be self-hating hypocrites when you grow up. Trying to be worthy, and expecting others to appraise you some worth is in fact nothing but a getaway from one’s own self-hatred.

They hate themselves, because their existences don’t count for anything. They hate themselves, for there is a wall of fears between their selves and their bodies. They hate themselves, for others’ expectations of them never end. They hate themselves, for they know they will be approved of on condition that they live according to the expectations. They hate themselves, thus they are incapable of love. They do not know to love. They hate themselves, thus they are unworthy. And although they think of themselves as unworthy, they are bound to live their lives oriented on others as they yearn to prove their worth. They are oriented on others, because of their ever-existing roles.

Taking on a role, living life according to a role or trying to be the role model itself, they all are giving up one’s life and self, basically. Living up to the assigned roles results in somebody who does not know what she or he likes, hates, loves or is afraid of. Every role separates a person from one’s natural identity and directs her or him into the templates the role requires, and formats what one is supposed to be like. In a way, this is underlining that you have to be different from what you really are. This is an artificial situation. It pushes you toward being artificial. You cannot make yourself exist with excelling in a role. You may get applauses with the excellent role you have played, but you cannot get rid of the unworthiness within. The more you take on roles, the more you lose your sincerity, and you start blaming. The more you blame, the more you load your responsibilities onto others. To be able to control your own life and to be able to exist, taking responsibility and getting rid of the roles is inevitable.

You become alienated from your own self and focus on others, in order to gain others’ approval, love and appreciation. As you become more and more alienated from yourself, you lose your worth, and accordingly you get rigid; your life starts to be designated by a set of rules. You cannot object or rebel, but the saddest of all, you cannot be yourself. Then you start to complain. You make yourself believe that you’ve always been oppressed. There is so much pressure upon you that you couldn’t have even budged. You’ve yearned to change, yet the system prevented you from it. Your life gets consumed within this trickery. You become victims to the system. Of course the things you’ve been taught have much to do with your current state, but you’re the one who accepted it all without questioning, thus conveying those doctrines acquiescingly through yesterday into today, and through today into tomorrow. One day, if you can earnestly manage to look into the mirror, you may see that you are the system…

Nobody can render you worthy. Nobody can designate your worthiness. It is only you that can make yourself worthwhile. As long as you are controlled by your fears, you’re condemned to live a life oriented on others, waiting to be worthy someday. However, nothing said or done extrinsically can make you worthy. It can only serve you to deceive yourself. In order to be able to designate your own value, you have to integrate with your body and put your fears aside.

Tüm Kazete okurlarının 8 Mart Kadınlar Günü’nü kutlarım…

Pek çoğunuzun yaşamı “Ben değerli miyim?” sorusunun peşinde koşmakla geçer. Hep bir değer aranır, ancak onun ne olduğu çok da belirgin değildir. Değer bize karşıdan verilmesi gereken bir ödül, bir ödeme, bir takdir, bir onaydır aynı zamanda. Kendimizin varlığını ancak başkalarının bize biçtiği değer üzerinden tanımlamaya çalışırız. Karşımızdaki kişi bize düşündüğümüz değeri vermezse yıkılırız. Her biriniz kendine özgü olduğunuza göre herkesin değer beklentisi geçmişiyle, yaşadıklarıyla, korkularıyla bağlantılı olarak değişir ve o değer karşı taraftan verilmediği sürece de sorunlar asla bitmez. Hep eksik kalırsınız.

Çocukluğumuz boyunca hepimiz ailemize ve yakınlarımıza muhtacızdır. Onların sevgisi ve onayı bizim varoluşumuz açısından hayati derecede önem taşır. Ancak ne yazık ki aileler sevgilerini ve onaylarını hep şartlı olarak sunarlar. Çocuklara sadece ve sadece var oldukları için sevilmeyi hak ettikleri öğretilmez. Sevilmek için çocuğun pek çok gerekliliği yerine getirmesi gerekir. Olması gerekenler, yapılması gerekenler hiç bitmez, çocuk, olduğu hal veya yaptıkları ile ilgili çoğu zaman takdir edilmez. Çünkü tüm ebeveynler, çocuklarını da kendileri gibi dev aynasında görmek isterler.

Çocuklar önce sevilmek için bir şeyler yapmaları gerektiğini öğrenir, sonra da sevilmek için rollere bürünmeye başlarlar. Yaşları ilerledikçe istediklerini değil, olması gerekenleri otomatik olarak yapmaya başlarlar, ailesinin veya çevresinin onlardan bekledikleri yalanları söylerler. Onaylanmak ve değerli hissetmek adına ikiyüzlülüğü öğrenirler. Ve kendilerinden nefret etmeye başlarlar. Ahlaklı ama ikiyüzlü olurlar. İkiyüzlülüğü kınayan toplum aslında çocuklara ikiyüzlülüğü öğretir. İkiyüzlü olmayı reddetmediğiniz sürece ikiyüzlü ve kendinden nefret eden yetişkinler olmaktan başka çıkar yol yoktur. Değerli olmaya çalışmak, sürekli birilerinden değer beklemek aslında kendilik nefretinden kaçmaya çalışmaktan başka bir şey değildir.

Kendinden nefret eder çünkü varlığının bir değeri yoktur. Kendinden nefret eder çünkü bedeni ile arasında korkular vardır. Kendinden nefret eder çünkü ondan beklenenler hiç bitmez. Kendinden nefret eder çünkü ancak ondan beklendiği şekilde yaşadığı sürece onay göreceğini bilir. Kendinden nefret eder, kendinden nefret ettiği için de sevgisizdir. Sevmeyi bilmez. Kendinden nefret eder, kendinden nefret ettiği için de değersizdir. Kendini değersiz gördüğü halde, bir yandan da değerini ispatlamak için hep başkaları odaklı yaşamaya mahkûm edilir. Başkaları odaklıdır çünkü rolleri vardır.

Bir rol üstlenmek, yaşamı rollere uygun yaşamak veya bir rol modeli olarak yaşamaya çalışmak aslında kendinden ve kendi yaşamından vazgeçmek demektir. Kendine biçilen rollerle yaşamının sonucunda kişi artık neyi istediğini, neden korktuğunu, neden nefret ettiğini, neyi sevdiğini bile bilemez hale gelir. Her bir rol kişiyi olduğu şeyden, rolün taleplerine göre olması gerekene yönlendirir ve ne olması gerektiğini de biçimlemiş olur. Bu bir yandan da olduğunuz halinizle olmamanız gerektiğinin altını çizmektedir. Bu durum sahtedir. Sizi sahte olmaya iter. Bir rolü çok iyi oynayarak kendinizi var edemezsiniz. Bir rolü çok iyi oynayarak alkış alsanız bile içinizdeki değersizliği yok edemezsiniz. Rollere büründükçe içtenliğinizi kaybedersiniz. İçtenliğinizi yitirdikçe suçlamaya başlarsınız. Suçladıkça sorumluluklarınızı başkalarına atarsınız. Kendi yaşamınızı kurgulamak, var olmak için rollerden sıyrılmak ve sorumluluk almak kaçınılmazdır.

Başkalarının onayı, başkalarının sevgisi, başkalarının takdiri için hep başkalarına odaklanır, kendinizden uzaklaşırsınız. Kendinizden uzaklaştıkça değersizleşir, değersizleştikçe katılaşırsınız, yaşamınızı hep kurallar belirlemeye başlar. Karşı çıkamaz, başkaldıramaz ve en acısı kendiniz olamazsınız. Ve şikayet etmeye başlarsınız. Hep baskılar altında olduğunuza kendinizi inandırırsınız. Öylesine baskılar vardır ki üzerinizde kımıldamanıza bile izin vermemiştir. Siz değişmek istemişsinizdir ancak sistem sizi engellemiştir. Yaşamınız sürekli bu kandırmacalarla sürer gider. Sizler, sistemin kurbanları oluverirsiniz. Tabii ki bu noktaya gelmenizde size öğretilenlerin payı vardır ancak her şeyi sorgulamadan kabul ederek dünden bugüne, bugünden yarına tüm öğretileri sorgulamadan taşıyan da sizlersiniz. Bir gün gerçekten aynaya bakabilirseniz sistemin siz olduğunu da görebilirsiniz.

Sizin değerinizi size hiç kimse veremez. Sizin değerinizi hiç kimse biçemez. Siz ancak kendi değerinizi kendiniz belirlersiniz. Korkularınız sizi yönettiği sürece başkaları odaklı yaşamaya mahkûm kalırsınız ve hep değerli olmayı beklersiniz. Oysa dışarıdan yapılan hiçbir hareket veya söylenen hiçbir söz sizi değerli kılamaz. Sadece kendinizi kandırmanıza yardımcı olur. Kendi değerinizi belirleyebilmek için de bedeninizle bütünleşmek ve korkularınızdan sıyrılmanız kaçınılmazdır.



GERİ DÖN