A Novelist, columnist & playwright

Unique and Distinctive Existence · Benzersiz ve Kendine Özgü Varoluş

September 2009 · Eylül 2009

You are not a clean slate upon your birth, regardless of what you’ve been taught. On top of your genetic inheritance that predates your mother’s womb, you also have an individual existence taking its roots from your existence in the womb.

This existence upon your birth, starts to be processed by your family, social circle and society. Regrettably, children are terrorised and forced into dedifferentiation under the name of education, instead of emphasising uniqueness and distinctiveness. Their divergence is undesired, thus their differences are chiselled out and they are forced to give up on their existences.

Education is necessary for being knowledgeable, but teaching does not necessarily mean forcing the child into a mould. As long as the aim remains to be raising up children who are compatible with the society, education is a terror. In reality, making the children perceive their own uniqueness and distinctiveness, giving them knowledge in such a way that they can cope with life and equip them with means of reasoning so that they can make up their own minds is what education is all about.

Education is not an actual education, unless it is ceased to be perceived as means of mass producing stereotype children for the sake of abstract concepts. The children need to get knowledgeable on realities, and not on abstract concepts and lies.

Your existence, being unique and distinctive does not necessarily mean that you’re ‘the most’… Alas, the mainstream struggle is to be the smartest, the most beautiful, the most feminine, the most masculine and the most powerful. You can only be different if you are the most. And in order to achieve being the most, you go through one masquerade to another. The best writer, the best doctor, the best housewife, the smartest kid, the most successful businessman, the most, the best, the most…

When you realise that you’re unique and distinctive, does it matter whether you’re the most or not? The most according to whom, when or how?.. Who in this humongous universe makes this definition of being the most? You can only exist if you try to be yourself rather than try to be the most.

Your existence is unique and distinctive, and this is absolutely precious. For whom? For yourself… Otherwise, the universe does not care whether you exist or not. It keeps on expanding within itself despite of you. You are both very important and at the same time such unimportant. The problem lies beneath exaggerating your importance and ignoring your unimportance. The balance can be achieved by truly perceiving both of these realities.

Nobody is perfect. Nobody can be perfect. No matter how much you progress, you cannot achieve perfection. Thus, achieving perfection is a delusion. What matters is you being yourself. For your own self…

How ever much of a woman you become, you become a woman for yourself that much. First for yourself, then for your man…

How ever much of a man you become, be so for yourself. Not for your genealogy, nor for your bloodline… You’re as man, as you are a man for your own self. First for yourself, then for your woman…

A woman being a woman is directly proportional to the amount which she accepts her uniqueness and distinctiveness… A man being a man is directly proportional to the amount which he accepts his uniqueness and distinctiveness…

Requisites, conditionings, ‘must’s, ‘ought to’s can neither make you a woman nor a man. You can not achieve uniqueness and distinctiveness with the approval of others. Your approval alone is sufficient. As long as you grant this approval. The sustainability of your uniqueness and distinctiveness depends on your own approval.

Doğduğunuzda öğretildiği gibi her biriniz birer temiz beyaz sayfa değilsinizdir. Anne karnından önceki genetik mirasınızla birlikte, anne karnındaki varoluşunuzdan itibaren hepinizin bir varoluşu vardır.

Bu varoluş doğduğunuz andan itibaren aile, yakın çevre ve toplum tarafından işlenir. Ne yazık ki eğitim adı altında kendine özgülüğün ve benzersizliğin altı çizilmek yerine çocuklar terörize edilerek aynılaşmaya zorlanır. Farklı olmaları istenmez, farklılıkları törpülenir ve varoluşlarından vazgeçmeye zorlanırlar.

Eğitim, bilgilendirmek açısından gereklidir. Ancak bilgi vermek demek çocuğu zorla bir kalıba sokmak demek değildir. Amaç, toplumla uyumlu çocuklar yetiştirmek olduğu sürece eğitim bir terördür. Oysa eğitim çocukların benzersizliğini ve kendine özgülüğünü onlara algılatmak, onları yaşamla başa çıkabilecek şekilde bilgilendirmek, kendi kararlarını alabilecek akıl yürütme yöntemlerini ve donanımı onlara vermektir.

Eğitim, çocukları soyut kavramlar adına tek tip bir tornaya sokmak olarak algılandığı sürece eğitim değildir. Çocukların soyut kavramlara ve yalanlara değil gerçek hakkında bilgilenmeye ihtiyaçları vardır.

Varoluşunuzun benzersiz ve kendine özgü oluşu sizin ‘en’ olduğunuz anlamına gelmez. Oysa hep en akıllı, en güzel, en kadın, en erkek, en güçlü olmaya çabalanır. En olursanız ancak farklı olabilirsiniz. En olabilmek içinse kılıktan kılığa girersiniz. En iyi yazar, en iyi doktor, en iyi ev kadını, en akıllı çocuk, en başarılı işadamı, en en en…

Benzersiz ve kendine özgü olduğunuzun farkına varırsanız en olmanın önemi kalır mı? Kime göre, nerede, nasıl en?.. Bu koskoca evrende kim yapar bu en tanımını? En olmak yerine ‘ben’ olmaya çabalarsanız var olabilirsiniz.

Varoluşunuz benzersiz ve kendine özgüdür ve bu çok kıymetlidir. Kim için? Kendiniz için… Yoksa evrenin umurunda bile değildir var olup olmamanız. O kendi içinde size rağmen sürdürür genişlemesini. Aslında hem çok önemlisiniz hem de çok önemsiz. Sorun, öneminizi abartmanız ve önemsizliğinizi ise yok saymanızdır. Denge bu iki gerçeğin doğru algılanması ile oluşur.

Hiç kimse en mükemmel değildir. Hiç kimse en mükemmel olamaz. Ne kadar gelişirseniz gelişin mükemmelliğe ulaşamazsınız. O nedenle de mükemmel olmaya çalışmak bir hayaldir. Önemli olan kendin olabilmektir. Kendin için…

Ne kadar kadın olursanız olun, kendiniz için o kadar kadın olursunuz. Önce kendiniz, sonra erkeğiniz için…

Ne kadar erkek olursanız olun, kendiniz için erkek olun. Soyunuz, soyadınız için değil… Kendiniz için ne kadar erkek olursanız o kadar erkeksinizdir. Önce kendiniz, sonra kadınınız için…

Bir kadın ancak kendi benzersizliğini ve kendine özgülüğünü kabul ettiği oranda kadın olabilir. Bir erkek ancak kendi benzersizliğini ve kendine özgülüğünü kabul ettiği oranda erkek olabilir.

Gereklilikler, şartlanmalar, ‘meli’ler, ‘malı’lar sizi ne kadın yapar ne de erkek. Başkalarının onayıyla kendine özgü ve benzersiz olamazsınız. Sizin onayınız yeterlidir. Yeter ki kendinize bu onayı verin. Kendi benzersizliğiniz ve kendine özgülüğünüzün devam edebilmesi sizin onayınıza bağlıdır.



GERİ DÖN