A Novelist, columnist & playwright

To Be Natural, To Live With Naturality · Doğal Olmak, Doğallıkla Yaşamak

December 2009 · Aralık 2009

Why do people dress up? Why do they live within a house? Why is it necessary to be clothed? Why is it necessary to live inside a house? The simplest reasoning is survival. To be sheltered from cold. To avoid being sick. To be comfortable…

Even if I accept these answers to be truthful, I still want to ask a question: If this is the truth, than why these simplest needs are taken far beyond necessities? How come these needs are nurtured with ‘more’s and become never-ending? How can a person accept to transform oneself into something other than his or her true self for the sake of satisfying these needs?

A more luxurious house, more brand clothes, more comfort… More money… Labels… Always more… More and more and more…

Do your wishes designate your life or does the ever-changing definition for comfort? State-of-the-art cars, brand name clothing, smart buildings, synthetic and more synthetic lives… Basically, anything to take you out of this world and make you feel free of your bodies… As long as you’re freed from true realities and your bodies. As long as the lives you lead makes you forget your imprisonment within your bodies. Do all of these things mentioned, but be natural… How? By going for walks on the weekends? Naturality is to be unified with nature. Not travelling within nature as a tourist. Naturality is a state, it cannot be formed forcefully. Naturality is an entirety, one cannot be natural while decomposing.

Comfort means something if and only if it integrates you with your body. Each time you demand comfort for the sake of becoming free from your body, it is one more step in self-destruction, is one more acceptance as you prefer consuming yourself within the consumption society to the reality.

You hate everything that is natural and worship everything artificial, as you hate your bodies. An example you say? Technology!.. You’ve invented the technology, and then became a slave to it. Technology is not a tool anymore, it is the master and you are the slaves of your own creation.

Computers, phones, televisions… Let the reality stand aside. Long live virtuality! And then you think you are the friend of the environment and are natural by turning off unnecessary lights?

Carrying on virtual conversations in front of a machine; to exist within virtual worlds that are make-believe in front of a machine… To consume life within trickery, that is emotionless, false and lacking any interaction…

Do not consume life, but instead produce. Yourself, your body, your emotions, your senses… How? Make love… Making love is natural. Making love is jovial. It makes you step into the reality of the person before you. Makes you form the most natural communication with life, nature and your body. Your body is alive, your mind is alive. The body is an endless instrument. Sharing is only made possible by utilising and enhancing it. The relation between body and sex is endless. To bound it, to imprison it within positions is a great injustice towards the body. Just as infinite songs can be composed using the seven notes, utilising the five senses of two bodies, experiencing endless pleasure and to enhance them is also possible. Alas, you constrain it within conceptions instead of working on enhancing it and do research in the subject matter. You negate it sometimes. You define making love to be a shame, a sin, immorality. You live it in the night, under covers, reduced merely to an insertive behaviour, lacking any touch. To make love cannot be taught. It is discovered via conceding the body to its own coherence and to the other body.

To those who might ask “So what, are we going to give in to our instincts like animals?”, my answer will be: Animals are natural. They bring themselves into existence within their naturality, while humans become the victim of their own fictional stories instead of experiencing their naturality by conceding themselves to their bodies that are unified with their minds.

Maintaining one’s existence is to be able to choose the natural way, within all this contradictory mess. It is to demand making love in spite of all the conditionings, prejudices and judgements of others.

İnsanlar neden giyinir? Neden bir evin içinde yaşarlar? Neden giyinmek gerekir? Neden bir evin içinde yaşamak gerekir? En basit gerekçesi hayatta kalmak. Soğuktan korunmak. Hasta olmamak. Rahat etmek…

Bu yanıtları doğru kabul etsem de yine de sormak istiyorum: Doğru ise neden bu basit ihtiyaçlar hayatta kalma gerekliliklerinin çok ötesine taşınır? Bu ihtiyaçlar neden hep ‘daha’larla bitmez tükenmez bir hal alır? Bu ihtiyaçları karşılamak adına kişi kendini olmadığı şeylere dönüştürmeyi nasıl kabul eder?

Daha lüks bir ev, daha marka kıyafetler, daha fazla konfor… Daha çok para… Etiketler… Hep daha çok… Daha daha daha…

Yaşamı gerçek istekleriniz mi yoksa sürekli değişen konfor tanımı mı belirliyor? Son model arabalar, marka elbiseler, akıllı binalar, sentetik ve daha sentetik yaşamlar… Temelde sizi dünya dışına çıkaran, bedenlerinizden özgür olduğunuz hissini yaratan her şey… Yeter ki gerçek olan gerçeklikten, bedenlerinizden özgür olun. Yaşadığınız hayat bedeninize mahkûmiyetinizi size unuttursun. Tüm bunları yapın ama doğallıkla… Nasıl? Hafta sonları yürüyüş yaparak mı? Doğallık doğayla bütün olmaktır. Doğada turistler gibi gezi yapmak değil… Doğallık bir haldir ve zorla oluşturulamaz. Doğallık bir bütünlüktür, ayrışarak doğal olunmaz.

Konfor sizi bedeninizle bütünleştiriyorsa ancak bir anlam ifade eder. Konforu bedenlerinizden özgür olmak adına her talep edişiniz kendinizi bir adım daha yok etmeniz, gerçekler yerine tüketim toplumunun sizi tüketmesini biraz daha kabul etmeniz anlamına gelmektedir.

Bedeninizden nefret ettiğiniz için doğal olan her şeyden nefret ediyor, doğal olmayan her şeye tapıyorsunuz. Örnek mi? Teknoloji!.. Teknolojiyi yarattınız, sonra da esiri oldunuz. Teknoloji bir araç olmaktan çıktı, o bir efendi artık sizler de yarattığı şeyin kölesi olan esirlersiniz.

Bilgisayarlar, telefonlar, televizyonlar… Gerçekler kenarda beklesin. Yaşasın sanallık! Sonra da gereksiz ışıkları kapatarak doğa dostu ve doğal mı oluyorsunuz?

Bir aletin başında kendiniz olmadan sanal sohbetler etmek, bir aletin başında ‘gibi’ yaratılan sanal dünyalarda kendinizi var etmek… Duygusuz, yalan, etkileşimden yoksun kandırmacalarda yaşamı tüketmek…

Yaşamı tüketmek yerine üretin. Kendinizi, bedeninizi, duygularınızı, beş duyunuzu… Nasıl mı? Sevişin… Sevişmek doğaldır. Sevişmek keyiflidir. Karşınızdaki kişinin gerçekliğine girmenizi sağlar. Yaşamla, doğayla, bedeninizle en doğal iletişimi kurmanızı sağlar. Bedeniniz canlıdır, beyniniz canlıdır. Beden sonsuz bir enstrümandır. Onu kullanarak, onu geliştirerek, paylaşabilmek mümkündür. Beden ve seks ilişkisi sonsuzdur. Bunu sınırlandırmak, pozisyonlara hapsetmek bedene yapılan büyük bir haksızlıktır. Nasıl ki yedi nota ile sonsuz besteler yapmak mümkünse iki bedenin, beş duyularının kullanılması ile sonsuz zevkler yaşamak ve onları geliştirmek de mümkündür. Ancak ne yazık ki onu geliştirmekle uğraşmak ve o konuda araştırmalar yapmak yerine onu tanımlarla kısıtlıyorsunuz. Kimi zaman da olumsuzluyorsunuz. Sevişmeyi ayıp, günah, ahlaksızlık olarak tanımlıyorsunuz. Geceleri yorgan altında, dokunulmadan girdi-çıktı olarak yaşıyorsunuz. Sevişmek öğretilmez. Beden, kendi bütünlüğüne ve öteki bedene bırakılarak keşfedilir.

“Ne yani kendimizi hayvanlar gibi içgüdülerimize mi bırakacağız?” diye soranlara yanıtım şu olacaktır: Hayvanlar doğaldır. Kendilerini doğallıklarında var ederler oysa insanlar kendilerini bilinçleriyle bütünleşmiş bedenlerine bırakıp doğallıklarını yaşamak yerine yazdıkları sanal hikâyelerinin kurbanları olurlar.

Varoluşunu sürdürebilmek, tüm bu çelişkiler yumağında doğal olanı seçebilmek demektir. Tüm şartlanmışlıklara, ön yargılara ve yargılanmalara rağmen sevişebilmeyi talep etmek demektir.



GERİ DÖN