A Novelist, columnist & playwright

On Human Nature and Polygamy… · İnsan Doğası ve Çok Eşlilik Üzerine…

December 2008 · Aralık 2008

Recently, I was asked whether polygamy is against the human nature or not. This month I’ve decided to write my column based on this subject.

Monogamy and polygamy are sociological phenomena, whereas human nature is a psycho-biological one. Evaluation of these two phenomena on a common platform can only be achieved via psycho-sociological examinations. A sociological examination has to initiate from the smallest unit within the social organization, the family. A psychological examination is not totally distinct from biological necessities; nevertheless, the urge for organisation has to be taken into account. In that case, the evaluation on women and men’s psycho-biological and sociological necessities has to be done separately, while taking the differences of women and men into account. For this reason, the attempt to create a single prototypical template for both women and men would be erroneous.

Polygamy is presented to the society as if it were a concept that applies mostly to men. Actually, while polygamy is similar in women and men from the aspect of serving the purpose of satisfying sexual needs of a biological nature; women, who have a greater need for organisation due to feeling insecure within their social environment, appear to have more disapproval for the notion of polygamy when compared to men, who have less need for social organisation. However, can it really be proposed that women still wouldn’t be in need of polygamy like men do, supposing that they manage to support themselves as men do, while laying claim to their own fate freely, within the scope of their own awareness? Setting aside all these arguments, can a decision be made without taking the phenomenon of love into consideration? If the love phenomenon is to be one of the dynamics to be taken into consideration, would interrogating the meaning ascribed to love by women and men not be the main debate, rather than discussing whether women or men would be the one to stake a claim for their love? In the event of women laying claim to their feminine existence, and experiencing love with a man who also lays claim to his male existence, which results in both parties to be a monogamist; would this not be the real psycho-biological social definition itself?

When women and men are aware of their separate existences, and associate themselves with women or men with whom they can live their femininity or masculinity with, would there really be a need for another woman or another man? In my opinion, the actual problem nowadays is the similar behaviour patterns exhibited in pursuit, by non-existent women and men, who have not managed to unify with their bodies. Men do not only make themselves believe that this pursuit is a natural aftermath of their masculinity, but at the same time impose this belief upon women. On the other hand, when women exhibit similar behaviour, they are belittled, frowned upon and accused by sociological, traditional, religious and forensic justifications. Within the brutal environment of the patriarchy, women internalise this “guilt”. Besides, are men able to experience satisfying sexual intercourse with the woman they are together with in the first place, that they are attempting to have sex with other women? It is a tragedy of manhood that these men, who have this distorted perception, dare to use sexuality as a mean of power for the sake of holding on to the patriarchy.

This world that is dominated by patriarchy will be transformed by women who want to live within their naturality, acting upon laying claim for their existences. As the women fight and struggle towards their existence, and make the patriarchy stumble and fall, a new world order will be established, and men will actualise their existence thanks to the women; thus all women and men will live in accordance to their nature, without being obliged to social or religious censorship forced upon them.

Tek eşliliğin insanın doğasına aykırı olup olmadığı soruldu bana geçtiğimiz günlerde. Bu ay yazımı bu konudan yola çıkarak yazmak istedim.

Tek eşlilik ve çok eşlilik sosyolojik birer olgudur. İnsan doğası ise psiko-biyolojik bir olgudur. Bu iki olguyu aynı platformda değerlendirebilmek ise ancak psiko-sosyolojik sorgulamalarla yapılabilir. Sosyolojik sorgulama toplum örgütlenmesinin en ufak birimi olan aileden başlayarak yapılmalıdır. Psikolojik sorgulama ise, biyolojik gereksinmelerden bağımsız olmamakla birlikte, örgütlenme gereksinmesini de dikkate alarak yapılması gerekir. Bu durumda kadın ve erkeklerin psiko-biyolojik ve sosyal gereksinmelerinin değerlendirilmesi ayrı ayrı, kadınların ve erkeklerin farklılıkları da dikkate alınarak yapılmalıdır. Bu nedenle kadınlar ve erkekler için tek bir prototip şablon tanımlama yapılması doğru değildir.

Poligami, yani çok eşlilik, daha çok erkeklere ait bir kavram olarak topluma sunulmaktadır. Aslında, poligami kadınların ve erkeklerin biyolojik doğasındaki cinsel gereksinmelerin karşılanması açısından benzer olmakla birlikte, sosyal ortamdaki güvensizlik nedeniyle örgütlenmeye daha çok gereksinim duyan kadınların, örgütlenmeye daha az gereksinim duyan erkeklere göre daha karşı oldukları bir olgu olarak görülebilir. Ancak kadınların da erkekler kadar kendi ayakları üzerinde durması ve kendi kaderlerine kendi farkındalıkları çerçevesinde bağımsızca sahip çıkabilmeleri halinde erkekler gibi çok eşliliğe gereksinim duymayacaklarını öne sürmek olası olabilir mi? Bütün bu argümanların dışında aşk olgusu dikkate alınmadan karar verilebilir mi? Eğer söz konusu dinamiklerden birisi de aşk olgusu ise erkekler mi yoksa daha çok kadınlar mı aşklarına sahip çıkabilirler tartışmasından çok, kadınlar ve erkekler için aşkın ne anlama geldiğini sorgulamak gerekmez mi? Kadınların varoluşlarına sahip çıkmaları halinde erkek varoluşuna sahip çıkan bir erkekle yaşadıkları aşk nedeniyle iki tarafın da tek eşli olması gerçek psiko-biyolojik sosyal tanımlama olamaz mı?

Kadınların ve erkeklerin ayrı ayrı olan varoluşlarının farkındalığında olmaları halinde kadınlıklarını veya erkekliklerini yaşayabilecekleri kadın veya erkeklerlerle birlikteliklerini yaratabildikleri takdirde başka bir kadına veya başka bir erkeğe gerçekten gereksinme duyarlar mı? Bence günümüzde sorun, var olmayan, kendi bedenleriyle bütünleşmemiş olan kadınların da erkeklerin de arayışları doğrultusunda benzer davranış biçimleri göstermekte olmalarıdır. Erkekler, bu arayışlarının erkekliğin doğal bir sonucu olduğuna hem kendilerini inandırmakta hem de kadınlara zorla kabul ettirmektedirler. Kadınların benzer bir davranışta bulunmaları halinde ise toplumsal, geleneksel, dini ve hukuki gerekçelerle aşağılanmakta ve suçlanmaktadırlar. Erkek egemenliğinin vahşi ortamı içinde de kadınlar bu ?suçu? içselleştirmektedirler. Ayrıca erkekler beraber oldukları kadınla doyurucu bir cinsellik yaşıyorlar mı ki başka kadınlarla da cinsellik yaşamaya kalkışıyorlar? Bu çarpık algılama içindeki erkeklerin, erkek egemenliğini sürdürebilmek için cinselliği de bir kudret aracı olarak kullanmaya kalkışmaları erkekliğin bir trajedisidir.

Erkek egemen sistemin hakim olduğu dünyayı, kendi doğallıklarında yaşamak isteyen kadınların varoluşlarına sahip çıkmak amacıyla harekete geçmeleri değiştirecektir. Kadınlar varoluşları doğrultusunda mücadele edip, erkek egemenliğini sarsarak yıkmaları halinde yeni bir dünya düzeni oluşacak ve erkekler kadınlar sayesinde gerçekten var olabilecek ve tüm kadınlar ve erkekler kendi doğallıklarını sosyal veya dini bir sansür olmadan yaşayabileceklerdir.



GERİ DÖN