A Novelist, columnist & playwright

For the awareness of existence · Varoluş farkındalığı için

August 2009 · Ağustos 2009

The key to awareness of one’s existence lies behind getting to know your body, understanding it and accepting the fact that everything that is related to the body is indeed natural. Do not forget that perfectly natural circumstances morph into perversions when they are drawn away from their naturality.

What would happen if I slap your face hard? Would you stop and think “Is this real or not?” within the moment the slap hits your face? As your cheek burns and turns red, would you ask yourselves “is this redness real?” or would you discuss “is this burning sensation and the pain for real?” using your minds?

You would not do any of those. Your first reaction would be recognising your pain. At that moment, the slap, your cheek and your pain is real. Within that moment, you exist, integrated with your body. The thoughts follow right after. You create them, because you have been hurt.

Reality and pain are unavoidably woven together. The simple motive for running away from awareness of your existence is this very same fact. Even the simplest realities that are experienced are wrapped up with thoughts, the language is elaborated, thus is glorified, and minds keep being swayed within this conceptual commotion. All of these are not the reasons for running away from one’s own existence, but rather the exalted methods used for running away.

Why does one run away from existing, you say? By reason of self hatred and hating the realities of life with every fiber of one’s being. Because there is no justice in life. Because life is cruel. When facing life, you are defenseless and naked as an individual. “The hungry lion eats the gazelle.” This simple truth is the foundation of life.

Just like the traumas that are undergone… Traumas are real aswell, they’re cruel and are not just. Accepting the trauma is in a way accepting the cruelty of life and the defenselessness of the individual. No belief could have ever been able to shelter you from this situation, and none can ever do.

The fear and pain that accompanies the traumas are a complete shock for a child who has an absolute trust in life. The only thing that he or she can do in order to get away from the pain and fear experienced is to take shelter behind the stories. A heaven that offers happiness evermore, an order where he or she cannot be harmed, a life that is purified from sexuality where bodies do not exist… Come what may, as long as the experienced pain and fear can be numbed…

One has to accept the truth about trauma, face the fears and embrace the pain for the awareness of existence. To be able to accept whatever takes place as it really is, and to live accordingly… It’s rather easy to talk and write about this, but when it comes to living accordingly, it’s actually very hard…

As Crispin Sartwell expresses in her book “Obscenity, Anarchy, Reality”:

“Look at the history of religion. The teachings, requirements and ‘ought to be’s; aren’t they all aiming to alienate people from their own naturality, and direct them towards being something else?”

Bodies are filthy and they are the sin. They are destined to burn up in hell. If and only if you obey the rules, you can enjoy the perks of heaven. What do these religions tell about now, apart from intimidating me and telling I am ever faulty and deficient?

“Why is there not even a single word on my being as I really am? Why am I to submit and obey? Why am I not to question? The expectations of religions from mankind are surreal. And when this finally turns into fanaticism, it is pathological.

So, is western history of philosophy different by any means? No, not really. All philosophical movements examine what is supposed to be, from a moral and aesthetical point of view. No value is loved for what it is. Every single value requires to be transformed. To be better than what it is, to be ideal… The essentials are no different than the religions: Not to be what you really are.”

When you take a look at the current situation of the world, you can see the correspondence to all of these one-to-one. Is this the world you wish to live in?

Neither philosophers, nor religious authorities can make you aware of your existence. They merely judge and nourish fears. Whereas your purpose should be freeing yourselves from those fears. Only women and men whose existence is freed from their fears yearn for a communal living that is freed from fears and can fight a battle for this desire. Never forget that you can only truly revolt against being intimidated, by washing away your own fears.

Varoluşun farkındalığı öncelikle bedeni tanımak, onu anlamak ve bedene ait her şeyin doğal olduğunu kabul etmekten geçer. Unutmayın, doğal olan durumlar doğallıklarından uzaklaştırıldığı oranda sapkınlığa dönüşür.

Yüzünüze çok sert bir tokat atsam ne olur? Tokadın yüzünüze çarptığı anda, ‘Bu gerçek mi, değil mi?’ diye düşünür müsünüz? Yanağınız kızarmış ve yanıyor, ‘Şimdi bu yanağımın kızarıklığı gerçek mi?’ diye sorar mısınız kendinize ya da ‘Acaba bu yanma ve acı gerçek mi?’ diye tartışır mısınız aklınızda?

Bunların hiçbirini yapmazsınız. İlk tepkiniz, canınızın acımasının farkına varmak olur. İşte o anda yanağınız, tokat ve acınız gerçektir. Anın içinde bedeninizle bütünleşmiş olarak varsınızdır. Düşünceler sonradan gelir. Sonradan üretirsiniz çünkü canınız yanmıştır.

Gerçek ve acı kaçınılmaz olarak iç içedir. Var olmanın farkındalığından da işte bu basit gerçek nedeniyle kaçılır. Yaşanan basit gerçeklikler bile fikirlerle sarılıp sarmalanır, dil karmaşıklaştırılır, karmaşıklaştıkça yüceltilir, akıllar kavram kargaşasında savrulup durur. Tüm bunlar bireyin varoluşundan kaçma sebepleri değil, kaçmak için kullanılan ve yüceltilen yöntemlerdir.

Var olmaktan neden mi kaçılır? Kendinden ve yaşamın gerçeklerinden ölesiye nefret edildiği için. Çünkü yaşamda adalet yoktur. Çünkü yaşam acımasızdır. Yaşam karşısında sizler de birey olarak savunmasız ve çıplaksınızdır. “Aslan açsa ceylanı yer.” Bu basit gerçek, yaşamın temelini oluşturur.

Tıpkı yaşanan travmalar gibi… Travmalar da gerçektir, acımasızdır, adaleti yoktur. Travmayı kabul etmek demek yaşamın acımasızlığını ve bireyin savunmasızlığını da kabul etmek demektir. Hiçbir inanç, sizi bu durumdan korumamıştır, koruyamaz da.

Travmalarla birlikte oluşan acı ve korku yaşama tümüyle güvenen çocuk için tam bir şoktur. Yaşadığı acı ve korkudan kaçmak için de tek yapabileceği hikâyelere sığınmaktır. Hep mutluluk sunan bir cennet, kimsenin onu incitemeyeceği bir düzen, bedenlerin olmadığı, cinsellikten arınmış bir yaşam… Ne olursa olsun, yeter ki yaşadığı acı ve korku uyuşturulsun…

Varoluş farkındalığı için travma gerçeğini kabul etmek, korkularla yüzleşmek ve acıları kabullenmek şarttır. Olanı olduğu şekliyle kabul edip yaşayabilmek… Yazarken ve söylerken çok kolay ama yaşaması gerçekten çok zor…

Crispin Sartwell, Edepsizlik, Anarşi ve Gerçeklik adlı kitabında konuya şöyle bir yorum getirir:

“Dinler tarihine bakın. Öğretilenler, istenenler, olması gerekenler hep kişiyi doğallığından uzaklaştırarak, korkularla başka bir şey olması için yönlendirmek değil midir?”

Bedenler pistir, günahkârdır. Cehennemde ateşler içinde yanmaya mahkûmdur. Ancak itaat edilirse huriler sizi bekler. Bugün için beni korkutmaktan, hep eksik, hep yanlış olduğumu söylemekten öte ne söyler bu dinler?

“Neden olduğum gibi olmamla ilgili tek bir sözcük yoktur? Neden hep boyun eğmem gerekir? Neden sorgulamam istenmez? Dinlerin insanlardan beklentileri gerçekdışıdır. Bu iş fanatizme döndüğünde ise patolojiktir.

Peki, Batının felsefe tarihi farklı mıdır? Onun da hiçbir farkı yoktur. Tüm felsefeler ahlâk ve estetik açısından olması gerekeni inceler. Değerler oldukları haliyle sevilmez. Her değer bir dönüşüm talep eder. Olduğundan daha iyi olmak, ideal olmak… İşin özü ise dinlerle aynıdır: Olduğun gibi olmamak.”

Dünyanın geldiği noktaya bakarsanız tüm bunların karşılığını birebir görürsünüz. Yaşamak istediğiniz dünya böyle bir dünya mı?

Varoluşunuzun farkına varmanızı ne felsefeciler sağlar ne de din bilginleri. Onlar yargılar ve korkuları besler. Oysaki amacınız korkulardan arınmak olmalıdır. Ancak korkularından arınmış olarak var olan kadınlar ve erkekler, korkulardan arınmış bir toplumsal yaşamı özler ve bunun için mücadele eder. Hiç unutmayın, korkularınızdan arınabilirseniz, korkutulmaya gerçekten isyan edebilirsiniz.



GERİ DÖN