A Novelist, columnist & playwright

Do You Know How to Touch? · Dokunmayı Biliyor musunuz?

June 2010 · Haziran 2010

When you’re perceiving someone or when you’re making someone perceive you, the most important among the five senses is to touch. Although touching is usually comprehended as an act carried out by one’s hands, you can actually touch one another with your hands, fingertips, your palm, feet or any other part of your body, thanks to our skin that covers all our body. Despite the generally accepted opinion, feet are indeed among the important points of touching, just like hands.

Touching and groping are two separate lines of conduct. In order to be able to touch, one needs to be aware of two extents of touching. The first extent of touching is “What do you want to get? What is your expectation and aim when touching?”, and the second extent of touching is “What are you giving? Why are you giving, do you have an expectation while doing so?”

In order to be able to talk about fondness and love, two people have to be able to touch each other. Without touching, it is not possible for fondness and love to exist. Therefore, love without sexuality is unimaginable.

Are you asking “What about Platonic loves?” As in Layla and Majnun?

I diagnose what is being perceived or taught to be Platonic love, as pathological love. You are in love with someone, yet you do not touch this person, neither sense her/his scent, see, hear or know the taste of this person. But you are in love. Is this possible? What are you in love with? There is no communication with the other, there is no communion with the other, yet you speak of love. Is such a thing possible? You actually are devoted to the image you have created, as your devotion increases, you cling to this image furthermore, and as you cling to this image, you elevate it. There is not a person before you anymore, there is only you and your belief and admiration for this image you yourself have created. In my opinion, this situation is pathological. Unfortunately, the society embraces this situation, even favours it, because there is actually no reality to it. It does not pose any danger for the conditionings of the society. On the contrary, it canalises these conditionings. An unattainable lover is valued more. With the exclusion of the bodies, a virtuality is created, which is precisely the case desired by the religions. The object of affection being real is not the important point anymore. To believe is. You believe, and you set sail for platonic loves while you proceed towards being a pathological case with every step.

While touching, the receptors are set into motion only by means of sensing and perception. Only if you are aware of your expectations when you are touching, it is possible to create a sensitivity awareness on the other party by unconscious communication. It is this state of awareness which is the basic principle that differentiates touching from groping.

A touch changes both the touching person and the person being touched. When your child is acting ill-tempered, your aim is to calm her/him down when you embrace and caress her/him. In other words, you have an expectation. You see your child calm down. The exchange you experience when touching your child transforms both your and her/his emotions and thoughts. Touching might occasionally cause magical results.

Sometimes all your worries disappear when your hair is caressed, sometimes you calm down by lying down on your beloved one’s chest, and sometimes a tight embrace can have the power to drastically alter your emotional state and irritability.

Our society is generally accepted to be fond of touching. Sadly, our society is not actually touching, but groping. Groping is preferred to touching for the most part. Because your mind is usually elsewhere. While caressing your child’s hair, you’re actually wondering about the end of the episode you’re watching on TV. When you think you’re touching your lover, you’re actually dreaming of something else. You do everything just for the sake of doing it. As a result of your conditionings, you do as expected, live your “as if” life. And than you shout “Nobody loves me!” at the top of your lungs.

If you can’t touch yourself, then you can not touch anyone else either. If you are not being touched, or you are not able to touch, then you can not convey your feelings, or understand the feelings of the others. The choice is all yours, between the satiety of touching and the hunger of groping. Try it, and you will understand…

Karşınızdaki kişiyi algılarken veya karşınızdaki kişiye kendinizi algılatırken beş duyunuzun içinde en önemli olanı dokunmaktır. Dokunmak sadece ellere ait bir eylem gibi algılansa da bedeni saran tenimiz sayesinde karşınızdaki kişiye elleriniz, parmak uçlarınız, avuç içiniz, ayaklarınız ya da bedeninizin herhangi bir yeri ile dokunabilirsiniz. Yaygın genel kanıların aksine ayaklar da tıpkı eller gibi bedenin önemli dokunma noktalarından biridir.

Dokunmak ve ellemek birbirinden ayrı iki haldir. Dokunabilmek için dokunmanın iki boyutunun farkına varmak gerekir. Dokunmanın birinci boyutu: “Ne almak istiyorsun? Dokunurken beklentin ve amacın ne?”, Dokunmanın ikinci boyutu: “Ne veriyorsun? Niçin veriyorsun, verirken bir bekletin var mı?”

Sevgi ve aşktan söz edebilmek için iki kişinin birbirine dokunabilmesi şarttır. Dokunma yoksa sevgi ve aşkın oluşabilmesi mümkün değildir. Bu nedenle de aşkı cinsellikten bağımsız düşünmek imkânsızdır.

Platonik aşkları mı soruyorsunuz? Mesela Leyla ile Mecnun gibi?

Platonik aşk olarak algılanan ya da öğretilen durumları patolojik aşklar olarak tanımlıyorum. Birine âşıksın ama ona dokunmuyorsun, onun kokusunu algılamıyorsun, onu görmüyorsun, sesini duymuyorsun, tadını bilmiyorsun. Ama âşıksın. Bu mümkün olabilir mi? Neye âşıksın? Karşı tarafla bir iletişim yok, karşı tarafla bir paylaşım yok ama aşk var. Olabilir mi? Aslında sen kendi yarattığın hayale hayransın, hayranlığın arttıkça hayaline daha çok sarılırsın, hayaline sarıldıkça onu yüceltirsin. Artık karşında bir kişi yoktur, sadece sen ve yarattığın hayale duyduğun hayranlık ve inanç vardır. Bu durum bence patolojiktir. Toplum da ne yazık ki bu durumu benimser, hatta onaylar çünkü ortada gerçek yoktur. Toplumun şartlandırmaları için tehlikeli değildir. Tam tersi, şartlandırmaları derinleştirir. Kavuşulamayan sevgili kıymetli olur. Bedenlerin dışlanmasıyla tam da dinlerin istediği sanallık yaratılır. Sevilecek olanın gerçek olması değildir önemli olan. İnanmaktır. İnanırsınız ve platonik aşklara yelken açarak adım adım patolojik bir vaka olmaya doğru ilerlersiniz.

Dokunurken ancak his ve algı yoluyla alıcılar harekete geçirilir. Dokunurken ancak beklentinizin farkında olarak dokunursanız alt benlik iletişimi üzerinden karşı tarafta bir duyarlılık farkındalığı yaratabilirsiniz. İşte bu farkındalık hali ellemeyi dokunmaktan farklılaştıran temel prensiptir.

Dokunmak hem dokunan kişiyi hem de dokunulan kişiyi farklılaştırır. Çocuğunuzun çok hırçın olduğu zamanlarda onu kucağınıza alıp okşadığınızda amacınız onu sakinleştirmektir. Yani bir beklentiniz vardır. Onun sakinleştiğini görürsünüz. Ona dokunurken onunla yaşadığınız alışveriş o anda hem sizin duygu ve düşüncelerinizi hem de onun duygu ve düşüncelerini dönüştürür. Dokunmak kimi zaman büyülü sonuçlar yaratabilir.

Kimi zaman tüm endişelerin bir saç okşanması ile yok olması, kimi zaman sevdiğiniz kişinin göğsünde yatarak sakinleşmek, kimi zaman sımsıkı bir kucaklaşma duygusal durumunuzu da asabiyetinizi de değiştirme gücüne sahiptir.

Toplum olarak çok dokunmatik olduğumuz düşünülür. Oysa maalesef toplumumuz dokunan değil, elleyen bir toplumdur. Çoğunlukla dokunmak yerine elleme tercih edilir. Çünkü genellikle bir eliniz işte, bir eliniz oynaştadır. Çocuğunuzun saçını okşarken aslında o sırada izlediğiniz televizyon dizisinin sonunu merak ediyorsunuzdur. Sevgilinize dokunduğunuzu sanırken aklınızdan başka hayaller geçiyordur. Yasak savarsınız. Şartlanmalarınızın sonucunda gerektiği için yapar, ?gibi? yaşarsınız. Sonra da beni kimse sevmiyor diye avaz avaz bağırırsınız.

Kendinize dokunamazsanız, başka birine dokunamazsınız. Size dokunulmuyorsa ve siz dokunamıyorsanız duygularınızı aktaramaz, karşı tarafın duygularını da algılayamazsanız. Dokunmanın tokluğu ile ellemenin açlığı arasında seçim yapmak tamamen size kalmıştır. Deneyin anlayacaksınız…



GERİ DÖN