A Novelist, columnist & playwright

Children at risk and the migration phenomenon, Part I · Risk altındaki çocuklar ve göç olgusu, Bölüm 1

May 2009 · Mayıs 2009

Dear Kazete readers, for my May and June columns, I want to share with you the summary of my speech on the “Children at Risk and the Migration Phenomenon” panel during the “19th National Children and Adolescence Mental Health and Illnesses Congress” held in Antakya in April.

The term “children at risk”, in a broad sense refers to children who live on the streets, who are short of a family order, and who are open to crime; but in a narrower sense it covers the violence that the children who were pushed into criminality may be exposed to in reformatories and prisons and beyond that, the learned violence that these children themselves may cause. I want to underscore the transition undergone by these children because of this violence.

These people defined as “children”, as the word implies, are immature, lacking the competence to freely make a decision, have tangled perceptions, are unable to express themselves, are not freed from the traumas caused by the families they sprung from, have been struggling to avoid starving in the streets as well as to defend themselves against all kinds of violence and sexual harassment. Thus, these are people who can be described as totally vulnerable.

However as contradictory as it may seem at first glance, the tragic situation that these kids are within should be examined separately from the aspects of infancy and humanity. Unless children’s rights and human rights are not perceived both as separate and complementary rights, it cannot be comprehended that these children have genders too and they cannot be blamed for their genders. Sexual harassment and analogous violence is not committed towards children, but towards girls and boys. Generalising sexual harassment in order to regard it as an assault towards the child results in misperception of the trauma experienced by the child and consequently rendering it impossible to determine what needs to be done for the child to break out of the trauma.

When a five year old girl is sexually harassed by a man, when she grows up she would perceive it as an assault towards her femininity and would carry this burden all her life. On the other hand, when a five year old boy is sexually harassed by a man, when he grows up he would perceive it not as an assault towards his masculinity, but as the disgrace of being taken for a woman and would carry this burden all his life.

Five year old or seven year old or nine year old or eleven year old girls and boys would be first obliged to getting used to all kinds of violence and sexual harassment during their childhood and afterwards, by adopting the role, enforce the same violence and sexual harassment on to their peers and those younger than themselves, or be part of such enforcement.

Our existing judicial system defines the concepts of crime and punishment in compliance with adults and presumes that children can grasp the concept of crime like adults do, so it assumes that the concept of punishment would hold significance to children. Whereas children cannot evaluate the punishment given to them, for they cannot comprehend the concept of crime. Children cannot commit crimes, they can only make mistakes. Children may perceive an act defined as a crime by the grown-ups as the right thing to do in order to prevent starving or for self-protection. A punishment for children may primarily be inflicting pain by beating or restraining their activity so they cannot play with their friends; however when children are shoved into prisons that are accepted as punishment by adults, this may not be perceived as a punishment by the kids as they are still together with their friends. All governmental bodies and organisations that approach these children who are struggling for their lives in the streets within the scope of the judicial system’s penal concept, first assume that these children are criminals, and then try to reform them. This is savagery. What these children need is not reformation, but principally to perceive themselves as the children they are and to be enabled to live out their childhood. Seemingly being well-intended, whilst burdening the children with the crimes that they supposedly committed in a way that they cannot carry, and then to think that they can be decarcerated by reforming them is nothing but doltishness. To tag the kid as a thief just because of some food she or he acquired not to starve, to deem the child a criminal, and then to reckon the fact that she or he is a child as an extenuating circumstance is bare nonsense. Until our judicial system starts to look at the so-called crimes that the children commit from the perspective of the child, any means of punishment given will not make any sense to them. To sum it up, what the children require is not a penalty; a new concept that they can actually understand needs to be developed instead of the penal concept.

Sevgili Kazete okurları, geçtiğimiz Nisan ayında düzenlenen “19. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Kongresi”nde “Risk Altındaki Çocuklar ve Göç Olgusu” panelinde yaptığım konuşmanın özet metnini bu ay ve önümüzdeki ay köşemde sizlerle paylaşmak istiyorum.

“Risk altındaki çocuklar” tanımı, genel anlamda aile düzeni dışında sokaklarda yaşayan ve suça açık olan çocukları kapsamakla birlikte, dar anlamda sokaklarda suç işlemek zorunda bırakılmış çocukların ıslahevleri ve hapishanelerde maruz kalabilecekleri şiddeti ve bunun ötesinde bu çocukların yaratabileceği öğrenilmiş şiddeti içermektedir. Ben bu şiddetin söz konusu çocuklarda yarattığı dönüşüm üzerinde durmak istiyorum.

Adı üstünde, çocuk diye tanımladığımız kişiler henüz olgunlaşmamış, karar verme yetisine özgürce sahip olamayan, algılamaları karmaşık, kendilerini ifade edebilmeleri olanaksız, içinden çıktıkları ailelerin onlarda yarattığı travmalardan kurtulamamış, sokaklarda açlıktan kurtulmak için kendilerini her türlü şiddetten ve cinsel tacizden korumak zorunda bırakılmış, tam anlamıyla korumasız olarak tanımlanabilecek kişilerdir.

İlk bakışta çelişkili gözükmekle birlikte, çocukların içinde bulunduğu dram hem çocukluk adına hem de insanlık adına ayrı ayrı irdelenmelidir. Çocuk hakları ile insan hakları hem birbirinden ayrı, hem de birbirini tamamlayan haklar olarak algılanmadığı müddetçe çocukların da cinsiyeti olduğu ve cinsiyetlerinden ötürü çocukların suçlu sayılamayacağı kavranamaz. Cinsel taciz ve onun türevi olan şiddet çocuklara değil, kız çocuklarına ve erkek çocuklarına yapılmaktadır. Cinsel tacizi genelleyerek sadece çocuğa yapılmış bir saldırı gibi görmek, çocuğun yaşadığı travmayı doğru algılamamayı ve o travmadan çıkması için yapılması gerekenleri doğru belirlememeyi yaratır.

Beş yaşındaki kız çocuğu bir erkek tarafından yapılan cinsel tacizi büyüdüğü zaman kadınlığına yapılmış bir saldırı olarak algılayacak, hayatı boyunca üstünde taşıyacaktır. Beş yaşındaki bir erkek çocuğuna bir erkek tarafından yapılan cinsel tacizi ise büyüdüğü zaman erkekliğine yapılmış bir saldırı olarak değil kadın yerine konulmanın utancı olarak algılayarak, bunu hayatı boyunca üstünde taşıyacaktır.
Beş yaşındaki veya yedi yaşındaki veya dokuz yaşındaki veya on bir yaşındaki kız ve erkek çocuklar, kendilerine büyükler tarafından yapılan her türlü şiddet ve cinsel tacizi çocukluk süreleri boyunca önce kanıksamak zorunda kalacak, sonra da rol çalarak aynı şiddeti ve cinsel tacizi yaşıtlarına veya kendinden küçük olanlara uygulayacak ya da uygulattıracaklardır.

Mevcut hukuk sistemimiz, suç ve ceza kavramını yetişkin insanlara göre tanımlamakta ve çocukların da suç kavramını yetişkinler gibi kavrayabileceklerini kabul ederek, ceza kavramının çocuklar için de anlamlı olabileceğini sanmaktadır. Çocuklar kavramsal olarak algılayamadıkları suç karşısında onlara verilecek olan cezayı da değerlendirememektedirler. Çocuklar suç değil hata yapabilirler, çocuklar yetişkinlerin suç olarak tanımladıkları eylemleri kendilerini korumak veya aç kalmamak için yapmaları gereken doğru eylemler olarak da algılayabilirler. Çocuklar için ceza, öncelikli olarak dövülerek canlarının acıtılması veya arkadaşları ile oynayamayacakları bir şekilde hareketlerinin kısıtlanması olabilir; ama çocuklar, büyüklerin ceza olarak kabul ettiği hapishanelere tıkıldıklarında, hala arkadaşlarıyla birlikte oldukları için, hapishaneye konmak çocuklar için ceza olarak algılanmayabilir. Sokakta hayatta kalma mücadelesi veren bu çocuklara adalet sisteminin suç kavramı çerçevesinde yaklaşan devletin tüm organları ve örgütleri, çocukları önce suçlu olarak kabul edip sonra ıslah etmeye çalışmaktadır. Bu bir vahşettir. Çocukların gereksinmesi olan ıslah edilmek değil, önce çocuk olduklarını onlara algılatmak ve çocukluklarını yaşamalarını sağlamaktır. İyi niyetli gibi gözükmekle beraber, çocukların işlediği sanılan suçları çocuklara yükleyerek onların altından kalkamamalarını sağlamak, sonra da onları ıslah ederek onların topluma kazandırılacağını sanmak ahmaklıktan öte bir şey değildir. Çocuğun aç kalmamak için ele geçirdiği bir yiyecek nedeniyle ona hırsız damgasını vurmak, onu suçlu kabul etmek ve sonra da çocuk olmasını hafifletici neden saymak saçmalıktır. Hukuk sistemimiz, çocukların işlediği iddia edilen suçlara çocuk açısından bakamadığı sürece çocuklara verilecek hiçbir ceza onlar açısından hiçbir anlam ifade etmeyecektir. Burada söylemek istediğim, çocuklara gereken ceza değildir ve ceza kavramı yerine onların algılayabileceği yeni bir kavramın geliştirilmesi gerekmektedir.



GERİ DÖN