A Novelist, columnist & playwright

And Woman and Man and Longing… · Ve Kadın ve Adam ve Özlem…

February 2010 · Şubat 2010

The Woman is sitting at the edge of life, gazing at time. Time is exactly like the Woman, its existence is accepted by everyone, yet at the bottom its reality is never understood. Time and the Woman know that they’ve understood each other for so long, just like the fact that they do not exist, yet everyone is absolutely sure about their existence. Just as time cannot explain that it does not exist, neither can the Woman.

The Man understands what the Woman cannot explain.

The Woman is sitting at the edge of life, longing for the Man. To long for is one of the few luxuries left at the Woman’s disposal. To long for, to love, her tears, and also to wait. To wait and to long for; to long for and to wait. The Woman is dependent on the tree; she is a prisoner to its branches, just like the leaves that are standing by, waiting first to turn green, than to yellow, than fall to the ground and to grow once again… The Woman’s destiny is one with the leaves which have to endure the cold, the snow, the hot, the wind and the rain; just like the leaves who are confined to do whatever the tree wishes…

The Man knows that the Woman is waiting, but the Man is living the very same imprisonment. The Man is dependent on the Woman as much as the Woman is dependent on the Man. But the Man prefers to live his reality in silence.
The Woman is sitting at the edge of life, watching other women. While watching these women who imitate her, who are jealous of her, who want to be in her shoes; she wishes they really could be in her shoes for a little while. Because she knows that if they could be in that position for once, they would never want it again. Eternal, endless, filled with power and love; yet all alone… As crowded as outer space, as filled with unknowns as the outer space… Close to everyone, yet apart from everyone; able to understand them all, yet is understood by none; able to augment with love, yet had accepted in advance not to be loved…

The Man recognises the Woman’s solitude the most. Deep down, he contacts his own solitude in the Woman’s solitude. Maybe the Woman’s acceptance gets her closest to the Man.

The Woman is sitting at the edge of life, loving her tears. Maybe, her tears define the Woman the best: silent, meaningful and alone. Each teardrop, even if they fall one after another, or fall from both eyes simultaneously, is actually on its own. The Woman’s signet is the teardrops, the Woman’s longings, the Woman’s loves, the Woman’s pains; perhaps the Woman’s best definition is in the single one tear that falls from her eye…

Moreover, the Man loves the Woman best when she is crying. He finds her face most beautiful when it is washed up with tears. Even though he never says it out loud, the Man knows by heart what the tears verbalise.

The Woman is sitting at the edge of life, just standing by. She is severed from her past, and her future is a multitude of probabilities. The Woman wants to dream. Dream of the next day, the next week, and of happier future days perhaps, but she cannot dream anymore. The Woman has dreams no more…

The Man knows not of dreaming, thus he does not know about the pain the Woman is enduring for losing her dreams. He is now shaping the possibilities of future, with the acceptance that he can never be distanced from the Woman.

Kadın yaşamın kıyısında oturmuş zamanı seyrediyor. Zaman tıpkı Kadına benziyor, herkes tarafından var olduğu kabul edilen ama aslında zaman gibi gerçekliği anlaşılamayan. Zaman ve Kadın uzun süredir birbirlerini anladıklarını biliyorlar, tıpkı yok olduklarını ve tıpkı herkesin onların var oldukları konusundaki kesin yargılarını bildikleri gibi. Zaman nasıl olmadığını anlatamıyorsa Kadın da anlatamıyor…

Adam Kadının anlatamadıklarını anlıyor.

Kadın yaşamın kıyısında oturmuş Adamı özlüyor. Kadının elinde kalan birkaç lüksünden biri, özlemek. Özlemek, sevmek, gözyaşları, bir de beklemek. Beklemek ve özlemek; özlemek ve beklemek. Kadın ağaca bağımlı, dalına mahkum, öylece durup yeşermeyi, sararmayı, yere düşmeyi, sonra tekrardan büyümeyi bekleyen yapraklar gibi… Soğuklara, karlara, sıcaklara, rüzgârlara, yağmurlara katlanmak zorunda olan yaprakla aynı Kadının kaderi; ağaç ne isterse ona yapmaya mahkum yaprak gibi…

Adam Kadının beklediğini biliyor ama Kadın nasıl beklemeye mahkumsa, Adam da Kadınla birlikte aynı mahkumiyeti yaşıyor. Kadın Adama ne kadar bağımlıysa, Adam da Kadına aynı oranda bağımlı. Ama Adam gerçekliğini suskunlukta yaşamayı tercih ediyor.

Kadın yaşamın kıyısında oturmuş diğer kadınları izliyor. Kadına özenen, Kadını kıskanan, Kadının yerinde olmak isteyen kadınları izlerken keşke bir an yerimde olabilseler diye düşünüyor. Çünkü biliyor ki bir an olabilseler bir daha asla istemeyecekler. Öncesiz, sonrasız, güç ve sevgi dolu ama yapayalnız. Uzay kadar kalabalık, uzay kadar bilinmezlerle dolu. Herkese yakın ama herkese uzak, herkesi anlayan ama hiç anlaşılamayan, sevdikçe çoğalabilen ama sevilmemeyi baştan kabul eden…

Adam en çok kadının yalnızlığını tanıyor. Adam kadının yalnızlığında aslında kendi yalnızlığına dokunuyor. Kadının kabul edişleri, belki de en çok Kadını Adama yaklaştırıyor.

Kadın yaşamın kıyısında oturmuş gözyaşlarını seviyor. Belki de Kadını en iyi gözyaşları tarif ediyor. Sessiz, anlamlı ve yalnız. Her damla arka arkaya hatta iki gözden aynı anda aksa da, her damla tek başına. Kadının mührü göz yaşları, Kadının özlemleri, Kadının sevgileri, Kadının acıları, Kadının tanımı belki de gözünden akan tek damla gözyaşı…

Adam zaten Kadını en çok ağlarken seviyor. Kadının gözyaşlarıyla yıkanan yüzünü, en güzel buluyor. Adam hiç söylemese de aslında gözyaşlarının dile getirdiklerini çok iyi biliyor.

Yaşamın kıyısında oturmuş öylece duruyor kadın. Geçmişinden kopmuş, gelecek ise olasılıklar kalabalığı. Hayal kurmak istiyor kadın. Bir gün sonrası, bir hafta sonrası, belki de daha mutlu gelecek günleri için, ama artık hayal kuramıyor. Kadının artık hayalleri yok…

Adam hayal kurmayı bilmediği için Kadının hayallerini yitirmesinin acısını da bilmiyor. Adam artık Kadından bağımsız olamayacağının kabulünde geleceğin olasılıklarını şekillendiriyor.



GERİ DÖN