A Novelist, columnist & playwright

KADIN VE ERKEKLER DİJİTAL DÜNYA’YA NASIL GEÇECEKLER…


İkibinli yıllar Analog dünya yani eski dünya düzeninden, Dijital dünya yani yeni dünya düzenine geçiş yıllarıdır. Analog dünya diye adlandırdığımız eski dünya, ateşin keşfinden itibaren birinci ve ikinci endüstriel devrimler dahil, algıda temel olarak newton mekaniğinin geçerli olduğu dünyadır. Bu eski dünyada ülkeler, dinlerin ve farklı ideolojilerin önerdiği toplumsal düzenler çerçevesinde yapılanmışlardır.

Analog dünyanın sosyal örgütlenmesinin temel mantığı hiyerarşik olmasıdır. Bu örgütlenme modelinde tüm yetki en tepede bulunan güç oligarşisinde bulunur. Tarihsel süreç içerisinde kabile reisliğinden, krallıklara, sultanlıklara geçiş döneminin ardından demokrasiye dayanan devlet yönetimlerinde bile, tüm yetki güç piramidinin tepesindeki merkezdedir.

Tarihin derinliklerinde yer alan anaerkil düzen hariç, analog dünyanın yani eski dünya düzeninin ortak özelliği dünya nüfusunun yarısını oluşturan erkeklerin dünya nüfusunun diğer yarısını oluşturan kadınları güç odaklarına ortak etmemesidir. Kadınlar daima susturulmuş, pasivize edilmiş, bastırılarak yönetilmiştir. Bu temel işleyiş bazı istisnalar olmasına rağmen hiçbir zaman değişmemiştir. Acaba neden? Bu alanları incelemek üzere yazıma başlıyorum.

Erkekler binlerce yıldır kadınlara yetki vermemeyi hangi mantığın içerisinde gerekli ve geçerli görmüşlerdir?.. Erkekleri anlamamız mümkün değildir ancak algılayabilmek için seçenekleri sıralayalım.

Erkeklere göre erkekler kadınlardan daha güçlü, daha akıllı ve daha üstün müdürler? Erkekler fiziki açıdan kadınlara göre daha güçlü olduklarını düşünürler. Bu nedenle de ordu ve polis gibi silahlı güçler birkaç küçük istisna dışında tüm dünyada erkeklerden oluşmaktadır. Silahlı güçler de çoğunlukla erkeklerden oluşan ülke yöneticilerinin yönetimi altındadırlar.

Bilimsel olarak yaklaştığımda durum hiç de erkeklerin sandığı gibi gözükmemektedir. Kadınlar doğaları gereği kendilerini bedensel olarak sürekli yenileyen, üreten ve erkeklere göre daha uzun yaşayanlardır. Üstelik kadınların ağrı eşikleri de erkeklerden daha yüksektir.

Kadınların ve erkeklerin beyinleri, hem hacim hem içerik hem de beyinlerini çalıştırma yetenekleri acısından farklıdır. Bu farklılık erkeklere zeka ve akıl yürütme avantajı vermemekte tam tersine, duygusal zeka açısından kadınları daha avantajlı kılmaktadır.

Tek amaca kilitlenebilen erkekler, analog dünyanın tek amaç odaklı, ilerleme ve gelişme pratiğinde ön plana çıkmışlardır. Bu nedenle de kendilerini kadınlardan üstün sanmışlardır. Bu sanrıları nedeniyle de kadınların herhangi bir şekilde yönetimde yer almaları halinde hata yapacakları , düzeni bozacakları ve hatta yaşamı bile tehlikeye atabilecekleri vehmine kapılmışlardır. Bu durumda doğal olarak kadınlar suçludur.

Erkek egemen toplumlarda en küçük örgütlenme biçimi olan aileyi de erkekler temsil etmektedir. Bunun ahlaki ve dini açıdan temelleri de gene erkekler tarafından kurgulanmıştır. Erkek, aile bütünlüğünü korumak için kendi namusunu korumak zorundadır. Ailenin namusunu tehlikeye düşürecek tek öğe, kadının aile erkeğinden başka bir erkeğe özellikle cinsel veya psikolojik olarak yönelme olasılığıdır.

Bu durumda erkek toplumsal düzen içerisindeki değerinin eksildiğini düşünür. Erkeğin toplumsal varoluşu tehlikeye düşer. Çünkü erkek egemen toplumsal düzende erkeklerin namusunu kadınlar belirler. Laik toplumlarda bile toplumsal ahlak temelde dinler tarafından belirlenmiş ahlaksal yaklaşımın etkisi altındadır. Dinsel toplumlarda ise ahlak zaten tamamen dinin kontrolü altındadır. Bu durumda düzeni bozabilecek olan tek güç kadının bireysel varoluş talebidir. Başka bir değişle kadın doğal olarak suçlu olma pozisyonundadır.

Çok basit iki parametreyle analiz edildiğinde bile analog dünya yani eski dünya düzeni açısından kadının özgürlüğü ve kendini var etmesi düzeni bozabilir. Bu nedenle de binlerce yıldır o anda suçlu olmasa bile biraz sonra suçlu olabileceği endişesi ile kadın toplumsal düzen içerisinde baskılanmış, sindirilmiş, pasivize edilmiş ve denetim altında tutulmuştur. Erkekler kadınlar üzerindeki baskılarını hafifletirlerse, kadınlar özgürce düşünebilme ve özgürce düşündüğünü ifade edebilme hakkına sahip olduklarında egemenliklerinin yok olacağından kaygılanırlar. Kaygıları nedeniyle fiziki ve ahlaki şiddeti geçerli kılarlar. Kaygıları nedeniyle kadınların toplum içindeki görünürlüklerini bile yok etmeye çalışırlar.

Kendisini gelişmiş sanan batı toplumlarıyla onların gelişmemiş olarak adlandırdıkları doğu toplumları arasında kadının varoluşu açısından hiçbir fark yoktur. Batı toplumlarında kadınlara ancak erkekmiş gibi yaparlarsa göstermelik, kukla pozisyonlar verilmektedir. Cinsel özgürlüğün olduğu sanılan batı toplumlarında var olan, cinsel özgürlük değil kadınların ve erkeklerin cinselliklerinin büyük ölçüde tahrip edilmesi operasyonudur. Pornografi cinsel özgürlük amacıyla değil beyinleri tek boyutlu işleyen erkeklerin kendilerini kadınlar olmadan tatmin edebilmeleri için geliştirilmiş tehlikeli bir silahtır. Genç kızların ergenlik öncesi tecavüz ve tacizlerle yaşadıkları travmalar… Genç kızların ergenlik sürecinde olgunlaşmadan, bedenlerinin farkındalığına varmadan cinsellikle buluşmaları…. Kadınların bedenleriyle bütünleşmesini değil, bedenlerini dışlayarak tüketilen bir metaya dönüştürülmesini sağlamaktadır. Erkek egemen sistemin diğer bir silahı da uyuşturucudur. İstenirse kesinlikle engellenebilecek olan uyuşturucu pazarını tam tersine yaygınlaştırırlar.

Dinsel amaçlı örgütlenmiş toplumlarda ise temel strateji kadının örtülerek fark edilmesinin olanaksızlaştırılması, çocuk yapımının çoğaltılarak kadının ana ve ulvi amaç doğrultusunda meşgul edilmesi ve aile reisi olan erkeğe biat etmesidir. Bu toplumlarda kadının meslek edinerek başka erkeklerle bir arada çalışma olasılığı bile kabul edilemez. Kadınların erkeklerle birlikte çalışırlarsa içlerindeki şeytan kontrol edilemez. Bunun sonucunda da kadının erkeğinin namusuna zarar verir. İşte bu nedenlerle de kadın doğal varoluşu açısından suçludur.

Analog dünyanın erkek egemenlik düzeninin sürebilmesi için en temel prensibi kadınların ve hatta erkeklerin korkutulmasıdır. Korku ve onun türevi olan kaygı, toplumu oluşturan yetişkinlere sürüleştirme mantığı içinde yerleştirilmiştir. ‘Sürüden ayrılanı kurt yer’ Atasözü bunun en güzel göstergesidir.

Arkaik dönemlerde sürüler halinde yaşamak vahşi hayvanlardan korunmak için gerekliydi. Toprağa yerleşip tarımsal üretim başladığında toplu olarak yaşamak gerekliydi. Üretim ticaret yoluyla el değiştirmeye başladığında insanların gereksinmelerini karşılamak için pazar yerlerinin, doğadan korunması için barınakların ve evlerin yapılması sonucunda kentlerin oluşması, insanların bir arada yaşaması gerekliydi. Madenleri işlemeye öğrendikten sonra araç gereç yapımından başlayarak birinci ve ikinci endüstriyel devrimlere neden olacak fabrikaların kurulması gerekliydi.

Kısacası insanların dünya üzerinde yaşayabilmesi için toplumsal düzenlerin kurulması ve bir arada yaşamayı öğrenebilmek için örgütlenmeleri gerekliydi. Ancak erkek egemen toplum bu gerekliliği, yönettiği insanları bireyselliklerinden uzaklaşıp sürü haline sokarak hayata geçirdi. Sürüleşen toplumların liderleri de sürü liderleri oldular.

Sürü algısının yerleşmesi lider için de toplum içinde diğer sürülerden korkutularak gerçekleştirildi. Sonuçta toplum adındaki sürüler birbirlerine önce kabileler, sonra ırklar adı altında yabancılaştırılarak farklılaştırıldı. Daha sonra buna dinler açısından farklılaştırılmalar eklendi. Bu da yeni korkuları üretti.

Anaerkil dönem haricinde insanlık tarihinin en başından itibaren erkek egemen toplumun kurulduğu her düzende şu veya bu nedenle şu veya bu düzeyde erkeklere temel bir korku özümsetildi. Bunun adı kadın korkusudur. Başka bir deyişle erkek egemen toplumun yarısını oluşturan erkeklere toplumun diğer yarısı olan kadınlardan korkmaları öğretildi. Bunun bir nedeni de anaerkil düzene geri dönmek kayısı olabilir. Ancak bu korku erkeklere öylesine işlendi ki tek tanrılı dinlerin özünde bile bu korkuya yönelik tedbirlere yer verildi.

Dinsel ve ahlaki baskılar sonucunda erkeklerin kadınlara duyduğu bu korku kadınlarda suçluluk kompleksi şekline dönüştü. Kadınlar bu suçluluk kompleksiyle ilişkilerinde ezik davrandıkça, erkekler korkuları nedeniyle kadınlar üzerinde şiddet uygulamaya yöneldi ve maalesef kadınların önemli bir kısmı da kendilerine uygulanan bu şiddeti meşru gördü.

Erkekler açısından kadınlar suçlu oldukları için şiddeti hak ederler. Kadınlar ise suçluluk duyguları nedeniyle şiddeti hak ettiklerini düşünürler. Doğanın evrimi ve teknolojinin hızlı gelişimi sonucunda artık dijital dünya yani yeni dünya düzenine geçiş süreci başlamıştır. Bu sürecin ilk önermesi herhangi bir ideolojik farklılığı, herhangi bir dinsel farklılığı veya herhangi bir ırksal farklılığı dikkate almaksınız sürü olmadan bireylerin özgürce düşünme ve düşündüğünü özgürce ifade edebilme hakkını talep etmesidir. Bu talep dijital medyada Wikileaks ve Anonymous grubu tarafından yapılmıştır. İlk duyulduğunda dünyada ki olağanüstü güç odakları nedeniyle bu öneri çocukça ve safça bulundu. Ancak son altı ayda yaşadıklarımız göstermektedir ki bu özgürlük talebi tüm dünyada ki kadınların ve erkeklerin beyinlerinde ve bedenlerinde daha önce kimsenin tahmin edemeyeceği bir yerlere dokunmuş ve bireyleri harekete geçirebilmiştir.

Elbette özgürce düşünme ve düşündüğünü özgürce söyleme tek başına dünyadaki tüm sorunları çözebilecek sihirli bir anahtar veya tüm hastaları tedavi edebilecek bir ilaç değildir ama bu önerme ileri de yapılabileceklerin yapılabilmesi için en gerekli, en vazgeçilmez talep olmalıdır. Analog dünyada insanlar bir ideolojiyi kurgularken diğer ideolojilere karşı bir ideoloji kurgulamışlardır ve aynı şekilde dinler de oluşurken diğer dinlere göre konumlandırılmışlardır.

Dijital dünyada bunların hiçbirinin etkisi altında kalmadan yepyeni bir dünya düzeni kurulacaksa ki insan evrimi nedeniyle zamanı gelmiştir, bize dayatılan düşünce kalıplarının ötesine geçerek özgürce düşünmekten başka çare yoktur. Dijital dünyada yani yeni dünya düzeninde erkekler ve kadınlar beyinleri ve bedenleriyle bütünleşmiş cinsel kimliklerinin farklılığının farkında olan bireyler olarak var olabilecekleri ve birlikte yaşayabilecekleri yeni dünyayı kurmak için yola çıkmışlardır. Kadınlar ve erkekler birbirlerinin bireysel varoluşlarına ihtiyaçları olduklarını bilerek yeni çağı başlatacaklardır.

Analog dünyada bilginin bizati kendisi de elde tutulması gereken bir güçtür. Bilgiyi üretmek ve bilgiye sahip olmak için de hiyerarşik bir örgütlenme yapısı vardır. Dinsel kurumların kontrolü altında kurulan üniversiteler ve medreseler geliştirilmiş ancak bilgiyi paylaşılmamış, bilgiye sahip olma tekelleştirilmiştir.

Bilgiye ulaşmak isteyenler ilk öğretim sürecinde terörist bir eğitime sokularak kafaları hayatları boyunca kullanamayacakları gereksiz bilgiler doldurulmuştur. Beyin hafıza hücreleri işgal edilen gençler üniversite kapısından ebleh olarak girmişlerdir. Öğrenciler kendi doğalarından ve çevrelerinde ki doğadan soyutlanarak hırslandırılmış, mesleğe yönelik eğitim adı altında kendi varoluşları için değil üniversiteden sonra çalışacakları devlet kurumları ve firmalar için yetiştirilmişlerdir. Ancak dijital dünyaya geçiş sürecinde, bilgiye ulaşmak isteyen haşarı gençler yetişkinlerin körlüklerine karşı çıkmış ve bilgi edinme özgürlüğünü de talep etmişlerdir. İşte çoğunluğu ‘hacker’lardan oluşmuş olan Anonymous grubunda yer alanlar böyle ortaya çıkmıştır.

Bedenleri üzerinde sadece kendilerinin söz hakları olduğunun altını çizen, cinsel kimlikleriyle yeni dünya düzeninin oluşumda yer alan kadınlarda Anonymous hareketinin ardından Anonymiss hareketini başlatmışlardır.

Analog dünyada yani eski dünya düzeninde erkekler de kadınlar da cinselliklerini bireysel varoluşları çerçevesinde özgürce yaşayamamışlardır. Erkek egemen toplum düzeni içinde bu durumdan en çok şikayetçi olanlar, kadınları satın alma aracı olarak kullanabilen erkekler değil, kullanıp tatmin olduklarını sanan erkekler değil, erkeklerle birlikte yaşarken bedenlerine bile sahip olamamış kadınlardır.

Erkekler güç ve para karşılığı olmadan kadınlarla bütünleşerek erkekliklerini yaşama zevkine ve keyfine varamadıkları için aslında doğal erkek olamamaktadırlar. Bu ise doğal erkek olamayan erkeklerle ilişkiye giren kadınların cinselliklerini yaşayamamalarına sebep olmuştur.

Dijital dünya ise doğallığını yaşamaya cesaret eden erkekler ve kadınlardan oluşacaktır. Dijital dünyada kadınlar doğal cinsel varoluşları nedeniyle suçluluk duygusu duymadan var olabilecekler ve erkekler de doğal cinsel kimlikleriyle şiddete ihtiyaç duymadan kadınlarla birlikte var olabileceklerdir. Erkeklerin korku sınırlarından bir tanesi ‘kadın’dır ve bu korku sınırından geçmek zorundadırlar. Ayrıca kadınlar ve erkekler analog dünyayı dijital dünyadan ayıran korku sınırından da beraber yan yana geçmelilerdir.

Kadınlar sizlere dayatılan inançlara uyum sağlamak zorunda değilsiniz.
Elinizden zorla alınan neşenize sahip çıkma vakti gelmiştir.
Kadınlar başka bir kültürün dilini bilmese bile şarkısını söyler, dansını bilmese bile ritmine uyabilir.
Kadınların içlerindeki müziğe ve ritme uyum sağlama zamanı gelmiştir.
Erkekler korkacak, erkekler direnecektir. Erkekler suçlasa da…
Zaman kadınların içlerindeki neşeye sahip çıkma zamanıdır…
Kadınlar kulaklarını tıkayıp kahkaha atacak, kadınlar yüksek sesle şarkı söyleyip dans edecek ve kadınlar yüksek sesle gülecektir.
Her şeye rağmen her şeye meydan okumak için kadınlar isyan ederken, neşeli kahkahaları onlara eşlik edecektir…
Yeni dünya düzeni kadınlara rağmen değil kadınlarla birlikte şekillenecektir.