A Novelist, columnist & playwright

Hey Ataerkil Sistem! Sesimizi Duy…

Tüm dünyada hakim olan ataerkil sistemin şiddetini nerelere kadar götürebildiğinin bir şahidi olarak  yazıyorum.

Bugün analog dünya düzeninden dijital dünya düzenine geçerken artık ataerkil sistemin baskıcı rejimlerine karşı halkın nasıl birleşebildiğini gördüm.

Ben  Türkiye’deki umutsuzlardandım. Ülkemin insanları korkuyla bastırılmış, dinler, meshepler, cinsiyetler, etnik kökenler kullanılarak birbirimize ötekileştirilmiştik. Artık herkes bir diğerinin ötekisi olmuştu.

Iktidar sahipleri eğemenliklerini sürdürebilmek için medya kuruluşlarına uyguladıkları baskılarla özellikle kadınları sindirerek, onların bedenleri üzerinden yapılan kimlik yok etme siyasetleriyle tam bir korku yönetimi kurulmuştu.

Herkes durumu kabullenmiş, herkes sinmişti, çıkan sesler kolayca kısılıyor, çıkan sesler kolayca suçlanıyordu.

Herşey bir kaç ağaçla başladı o nedenle de kimse tam olarak ne olduğunu doğru yorumlayamadı. İstanbul Taksim’deki Gezi parkının olduğu yere iktidarın AVM yapılmasını proteste etmek, orada ki ağaçların yok edilmesini engellemek için düzenlenen eylem başlarken ben bile acaba yine kaç kişi olabileceğiz diye düşünmüştüm.

İlk gün oradaki ağaçların kesimini engelleyenlere gaz sıkılmasıyla o gün oraya gelenlerin sayısı birden bire arttı, gazın ardından agaçların kesimi durmuş ve o gece parkımızda şarkılar söyleyerek, danslar ederek, ifade özgürlüğümüzü kullandık, çadırlar kurdur parkta nöbete durduk sonra sabah beşte inanılmaz şekilde bir gaz saldırısı oldu uyuyan barışçıl insanların üzerine gazlar sıkıldı, çadırlar yakıldı hepimiz şok olduk. Ve sokaklar insan seli oldu. Kalabalıkları gördükçe gözlerimiz doldu. Polis şiddetini artırtıkça halk daha daha daha da çoğalarak sokaga döküldü, polis şiddetini arttırdıkça insanlar daha daha daha  da kenetlenir oldu. Polis şiddetini artırtıkça eylemcilerin polise karşı kullandığı orantısız zeka ve espiri anlayışını tüm duvarları doldurdu ve birden tüm ülke din, dil, ırk, siyasi görüş ayrılıklarını bir kenara bırakıp kenetlenir oldu.

Tüm bu acımasızlık içinde medyaya uygulanan sansür digital dünya düzeninin anlamayanlara ilk  dersini de vermiş  oldu çünkü artık bilgiye ulaşmanın farklı yolları vardı. Çünkü artık bilgiye ulaşmanın silahlardan çok daha güçlü olduğu anlaşılmıştı. Çünkü artık bilgi paylaşımının algıyı nasıl değiştirip hızlandırdığı yaşanarak ıspatlanmıştı…Başbakanımızın değimi  ile twitter tam bir başbelası olmuştu.

Polisin uyguladığı  şiddete karşı günlerdir gazlar nedeniyle nefes alamayanlar, panzerli sularla yaralananlar her sabah ellerinde çöp torbalarıyla sokakları, Gezi Parkını temizledi. Polisin uyguladığı şiddete karşı herkes birbirine sakin ve sağduyulu olmak için destek verdi. Polisin şiddeti, iktidarın inatçı tutumu bir gençin ölümüne yol açtığı halde hala bitirilmedi.

Başbakan tıpkı otoriter bir baba gibi biz vatandaşlarını dinlemek yerine bizleri susturmaya çalışmış, bizlere şiddet uygulamış ne hissettiğimizi anlamak yerine ne hissetmemiz gerektiğini bize dayatmaya çalışmıştır. Binlerce yıldır şiddetini sürdüren ataerkil düzenin sesi bu sefer bizim başbakanımızın ağzından haykırmıştı. Bana itaat et. Herzaman ki gibi yıkıcı, baskıcı, inatçı ve uzlaşmaz. Ve binlerce yıldır olanlar kendini bir kez daha tekrar ederek şiddetin en acımasızı özellikle meydanlardaki kadınlara uygulanmaktadır.

Doga yaşam demektir. Yaşamı  korumak gerekir. Bizler yaşamı korumak,  kentlilik bilincine sahip çıkmak için Gezi parkında toplanmıştık. Bugün sayımız binleri aştı tüm ülkenin sokaklarında insanlarımız elele, dayanışma içinde ifade özgürlüğü, özgür yaşam alanları için tek ses tek yürek olarak direnmeye devam etmektedir. Bugün Türkiye’de yaşananlar Dijital dünya düzenine geçerken kadınların ve erkeklerin ırk, din, dil, etnik köken farklılıklarını bir kenara bırakıp ifade özgürlüğü ve özgür yaşam alanları için el ele mücadele edebileceğiniz göstermiştir hem de onlara uygulanan tüm orantısız şiddete ragmen. Bugün Türkiye’de yaşananlar kadınların ve erkeklerin bireysel varoluşlarını herhangi bir din, herhangi bir etnik grup aideiyetini girmeden gerçekleştirilebileceğini, özgür bireyler olarak yeni bir dünya düzeninin oluşturulabileceğinin umutlarını yeşertmiştir. Türkiye’de yaşananlar tüm umudunu kaybetmiş hatta ‘umut lanettir’ diye bir roman yazmış olan bana bile ilk defa umut vermiştir.

Ve ben buradan sizlerin aracıyla tüm suçlarımı itiraf etmek istiyorum.

Suçluyum! Tüm ideolojilerin ve dinlerin baskısından uzaklaşarak özgürce düşünmek ve düşündüğünü söyleme özgürlüğü istiyorum. İtiraf ediyorum: Bana dayatılan düşünce kalıplarını yıkarak özgürce düşünmek için mücadele ediyorum.

Suçluyum! Gerçeklerden kaçmanın acılardan kaçmak olduğunu biliyorum.
İtiraf ediyorum: Bütün kaçışlar korkuyla üretilir, korkaklar tarafından beslenir. Ben korkutulmayı kabul etmiyorum.

Suçluyum! Bana konan yasakların hiçbirini kabul etmiyorum.
İtiraf ediyorum: Kendi özgürlük sınırlarımı kendim çizmek istiyorum.

Suçluyum! Bana öğrettiklerinizi tekrar tekrar sorgulayarak, toplumsallaşmaktan, ailemden, inançlarımdan vazgeçiyorum
İtiraf ediyorum: Anne, eş, sevgili, dayattığınız rollerin hepsini reddediyorum.

Suçluyum! Varolabilmek için başkaldırmayı seçiyorum
İtiraf ediyorum: Siz ne yaparsanız yapın şiddete hayır demeye ve pasif direniş göstermeye orantısız şiddetinize zekamla ve kalemimle yanıt vermeye devam ediyorum.