A Novelist, columnist & playwright

Akıllar tutulmuş, vicdanlar yok olmuş…

Sözcükleri giydirmek, soydurmak, eklemek, çıkarmak istiyorum. Yeni bir dile ihtiyacım var. Sinik, gerçek, acımasız ve kirlenmemiş. Bunca kirliliğin içinde tabii ki anlamların, sözcüklerin temiz kalması imkansız, o nedenle de yıpranmamış bir dil yaratmak istiyorum. Sadece ve sadece kendim için bir dil yaratmak. Sadece ve sadece anlamak isteyenler için bir dil yaratmak…

Artık anlamların neyi ifade ettiğini kaybettim. Önce sözcükler ellerimin arasından kayıp gitti, sonra anlamlar, galiba şimdi de duygular akıp gidiyor… Sadece anlamların değil, duygularında neyi ifade ettiğini kaybettim. Karabasan gibi havaya çöken anlamsızlığın ağırlığında nefes alamamak…

Akıllar tutulmuş, vicdanlar yok olmuş…

Yaşamla aramda bir duvar örülüyor görülmez, sarsılmaz, ulaşılmaz. Duvarı ören benim, duvar örülürken seyreden de benim, duvarı isteyende benim, duvardan rahatsız olanda… Duvarlara karşı gelirken duvarlara sığınmak…

Olanlar, olacak olanlar, olmayanlar, olmamış olanlar… Bir girdabın içinde oradan oraya savrulmak… Dün yok, bugün yok ve yarın, yarınlar… Karabasan gibi havaya çöken belirsizliğin ağırlığında nefes alamamak…

Akıllar tutulmuş, vicdanlar yok olmuş…

İçine içine yaşamak, içine içine haykırmak, içine içine… İçim içine kapanmış… Karanlık tüm renkleri esir almış… Karanlık sinsi, evlerimize, odalarımıza ve hatta benliğimize sızmaya çalışan… Sözcükler, duygular, anlamlar karanlığa bulanmaya başlamış… Nefessiz kalmışlığın çaresizliğinde durayazmak…

Bitimsiz öfkeler, bitimsiz nefretler, bitimsiz yorgunluklar… Bekleyişlere eklenen yeni bekleyişler… Ölümlere eklenen ölümler… Acılara eklenen acılar… Körleşen gözler, acılaşan diller… Karabasan gibi havaya çöken yarınsızlığın ağırlığında nefes alamamak…

Akıllar tutulmuş, vicdanlar yok olmuş…

Öylesine zor ki önyargılar duvarlarında sıkışıp kalmak. Aynı dili konuştuğumuz halde aynı dilde anlaşamamak… Öylesine zor ki önyargılarla savaşmaya çalışmak… Kimi zaman ateş fışkıran bakışların nedenini anlayamamak… Öfkelerin içinde kaybolan duyguların varlığına inanmak…

Bize baktığınızda ne gördüğünüzü anlayamamak… Biz size ne yaptık?…

Öylesine zor ki ağzımdan bir sözcük çıkarken bile acaba nasıl anlaşılacak diye kaygılanmak… Hep tetikte olmak… Vazgeçmemek… Çaresizlikle bilenmemeye çabalamak… Karabasan gibi havaya çöken önyargıların ağırlığında nefes alamamak…

Yel değirmenleriyle mücadele etmek gibi akılların yutulduğu, vicdanların yok olduğu bir iklimde karabasanlara rağmen nefes almaya çalışmak… Her şeye rağmen… Her şey… Her…

This article was posted on 01.08.2015 at www.kazete.com.tr