A Novelist, columnist & playwright

Ait olmak ne demek?..

14.04.2015 | BirGun.net

Bir anda anlamsızlaşır anlamlar… Çünkü  nereye ait olduğunuzu  ne aileniz ne kültürünüz ne diliniz ne de genleriniz belirleyebilmiştir.

Ait olmak ne demek?..

MELTEM ARIKAN

yüzyıllık ağaçların arasında geçmişimi arıyorum. Dağların doruklarında, yeşillerin tonlarında… Ovayı sulayan ırmaklara soruyorum, nehir yatağındaki nilüferle konuşuyorum… Kayalara dokunarak, neyi özlediğimi anlamaya çalışıyorum…

Ait olmak ne demek?

Aidiyeti belirleyen ne idi?

İçim acıyor. Geçmişimi taşıyan rüzgârla… Gözlerimden boşanan sağanaklar… Kafamı bulutlara sokuyorum. Kafam karışık, nefes alamıyorum… Atın üzerinde dörtnala koşarken… Neye bu özlem, bilemiyorum.

Yıllarca, kırılmışlıklarımdan bir bütünlük kurdum iç dünyamda. Kabul ettikçe alışmak gibi, kabul ettikçe vazgeçmek gibi… Kabul ettikçe… Belki çok küçük yaşta geçirdiğimiz trafik kazası sonrası çocukluğum hastanelerde geçtiği için belki annem daha ben 7 yaşımdayken öldüğü için, belki babaannemlerle yaşarken bana ait bir odam olmadığı için benim hiç aidiyet duygum olmadı. Olamadı… Hissedemedim… O nedenle de her koşula hemen uyum sağlayabildim. Gerçek neyse o kabul edilir. Sonra o kabul edilen gerçekle mücadele edilir.  O nedenle de somut olan tüm gerçekleri kabul ettim. Yaşamak için, kendi içsel dengemi kurabilmek için. O nedenle hiç şikâyet etmedim ama hep mücadele ettim. Ben kırıklıklarımdan bir bütünlük kurmayı öğrenmiştim. Beklentisiz, durgun, mesafeli, içine içine yaşayan…

Aynada gördüğüm yansımanın yakınlarımla örtüşmemesinin çocuk algımda yarattığı tekilleşme. Adını bilmediğim, adını koyamadığım ama her geçen gün beni içine çeken, sorularım ve yanıtsızlığın yarattığı hırçınlık… Ben hırçınlaştıkça beni anlamakta zorlanan yakınlarım. Ben hırçınlaştıkça aralara ördüğüm duvarlar ve kaçış arzusu. Kimden, neden kaçtığımı bilmeden bir yerlere sığınmak… Kimsenin bana ulaşamayacağı ama bir yandan da canlı bir şeylerle ilişki kurma arzusu.

Sonra dağları keşfettim, tepelerine tırmandığım, rüzgârla konuştuğum, kendimi bıraktığım, yanıtlar aradığım. Ağaçlarla buluştum, kirazlarını paylaştığım… Azalmaya başladı yalnızlığım… Artık başka bir gerçekliğim ve başka bir dilim vardı. Doğanın dili…

Bir kere yabancılaşınca çevrenize, kapanırsınız içinize. Ait olma ihtiyacınızı, ait olduğunuzu düşündüğünüz doğada bulursunuz. Sizin için aidiyet dağlarda başlar, ovalara yayılır, ağaçlarda büyüyüp gerçeklerle aranızda köprü olur.

Ve bir gün rüzgârın size fısıldadığı gerçeği duyarsınız… Savaşlar olmasa sınırlar olur muydu? Savaşlar kutsanmasa, insanlar oradan oraya savrulur muydu? Binlerce yıldır ülkelerini terk edip yepyeni yaşamlar kurmak zorunda kalanların çocukları, acılı anaların çocukları, çocuklarının çocukları…  Bir anda anlamsızlaşır anlamlar… Çünkü  nereye ait olduğunuzu  ne aileniz ne kültürünüz ne diliniz ne de genleriniz belirleyebilmiştir…

Kadınların verdiği yaşamları katleden adamların beslediği yokluğa dokunursunuz. Günler ve geceler facialarla bütünleşirken, aramızda olmayan mesafelerin, kanlarla çizildiğini anlarsınız… Boğazınız düğümlenir… Kalakalırsınız…