A Novelist, columnist & playwright

ACHE OF NON-EXISTING… – VAR OLAMAMA SANCISI…

“I am very unhappy. Lucky but unhappy… I’m unhappy because I can’t find the energy to run after the reasons why I’m supposed to be lucky. Or is being depressed giving me an easy way to escape? Escape from working, from moving… Am I spoiled or a coward in this sense? What do I want?… Why can’t I make an effort on my desires? Why does everything that needs to be done seem like a slavery to me?

Or, do I not believe that my dreams will come true? How much should I trust in my own beliefs? I can’t do anything, I do not have a single expectation from life, and I am one of a useless. Though, I used to have so many dreams. As my dreams are fading away with myself in front of my eyes, I’m running away. I’m running away from myself. Could everything really work out some day?”

When it is about “being a woman” all the differences among women from various cultures, countries and cities with vastly different pasts lose their importance.

No matter how alien their life conditions to each other;

No matter how dissimilar their expectations and objectives in life;

No matter how much they feel certain that no one could ever understand them truly,

No matter how much they will exaggerate their painful experiences;

No matter how much they hide themselves;

No matter if they have different bodies and thought systems, just one organ compels them to converge on one point:

Whether they want it or not;

Whether they understand it or not,

Essentially they are all suffering from the same ache of non existing.

“During a full moon night, in her tiny little room watching the lights of the city, she thought that all the sorrows she had been feeling also had been felt by many other women. She decided to do everything that she could do to change the world. Whether they throw her into the mental hospital, leave her to perish in prisons or lynch her, she made a vow to struggle till the end.

She has been aware of the hypocritical moral perceptions of the society and the egos nurtured and raised by those so-called ‘women’ and ‘men’. Under the name of moralities, she has seen the imposed immoralities that have been formed by that cruel question “what would the others say?” She experienced all the fears that have been turned into natural parts of women’s consciousness and how they paid the cost of ugliness behind the rosy pictures, in her body. She decided not to become what the society expected, wanted, demanded her to be and also to reveal the naked truths of the experienced but denied realities.

She gave a promise to herself; despite all the obstacles that will come on her way, no matter how much she will suffer, she will never give up on being herself and she will do anything to be herself:

“I will not let them carry on doing this, I will never be like them, I will never let other women  fall into their traps and disappear. If it is needed, I will work more and reach more women and never never give up.”

I want the heaven in this real world where I exist with my body, instead of the heaven promised to me by the patriarchal mindset. I know that it is possible to build up a delightful world where women and men live aware of their differences, with their natural sexual identities. And thus, I am adamant that I will fight for a change in the world towards this goal. For this reason, I ask all the women to rebel and deny the concepts imposed upon us by the patriarchal mindset.


“Çok mut­su­zum. Şans­lı ama mut­suz. Mut­su­zum çün­kü şans­lı sa­yıl­ma­mı sağ­la­yan se­bep­le­rin pe­şin­de ko­şa­cak ener­ji­yi bu­la­mı­yo­rum. Yok­sa bu­na­lı­ma gir­mek ba­na çok ko­lay bir ka­çış yo­lu mu sağ­lı­yor? Ça­lış­mak­tan, ha­re­ket et­mek­ten… Bu an­lam­da şı­ma­rık mı­yım, kor­kak mı? Ne is­ti­yo­rum?.. İs­tek­le­rim için ni­ye ça­ba gös­te­re­mi­yo­rum? Ni­ye ya­pıl­ma­sı ge­re­ken şey­ler ba­na an­gar­ya ge­li­yor?

Yok­sa ha­yal­le­ri­min ger­çek­le­şe­ce­ği­ne inan­cım mı yok? İnanç­la­rı­ma ne ka­dar gü­ven­me­li­yim? Hiç­bir iş ya­pa­mı­yo­rum, yaşamdan tek bir beklentim yok, ben işe ya­ra­ma­zın bi­ri­yim. Oy­sa be­nim ne çok ha­yal­le­rim var­dı. Ha­yal­le­rim göz­le­ri­min önün­de be­nim­le be­ra­ber yok olur­ken, ben ka­çı­yo­rum. Ken­dim­den ve Su­de’den. Her şey ger­çek­ten iyi ola­bi­lir mi?”

Fark­lı çev­re­ler­den, fark­lı kül­tür­ler­den, fark­lı ülkelerden ve şe­hir­ler­den ge­len, fark­lı hi­kâ­ye­le­ri olan tüm ka­dın­la­rın fark­lı­lı­ğı ‘ka­dın ola­bil­mek’ nok­ta­sın­da tüm öne­mi­ni yi­ti­ri­r. Ya­şam ko­şul­la­rı bir­bir­le­rin­den ne ka­dar baş­ka olur­sa ol­sun, bek­len­ti­le­ri ve he­def­le­ri ne ka­dar ay­rı olur­sa ol­sun, ken­di­le­ri­ni kim­se­nin an­la­ya­ma­ya­ca­ğın­dan ne ka­dar emin olur­lar­sa ol­sun­lar, acı­la­rı­nı ne ka­dar bü­yü­tür­ler­se bü­yüt­sün­ler, ken­di­le­ri­ni ne ka­dar giz­ler­ler­se giz­le­sin­ler, hep­si­nin baş­ka be­den­le­ri ve dü­şün­ce sis­tem­le­ri de ol­sa tek bir or­gan on­la­rı tek bir nok­ta­da bu­luş­ma­ya zor­lar: İs­te­se­ler de is­te­me­se­ler de, an­la­sa­lar da an­la­ma­sa­lar da, te­mel­de tüm kadınlar ay­nı var ola­ma­ma sancısını ya­şarlar.

Do­lu­nay­lı bir ge­ce­de, kü­çü­cük oda­sın­dan şehrin  ışık­la­rı­nı sey­re­der­ken, ken­di­si­nin çek­ti­ği acı­la­rı, baş­ka ka­dın­la­rın da çek­ti­ği­ni dü­şün­müş­tü. O gece dünyayı değiştirmek için elin­den ne ge­li­yor­sa yap­ma­ya ka­rar ver­miş­ti. So­nun­da, onu de­li di­ye tı­mar­ha­ne­ye de tık­sa­lar, ha­pis­ler­de de çü­rüt­se­ler, linç de et­se­ler, mü­ca­de­le­si­ni so­nu­na ka­dar sür­dür­me­ye o ge­ce ant iç­miş­ti.

Top­lu­mun iki­yüz­lü ah­lâk an­la­yı­şı­nı, ‘er­kek gi­bi’ ve ‘ka­dın gi­bi’ ya­şa­yan­la­rın bü­yü­tüp bes­le­dik­le­ri ego­la­rı­nı ta­nı­yor­du. Elâ­lem ne der acı­ma­sız­lı­ğıy­la ya­ra­tı­lan, ah­lâk adı­na da­ya­tı­lan ah­lâk­sız­lık­la­rı gör­müş­tü. Ka­dın­la­rın bi­linç­le­ri­nin do­ğal bir par­ça­sı ha­li­ne ge­ti­ri­len kor­ku­la­rın, pem­be tab­lo­la­rın ar­ka­sın­da­ki çir­kin­lik­le­rin ma­li­ye­ti­nin na­sıl öden­di­ği­ni bi­re bir ya­şa­mış­tı. Ya­şa­nan ama ya­şan­dı­ğı in­kâr edi­len ger­çek­le­ri, tüm çıp­lak­lı­ğıy­la gün ışı­ğı­na çı­kar­ma­ya ve top­lu­mun on­dan bek­le­di­ği, is­te­di­ği, ta­lep et­ti­ği gi­bi ol­ma­ma­ya ka­rar ve­rme­si de ay­nı ge­ce­ye rast­lı­yor­du. Önü­ne çı­kan tüm en­gel­le­re rağ­men, ne ka­dar acı çe­ker­se çek­sin, ken­di­si ola­ca­ğı­na, ken­di­si ol­mak için ne ge­re­ki­yor­sa ya­pa­ca­ğı­na da­ir o ge­ce kendine söz verdi.

‘İzin ver­me­ye­ce­ğim, on­lar gi­bi ol­ma­ya­ca­ğım, baş­ka ka­dın­la­rın da on­la­rın tu­zak­la­rın­da yok ol­ma­sı­na izin ver­me­ye­ce­ğim. Ge­re­kir­se da­ha çok ça­lı­şıp, da­ha çok ka­dı­na ula­şa­ca­ğım ve as­la, ama as­la vaz­geç­me­ye­ce­ğim.’

Erkek egemen zihniyetin bana vaat ettiği cenneti değil şu anda bu bedenimle var olduğum gerçek dünyadaki cenneti istiyorum. Kadınların ve erkeklerin doğal cinsel kimlikleri ile farklılıklarının farkında olarak yaşadıkları keyifli bir dünyanın oluşmasının mümkün olduğunu biliyorum. Bunun için de dünyayı bu yönde değiştirmek için mücadele etmekte kararlıyım. Bunun için de tüm kadınları başkaldırmaya ve erkek egemen zihniyetin bize dayattığı kavramları reddetmeye çağırıyorum.